Şam’a Gidiyorum: Masadan Sahaya, Dosyadan Gerçeğe

GİRİŞ:
2025-12-07
saat ikonu 09:20
|
GÜNCELLEME:
2025-12-07
saat ikonu 09:20

’ye doğru yola çıkıyorum. Bir gazeteci olarak defterimde çok sayıda başlık var ama zihnimde yalnız tek bir soru dönüp duruyor: Sahada beni nasıl bir gerçeklik bekliyor? Masalarda çizilen tablolarla sokakta karşıma çıkacak manzara birbirine ne kadar benziyor?

Yıllardır Suriye’yi haritalar, uydu görüntüleri, istihbarat raporları ve diplomatik pazarlıklar üzerinden okuduk. Elbette ki sahaya da çok gittik. Ama son olaylar, değişiklikler ve günceli sahada incelemek için yine yeniden gitmek gerekir. Hep söylediğim bir şey var: ’da olmaz olmaz. Ve gündem orada her an yeni değişikliklere gebedir. Şimdi bu yeni gündemi sıcağı sıcağına yerinde görmek için yola çıkıyorum ve eminim; yepyeni saha bilgileri içeren dosyalar, ayaklarımın altındaki toprakta her bir adımda yeni deneyimlerle, yeni analizlerle adım adım ortaya çıkacak. Çünkü yeni Suriye’yi anlamanın yolu artık sadece Ankara koridorlarından, ofislerdeki masa başından geçmiyor; özellikle Şam sokaklarından, Halep’in sessiz çarşılarından, Humus’un yarım kalmış evlerinden geçiyor.

Suriye sahasında uzun süredir kapalı kalan kapılar yeniden aralanıyor. Ankara–Şam hattında aylardır perde arkasında yürüyen temaslar artık daha görünür, daha açık ve daha yüksek sesle konuşuluyor. Ortadoğu’da taşların yerinden oynadığı bu dönemde Suriye dosyası yalnızca bir dış politika gündemi değil; Türkiye’nin güvenliği, politikası ve bölgesel dengeleri açısından doğrudan belirleyici bir başlığa dönüşmüş durumda.

Sahadaki tablo aslında net ama kırılgan. Askerî çatışmaların yoğunluğu azaldı; ancak siyasi mücadele hız kazandı. Rejim kendi kontrol alanlarını genişletmeye çalışırken kuzeyde farklı güç merkezleri varlığını sürdürüyor. Rusya, İran ve ABD sahada sabit; ama dengeleri sürekli değişen bir tablo söz konusu. İsrail’in son dönemde artan hava saldırıları ise Suriye’yi yeniden bölgesel bir gerilim hattına çekmiş durumda.

Ben şimdi bu tabloya bir ekran ya da rapor mesafesinden değil, bir gazeteci mesafesinden bakacağım. Evlerini terk etmiş insanların gözünde hangi tereddüt kaldı, hangi umut hâlâ canlı? Sokakta güvenliğin adı gerçekten “” mi, yoksa sessiz bir zorunlu kabulleniş mi? Sahada duyacağım her cümle, bugüne kadar üst üste konulan tüm analizlerin gerçeklik testine dönüşecek.

Türkiye açısından mesele yalnızca terör tehdidi değil. En az bunun kadar kritik olan başlık, milyonlarca Suriyelinin güvenli ve onurlu bir biçimde geri dönüşü. Son dönemde hız kazanan “gönüllü geri dönüş” projeleri, altyapı çalışmaları ve konut inşaları sahadan gelen en somut veriler arasında. Ancak geri dönüş yalnız betonla olmuyor. Güvenlik, hukuk düzeni ve ekonomik hayatın yeniden kurulması hâlâ en kırılgan alanlar.

Şam’la yeniden diplomatik bir hat kurulması ihtimali artık kulislerden çıkmış durumda; her yerde açık açık konuşuluyor. İstihbarat düzeyinde başlayan temasların siyasi zemine taşınması için Moskova ve Tahran üzerinden yoğun bir trafik yürütülüyor. Ankara’nın pozisyonu net: Sınır güvenliği sağlanmadan, terör tehdidi tamamen ortadan kalkmadan ve göç dosyası kalıcı çözüme ulaşmadan tam normalleşme mümkün görünmüyor.

Ancak sahada her başlık teori kadar düzenli ilerlemiyor. Suriye’de yaşanan her gelişme, Türkiye’nin iç politikasına da doğrudan yansıyor. Göç konusu artık insani bir başlık altında değerlendirilmiyor; şehir dokusunu, kamu düzenini ve toplumsal dengeyi etkileyen yapısal bir mesele hâlini aldı. Masadaki her kararın sokakta bir karşılığı var.

Arap dünyasının Suriye’yi yeniden sisteme dahil etme eğilimi de sahada dengeleri etkiliyor. Şam’ın Arap Birliği’ne dönüşü, Körfez ülkelerinin temkinli temasları ve ekonomik açılımlar, Suriye’yi yalnızlıktan çıkarma girişimi olarak okunuyor. Ancak bu açılımın kalıcılığı, sahadaki istikrara ve büyük güç rekabetine bağlı.

Ben bu yolculukta elbette ki Suriye insanını, evleri, yolları, şehirleri derinden inceleyeceğim; ama en çok da sessizlikleri kayda alacağım. Yıkılmış bir binanın önünde susan bir çocuğu, yarım kalmış bir dükkânın eşiğinde bekleyen yaşlıyı, yeniden başlama ihtimaliyle tereddüt arasında kalan bir genci de yazacağım. Çünkü savaşın gerçek bilançosu, rakamlardan çok insanın, evlerin, yolların, sokakların, ağaçların gözlerinde okunur.

Suriye’ye giden yol artık yalnızca sınırlardan geçmiyor. O yol, masalardan, notlarından, istihbarat odalarından ve insan hikâyelerinden geçiyor. Ben şimdi o yolun sahadaki karşılığını görmeye gidiyorum.

Ve geri dönerken yanımda şu soruların cevapların olacak:

Silahlar ne kadar sustu? Korku ne kadar dağıldı? Ve insanlar gerçekten evine dönmeye hazır mı? Suriye gerçekten özgür mü?