Google Derinlemesine Analiz, Teyitli Haber! Tıkla ve favori kaynağın yap.

İran ve Amerika Masada Umduğunu Bulacak mı?

GİRİŞ:
2026-06-23
saat ikonu 08:57
|
GÜNCELLEME:
2026-06-23
saat ikonu 09:09

Bugün dünyanın dikkatle izlediği konu, ile Amerika arasında yeniden başlayan görüşmelerdir. İsviçre'de yürütülen son temasların ardından iki taraf da "ilerleme" mesajı verse de gerçekte masanın üzerinde duran dosyalar oldukça ağırdır. , , 'nın güvenliği, bölgesel nüfuz alanları ve ekonomik çıkarlar birbirine düğümlenmiş durumdadır.

Asıl soru şudur: İran ve Amerika gerçekten uzlaşmak mı istiyor, yoksa zaman mı kazanıyor?

Amerika Ne İstiyor?

Washington'un temel hedefi nettir: İran'ın nükleer silaha ulaşmasını engellemek.

Amerikan yönetimi, İran'ın geçmişte yüzde 60 seviyesine kadar uranyum zenginleştirmesini büyük bir güvenlik tehdidi olarak görüyor. Bu nedenle İran'ın nükleer faaliyetlerinin sıkı biçimde denetlenmesini, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın yeniden sahaya dönmesini ve uranyum stoklarının kontrol altına alınmasını talep ediyor.

Ancak mesele yalnızca nükleer program değil.

Washington aynı zamanda:

Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasını,

Bölgedeki Amerikan müttefiklerine yönelik tehditlerin azaltılmasını,

İran'ın bölgesel vekil güçler üzerindeki etkisinin sınırlandırılmasını,

Uzun vadede füze programının da masaya gelmesini istiyor.

Amerika açısından mesele İran olmakla birlikte; Körfez enerji güvenliği, İsrail'in güvenlik kaygıları ve küresel petrol piyasalarının istikrarı da bu görüşmelerin arka planında yer alıyor.

Washington'un korkusu şudur:

Bugün taviz verdiği bir İran'ın birkaç yıl sonra daha güçlü, daha zengin ve daha etkili bir bölgesel aktöre dönüşmesi.

Bu nedenle Amerika'nın temel stratejisi "kontrollü yumuşama" olarak görünüyor.

İran Ne İstiyor?

İran'ın önceliği ise güvenlikten önce ekonomidir.

Yıllardır uygulanan yaptırımlar İran ekonomisini ciddi şekilde yıprattı. Enflasyon, işsizlik, para biriminin değer kaybı ve yatırım eksikliği ülke içinde ciddi baskılar oluşturuyor.

Bu yüzden Tahran'ın ilk talebi yaptırımların kaldırılmasıdır. Özellikle petrol satışına yönelik kısıtlamaların gevşetilmesi ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması İran açısından hayati önem taşıyor.

İran ayrıca:

Barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını,

Rejim güvenliğinin garanti altına alınmasını,

ABD'nin yeni yaptırımlar uygulamamasını,

Bölgesel nüfuzunun tamamen hedef alınmamasını istiyor.

İran'ın en hassas olduğu konu ise "sıfır zenginleştirme" talebidir.

Tahran yönetimi bunu egemenlik hakkına müdahale olarak görüyor. Bu nedenle İran'ın kırmızı çizgisi, nükleer faaliyetlerin tamamen durdurulmasından ziyade belirli sınırlar içinde devam etmesidir.

İlk Sonuçlar Ne Gösteriyor?

Son görüşmelerden gelen bilgiler, iki tarafın tamamen kopuş noktasında olmadığını gösteriyor.

ABD'nin İran petrolüne yönelik bazı geçici kolaylıklar sağlaması, İran'ın da uluslararası denetçilere yeniden kapı açmayı kabul etmesi dikkat çekici gelişmelerdir. Ayrıca Hürmüz Boğazı'nda krizleri önleyecek doğrudan iletişim mekanizmaları kurulması ve teknik görüşmelerin sürdürülmesi kararı alınmıştır.

Bu gelişmeler, tarafların en azından kısa vadede çatışma yerine diplomasiye yatırım yaptığını gösteriyor.

Fakat diplomasi ile güven arasında hâlâ büyük bir mesafe bulunuyor.

Çünkü her iki taraf da geçmiş deneyimlerin yükünü taşıyor.

Amerika, İran'ın gizli biçimde nükleer kapasitesini artırabileceğinden şüphe ediyor.

İran ise Washington'un bir anlaşma imzalayıp birkaç yıl sonra yeniden yaptırım kartını kullanabileceğine inanıyor.

Masadaki en büyük sorun teknik değil, psikolojiktir.

Kim Daha Fazla İhtiyaç Duyuyor?

Bu sorunun cevabı sanıldığından daha karmaşıktır.

İlk bakışta yaptırımlar nedeniyle İran'ın anlaşmaya daha çok ihtiyaç duyduğu düşünülebilir.

Ancak Amerika'nın da bu masaya ciddi nedenlerle oturduğu görülüyor.

Küresel enerji piyasalarının istikrarı, Hürmüz Boğazı'nın açık kalması ve yeni bir bölgesel savaşın önlenmesi Washington açısından da önem taşıyor. Özellikle uzun savaşların ekonomik maliyetleri düşünüldüğünde Amerika'nın da kontrollü bir uzlaşma aradığı görülüyor.

Dolayısıyla bu görüşmelerde taraflardan biri tamamen güçlü, diğeri tamamen zayıf değildir.

Her iki taraf da bazı alanlarda tavize ihtiyaç duymaktadır.

İran Masada Umduğunu Bulacak mı?

İran'ın bütün yaptırımların kaldırılması ve nükleer programının tam kabul görmesi gibi bir sonuç elde etmesi zor görünüyor.

Ancak petrol ihracatının rahatlaması, bazı mali varlıkların serbest bırakılması ve ekonomik nefes alma alanı kazanması mümkündür. Bu açıdan bakıldığında İran kısmi başarı elde edebilir.

Amerika Masada Umduğunu Bulacak mı?

Amerika'nın da İran'ın nükleer faaliyetlerini tamamen sıfırlaması yönündeki beklentisinin gerçekleşmesi kolay görünmüyor.

Fakat daha sıkı denetimler, uranyum stoklarının sınırlandırılması ve uluslararası gözlem mekanizmasının geri dönmesi Washington açısından önemli bir kazanım olacaktır.

Sonuç olarak ;

Bugünkü tabloya bakıldığında ne İran'ın tam zaferi ne de Amerika'nın tam üstünlüğü mümkün görünmektedir.

Masada oluşan tablo, klasik bir diplomatik dengeyi işaret ediyor:

Amerika İran'ı tamamen durduramayacak, İran da Amerika'yı tamamen geri adım attıramayacak.

Bu nedenle ortaya çıkması muhtemel sonuç, tarafların istemediklerini değil; katlanabileceklerini kabul ettikleri bir orta yol olacaktır.

Çünkü bazen diplomaside kazanmak, istediğini almaktan ziyade daha büyük bir kaybı önlemektir.

İran ve Amerika bugün tam da böyle bir masanın iki ucunda oturuyor. Tarih bize gösteriyor ki bu tür görüşmelerde asıl kazanan taraf, en yüksek sesi çıkaran olmaz ; en uzun vadeli hesabı yapan taraf olur.

Kaynaklar :

Reuters

The Economic Times