Köylülüğümüzle kavga ederek yanlış mı yaptık?

GİRİŞ:
2026-10-15
saat ikonu 00:31
|
GÜNCELLEME:
2026-10-15
saat ikonu 00:35

Ömür takviminin son sayfasının bir gün mutlaka kopacağını bilerek yaşamak, insandan başka hiçbir canlıya sorumluluk olarak yüklenmedi.

Dile getirmesi bile duyanda dehşet bir his uyandırırken insan, bu dramatik sorumluluğun çoğu zaman farkında değildir. Yoksa ne en yakınını yitirdiğinde bu kadar kolay unuturdu ne de günlerini böyle haybeye harcardı.

Maksadımız pek çok şeyle mücadele etmek zorundayken insan kalabilme başarısını gösterenleri üzmek ve kederlendirmek değil.

Bazen bıkma noktasına gelip karşıki dağları yerinden oynatacak bir “of” çekmeye kadar vardırıyorsa işi, bu onun yükünün pek de hafif olmadığının apaçık delilidir.

HAYVANLAR KONUT SORUNUNU NASIL ÇÖZDÜ?

Doğada gezen bir ayı, tilki veya köstebek, üzerinde “Satılık” yazan bir ev ya da araba gördüğünde asla heyecanlanmaz. Çünkü Yaradan onlara, bir çukur kazıp evini kendi yapma becerisini bahşetmiştir. Üstelik evlerini dayayıp döşeme sorunları da yoktur. Ne bulaşık makinesine ihtiyaç duyarlar ne de buzdolabına. Görene, âdeta "Sonumuz belliyken bu telaş niye?" mesajı veren kaplumbağa ise zaten evini sırtında taşımasıyla bütün kapitalist planları altüst etmiştir.

Müteahhitler, bir dönem deniz kumundan ev yapıp millete “Dayanıklı bina” diye satmayı başarı saysa da hayvan nesline ev pazarlamaya kadar götürememiştir icraatlarını.

İnsanlar, ekonomik gelişmelere ve emlak patronlarının satış planlamalarına göre ev sahibi ve kiracı diye ayrıldı.

Sonunun bir gün geleceğini kabul eden ancak ne zaman ve nerede olacağını bilmeden yaşayanlar, şimdiye kadarki tüm birikimleriyle bankadan aldıkları 120 ay vadeli kredilerle 10 sene daha yaşayacaklarının kesin inancıyla borçlanırken bazısı da buna cesaret edemeden her ay belli bir ücreti kira için ayırıyor.

İnsanın barınma durumunun yanında ne ev kredisi ne kira derdi olan hayvanlar, bununla birlikte arabayı da bir ihtiyaç olarak duymuyor. Öyle ki bu canlılar izlediği bir otomobil reklamından asla etkilenmez ve “Ben bunu mutlaka almalıyım.” diye hayal kurarak kendisini yüklü borçlara hazırlamaz.

Barınma ve ulaşım sorunu olmayan, iş bulma, geçinme gibi konularla uğraşmayan hayvanlar, insanların boğuştukları hastalıkları da tanımıyor.

Bir tavuk yerde yem ararken enflasyonu düşünmez, bembeyaz bir at kırlarda koşarken asla bir otomobil sahibi olmayı hayal etmez, bir karınca onca çalışkanlığıyla incecik sırtında taşıyıp biriktirdiklerini asla bir fona yatırıp vurgun peşinde koşmaz. Üstelik bunların hiçbiri ne gidişata kafa yorar ne de bir parti kurup “Bozuk olan her şeyi düzelteceğiz.” diye nutuk çeker.

Böylesi tuzaklara düşmeyip kederlere gark olmayan canlılarda o yüzden tansiyon, kalp ve şeker hastalığı görülüyor.

KÜRESEL KÖYDE YAŞAMAK VE TEK KÜLTÜR

Dünya, epey bir süredir McLuhan’ın dediği gibi küresel bir köye dönünce farklı kültür unsurları da tek tipleşmeye başladı. Bu durum en çok kentlerde kendini gösterirken köy ve kasabalarda gelenek cılız da olsa varlığını sürdürüyor.

