Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Afrika Boynuzu, bugün sadece bir toprak parçası veya harita üzerinde sınırları çizilmiş bir coğrafyadan ibaret sayılmamalıdır. Bu bölgede son zamanlarda faylar oldukça hareketli. Çünkü Afrika Boynuzu, artık küresel güç mücadelesinin yeni fay hattıdır. Kızıldeniz’e bakan her liman, Hint Okyanusu’na açılan her boğaz ve Doğu Afrika’daki her siyasal kırılma artık yalnızca yerel aktörleri ilgilendirmiyor. Bu nedenle Somaliland meselesi, bir bağımsızlık tartışmasından çok daha fazlasıdır; yeni bir jeopolitik satranç hamlesidir.
Aralık ayında İsrail’in Somaliland’ı tek taraflı biçimde tanıması ve buna karşı Türkiye, Somali, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın da içinde bulunduğu 21 ülkenin Somali’nin toprak bütünlüğünü savunan ortak bir bildiri yayımlaması, sahadaki rekabetin artık açık bir diplomatik mücadeleye dönüştüğünü gösterdi. Hemen ardından Türkiye hedef alınarak başlatılan dezenformasyon dalgası ise tesadüf değildi.
Çünkü mesele Somaliland değil; Türkiye’nin bölgede inşa ettiği denge politikasıdır.
Türkiye neden hedefte?
Türkiye, Somali’de klasik bir nüfuz aktörü gibi davranmıyor. Ne askeri işgale, ne şirket kolonizasyonuna, ne de yerel siyaseti dizayn etmeye dayalı bir model uyguluyor. Tam tersine, devlet kapasitesi inşa eden bir yaklaşım izliyor: ordu eğitimi, liman ve havaalanı işletmesi, enerji yatırımları, insani yardım, diplomasi ve arabuluculuk.
Bu model, Afrika Boynuzu’nu onlarca yıldır kendi etki alanı olarak gören aktörler açısından rahatsız edici. Çünkü Türkiye’nin varlığı, hem “güvenlik satıcılığı” üzerinden kurulan düzeni hem de “parçala-yönet” stratejisini zayıflatıyor.
Bu yüzden Türkiye sahada kazanırken, masa başında kaybettirilmek isteniyor. Bunun aracı da dezenformasyon.
Üretilen algı ne?
Üretilen söylem üç eksende dönüyor:
Birincisi, Türkiye “sömürgeci” olarak etiketleniyor. Somali ile yapılan askeri ve ekonomik anlaşmalar, Batılı analiz merkezlerinde “Yeni Osmanlıcılık” başlığı altında sunuluyor. Oysa bu anlaşmalar Somali hükümetinin talebiyle ve Birleşmiş Milletler kararlarıyla uyumlu biçimde yürütülüyor.
İkincisi, Türkiye “istikrar bozucu” gibi gösteriliyor. Somali’nin toprak bütünlüğünü savunmak, Etiyopya’ya karşı düşmanca tavır olarak pazarlanıyor. Oysa Ankara Süreci, bölgedeki en aktif arabuluculuk platformu. Türkiye, savaş kışkırtan değil, gerginliği yöneten bir aktör.
Üçüncüsü, Türkiye “kalkınmanın önünde engel” gibi resmediliyor. İsrail’in Somaliland hamlesi modernleşme ve refah olarak sunulurken; Türkiye’nin pozisyonu statükoculuk diye etiketleniyor. Halbuki Somali’nin parçalanması, Afrika genelinde zincirleme ayrılıkçı krizler üretme potansiyeline sahip.
Yani mesele kalkınma değil; kontrol.
İsrail faktörü neyi değiştiriyor?
İsrail’in Somaliland hamlesi, bir kalkınma projesi değil; bir çevreleme stratejisidir. Amaç Somaliland üzerinden Kızıldeniz’de yeni bir askeri ve istihbari sıçrama tahtası kurmak ve Türkiye’nin Doğu Afrika’daki manevra alanını daraltmaktır.
Bu hamle aynı zamanda bölge ülkeleri arasında yeni fay hatları üretme riskini de barındırıyor. Afrika Birliği’nin ve Birleşmiş Milletler’in tanımadığı bir yapının tanınması, sadece Somali üzerinden okunmamalıdır, bu yapının tanınması, Afrika’daki tüm sınır düzenini tartışmalı hale getirir.
Bu yüzden Türkiye’nin itirazı ideolojik değildir. Hukukidir, stratejiktir ve uzun vadeli istikrarı esas alır.
Asıl kavga nerede?
Asıl mücadele, Somaliland’ın statüsünden çok daha derindedir. Kavga, Afrika’nın parçalanarak mı yoksa kurumsallaşarak mı kalkınacağı üzerinedir.
Bir yol; küçük, kırılgan, dış aktörlere bağımlı mikro yapılar üretir. Diğer yol; egemenliği güçlendiren, devlet kapasitesi inşa eden, bölgesel dengeyi koruyan bir çizgi önerir.
Türkiye ikinci yolu savunuyor.
Bu yüzden Türkiye’nin Somali’deki varlığı bir tehdit değildir; tam tersine düzen kurucu bir etkidir. Ve bu etki, sadece sahadaki haliyle bırakılmamakta, algı dünyasındaki yapılar da hedef alınmaktadır.
Somaliland tartışması bize bir şeyi net biçimde gösteriyor: Yeni çağda savaşlar sadece tankla, uçakla, donanmayla yapılmıyor. Algı ile yapılıyor. Haritalar çizilmeden çok önce algısal hikâyeler de yazılıyor .
Ve Türkiye bugün Afrika Boynuzu’nda sadece liman, üs, okul, yol inşa etmiyor. Aynı zamanda kendisine yönelik inşa edilen hikâyeyle de mücadele ediyor.
Bu mücadele sessizdir, görünmezdir, ama bugünkü dünyada, en az sahadaki mücadeleler kadar belirleyicidir.
