Cuma namazında George Orwell’ı gördüm

GİRİŞ:
2026-10-22
saat ikonu 00:45
|
GÜNCELLEME:
2026-10-22
saat ikonu 00:45

Hayatın sorgulanmadan yaşanması “çağın gereği” olarak sayıldığından beri ne insan hayatının ne de çağın bir kıymeti kaldı.

Sinsi planlarını gerçekleştirmek için binlerce ölüme neden olanların savaş politikaları bundan ötürü normal görülüyor dünyada.

Peki insan yeryüzünü cehennem gibi bir yere çevirme yeteneğini neden hayır işlerde kullanmaz da bitmek bilmeyen katliamlardan korku şatoları inşa eder?

* * *

Geçtiğimiz cuma hutbede “İnsan olarak doğmak büyük bir lütuftur fakat aslolan bir ömür boyu insan kalabilmektir.” sözü 2 kez vurgulandı.

Hutbenin hem başında hem de sonunda tekrarlanan bu söz, ünlü bir romanda geçen cümleyi hatırlattı.

Romandaki cümle “Hiçbir yararı olmayacağını bile bile insan kalmanın çok önemli olduğunu düşünüyorsan, onları yendin demektir.” şeklindeydi.

George Orwell’ın 1949’da yayımlanan meşhur eseri “1984”te geçen cümle işte farklı bir şekilde karşımıza çıkmıştı.

Belki de cuma hutbesini yazan, bu söze atıfta bulundu ya da ondan bağımsız olarak romandaki cümleyi hatırlamamıza vesile oldu.

Bu, işin pek kolay aydınlanmayacak tarafı ama asıl mesele, insan kalabilmenin önemine dikkat çekilmesi değil mi?

Söze göre insan, iyiliklerle anılması gereken bir varlık ki hep öyle kalması değerli bulunuyor.

İyi de yeryüzündeki savaşlara, kıtlıklara, gerilimlere, sebze, meyveyle türlü gıdanın yanında akaryakıt fiyatlarının ne olması gerektiğine, hastalıkların sadece ilaçla geçici olarak uzaklaştırılıp köklü çözümlerinin gizlenmesine sebep olan da insan değil mi?

Eğer bunları yapan da insansa ve insanlık böyle oluyorsa bu varlığın hep insan olarak kalması dünyanın hiç felah bulmayacağı anlamına gelmeyecek mi?

Kur’an-ı Kerim’deki “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu.” ayeti, zihnimizdeki soru işaretlerini hemen gideriveriyor.

İNSANLARIMIZ SELDE NEDEN YİTTİ?

İnsan, karada da denizde de düzeni bozunca bu durum belediye meclislerinden millet meclislerine kadar her yere sirayet ediyor.

Kendi hâlinde yaşayan biri, yağmurlu bir günde aracıyla yol alırken sel sularına kapılıp canından olunca ortaya 2 durum çıkıyor:

- 83 yılın en fazla yağmuru yağınca sele döndü, felaket kaçınılmaz oldu.

- Ne kadar aşırı yağarsa yağsın dere yatakları hesap edilmeden hazırlanan imar yasaları felakete davetiye çıkardı.

ve ’de 10 vatandaşımızın can vermesine neden olan sağanak yağışlar için “Hata nerede, asıl sorumlu kim?” diye sorulurken ülkenin gündemi ne böylesi hayati konulara ne de sorulara fırsat veriyor.

Felaketin yaşandığı bölgelerimizde tahliye, yıkım ve yeniden yapım çalışmaları sürerken gittikçe derinleşen fon olayı, belediye başkanları ve milletvekillerinin parti değiştirmesi baş sırayı işgal ediyor.

* * *

Her gün yeni bir dolandırıcılık ve suç şebekesi operasyonunun yaşandığı, cana kıymanın gittikçe basit bir hâle gelip çoğunluğun bir cinnet hâlinde yaşadığı coğrafyada cuma hutbesinde bahsedildiği gibi “Bir ömür boyu insan kalabilmek” de George Orwell’ın “1984”ünde geçtiği gibi “Hiçbir yararı olmayacağını bile bile insan kalmanın çok önemli olduğunu düşünmek” de hiç kolay değil.

Başaranlar ve yolu zorunlu olarak bataklıktan geçip üzerine hiç çamur sıçratmayanlar mutlaka var. İyi ki varlar, yoksa verecek iyi haberi kalmadı dünyanın!