Bu gerçek, kenarda acımasızca dururken okullarımızda öğrenciler şu cümleyi duyuyor: “Bir ülkenin tarımsal üretimi fazla, sanayi üretimi azsa o ülke gelişmemiş bir ülkedir.”

Her ne kadar köylerimiz tenhalaşsa çiftçilerimizin sayısı gittikçe azalsa da ülkemiz tarımda hiç de fena bir yerde değil.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 2024 verilerine göre 92 milyar dolarlık tarımsal üretimle dünyada altıncı, Avrupa’da birinciyiz.

Buna rağmen tarım üretiminde sıkıntılarımız var. Çiftçilerimiz akaryakıt, gübre ve hayvan yemi fiyatlarından şikayetçiler.

KÖYDEN GÖNDERİLEN TARHANAYLA BULGUR NE ZAMAN KESİLDİ?

Bir de işin kentlerle olan bağ meselesi var ki o ne TÜİK verilerinde ne de BM araştırmasında yer buluyor.

Özellikle 1990’lı yıllarda hem liberal hem de solcu aydınlarımız farklı cümlelerle şu manada yakınıyordu “Biz bu köylülükten kurtulamadık gitti.”

Solcularımız, köydekilerin kentlere gelip fabrikalarda çalışmak yoluyla işçi hareketlerini oluşturmasını hayal ederken liberallerimiz de tarımı küçümseyip sanayileşerek kentleşmenin artacağını düşünüyordu.

Şimdilerde köylerimiz iyice ıssızlaştı. Kentlerimizse ne tam sanayileşebildi ne de tam mamur oldu. Verginin büyük çoğunluğunun toplandığı ve iş sahalarının çok çeşitli olduğu büyükşehirler aynı zamanda çok fazla suç işlenen yerlerdir.

Kentlerde yaşayanlara bir zamanlar köydeki akrabalarından gönderilen tarhana, bulgur, yağ, bal, un gibi gıdalar, hem akraba ilişkilerini kuvvetli tutarken hem de enflasyonu dizginliyordu. Şimdi bunların gittikçe azalması, hatta kesilmesi, pek çok dengeyi de bozdu ama bunun tespiti hiçbir İktisat Fakültesinde henüz yapılmadı.

BİR ŞEYLER TERS GİDİYOR

Son yıllarda uyuşturucu ticaretinin, çeteleşmenin ve vurgunların bir pıtrak gibi yayılması, kalkınma hikayemizde bir şeylerin ters gittiğinin alarmını veriyor.

İstanbul’un Maltepe ilçesinde 4 katı kaçak 7 katlı binanın çökmesiyle 5 canımızın, otobanda geri geri giden tur otobüsüne tırın çarpmasıyla 11 insanımızın yitmesinde ne yazık ki kendimize has yönetim ve idare çarpıklığımızın yansıması var.

Kentler böyle de ıssızlaşmasını dert edindiğimiz köylerde durum çok mu farklı? 2026 Türkiye’sinde Kastamonu Taşköprü’de köyde çıkan kavgada bir aileden 4 kişi öldürülüyorsa artık köylerin de tadının kaçtığı anlaşılıyor.

“Türkiye’yi tanımak istiyorum.” deyip 81 vilayetimizi gezen modern seyyahlar, sadece kent merkezlerine gidip ilçelere ve köylere uzanmazsa elde edecekleri şey, illerimizin meşhur yemeklerini yiyip sembol yerlerini görüp oradan ayrılmaktan ibaret olur. Ha bir de sosyal medya hesapları için içerik üretme işini aradan çıkarıverirler, o kadar!

Güzel şeyler yok mu, tabii ki var. Zaten hâlâ umut varsa o güzel şeylerin hürmetine yerinde duruyor. Yine de insanın işi kolay değil.

Bir sonu kabul ederek yaşamak ve onu yok saymak herkesin harcı değil. Bu konu coğrafyamızda epey bir zamandır iyi yapılıyor. Modernlik böyle oluyor sanılıyor ama “Çağ bunu gerektiriyor.” denilen şeyler, daha hangi felaketle yanlışlığını belli etsin? 

Galiba çıkış yolu, küresel köyden kaçıp onuncu köyü bulmakta. Fakat onu ararken bugüne kadar yapılan yanlışları tekrar etmemeli!