Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Kime hâl hatır sorsam “Ne yapalım dünya telaşı.” diyor ve yetişmeye çalıştığı bir yerin olduğunu belli edercesine hızlı hızlı yürüyor.
Telaşlı yaşamayı herkesin bir nedene bağlayıp mazur gördüğü bu çağda telaşı olmayanlar da ayıplanarak “Hadi biraz canlanın ama!” uyarısıyla karşılaşıyor.
Hızlı hareketlerle sürekli bir yere yetişmeye çalışarak yaşamanın sonu, çok geçmeden ortaya çıkardığı sağlık sorunlarıyla telaşı kökünden kesmeye varıyor. Ondan sonra gelsin hastane randevuları, gitsin doktor kontrolleri. Hani telaşımız vardı?..
ÜLKEDE KARŞILIĞI OLMAYAN KAVRAM: İSTİFA
Kendini harap etmesine rağmen kimse yetişmeye çalıştığı şeye asla yetişemediği gibi bu telaşlı hâliyle pek çok güzel şeyi de kaybetmiş oluyor. Tedirgin yaşamaları içinde durup soluklanan güvercinler dile gelse şöyle diyebilir: “E ama insanlar böyle yaşamak mı olur?”
Bazen ülkeler de insanlar gibi hızın, yoğunluğun içinde debelenir de bir çıkış yolu aramaya çalışır. Bu sırada çokça şu kavramlar geçer: “Temizlik”, “soruşturma”, “gözaltı”, “operasyon”, “istifa”, “görevlendirme”
Bizde bunlardan en az çalışanı istifadır. Kimseyi kolay kolay bu eyleme ikna etmek mümkün değildir. Ülkede deprem olur, binlerce can yiter, adalet Fen İşleri Müdürü’nün peşine düşer de bataklığı imara açan belediye başkanları ve meclis üyeleri soruşturma konusu bile edilmez.
Madenci göçükte can verir, aynı gün açılan Meclis’te kimin kimle tokalaştığı daha büyük bir olaymış gibi yiten canların önüne geçer. Geride gözü yaşlı aileler ve boynu bükük çocuklar kalır. Yaşanan benzer kazaların gerçek sorumlusu uzun süren davaların sonunda bile bir türlü belli olmaz.
Milli Takım, Dünya Kupası’nda hezimet görür, bir Allah’ın kulu sorumluluk almaz, yetmez gibi yeni başlayan turnuvanın grubunda da 4’te 0 çeker ama herkes pişkin pişkin görevindedir.
ORTA SINIFTAN KİMLER KALDI?
Türkiye’de bankaların kredi faizlerinin yüzde 1 bile olmadığı yıllarda necip milletimiz harıl harıl konut ve taşıt kredisi çekerek ev ve araba sahibi olmaya çalışırken son yıllarda ise sadece geçinebilmenin derdine düşmüş durumda bulunuyor.
Orta sınıfı temsil edenlerin sesinin pek çıkmadığı bir ortamda bu insanlarımız bir yerlerde fena yanlışlar yapıldığının bilinci içinde hem namuslu bir kahır taşıyıp hem de elden bir şey gelememenin çaresizliğiyle mizaha sığınırken şöyle bir gerçek kendini ayan beyan belli ediyor gibi: Türkiye artık bambaşka bir hikâye yazmak zorunda.
15 YIL ÖNCEKİ GÜNDEM VE BUGÜN
Güzel ülkemizin bundan 10-15 yıl önceki gündemi daha konforlu bir görünüm verirken terör gibi hayati bir sorunu ise bir süre görmezden gelinmiş, sonra ona da bir politika geliştirilmeye çalışılmış ancak yine patlayan silahlar karşımıza çıkmıştı.
Bugün gelinen noktada soruna karşı daha aklı başında bir tutum izlenirken hâlâ bazı soru işaretlerinin tam olarak giderilememesi de kenarda öylece bekliyor.
Gündemin başında bunlar var, bir de fon rezaleti. Birincisi silah bırakma ve tasfiye sözlerinin arasında sonuç beklerken ikincisi bir süre daha kendisinden daha çok bahsettirecek gibi görünüyor.
İktidarın içinden bu rezalete bulaşanların varlığı kendisini belli ederken sadece “affını istemek” ve vurgun vurulan parayı iade etmek, olayın kapatılması için yeterli olmamalı.
Krize dönüşen yüksek kazanç yöntemiyle ilgili soruşturmada ifade veren iş insanı Ali Emre Ballı’nın ölü bulunması, devletin en üst kademesinden açıklama üzerine açıklama yapılması ve konuyla ilgili geçici bir yasa teklifinin Meclis’e sunulacak olması bu işin pek de öyle hafife alınmaması gerektiğini yakından gösteriyor.
CHP’li belediyelerin yolsuzluk soruşturmalarına gösterilen titizliğin yarısı olsun bu işe gösterilmezse eleştiriler, büyüyen şüphelere dönüşür.
Ondandır Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de MHP lideri Bahçeli “Kim olursa olsun üzerine gidilmeli.” mesajı veriyor.
O HİKÂYE BEKLENİYOR
İsmet Paşa’nın 1939’da başbakanlık görevine getirdiği Refik Saydam, göreve başlar başlamaz “Her işimiz A’dan Z’ye bozuktur.” demiş. Geçen yıllarda bozukluklar azalıp A ile Z arasındaki mesafe biraz kapansa da hâlâ birtakım şeylerin bozukluğu sürüyor.
Biz buraya telaştan geldik. İnsanın telaşı hiç beklemediği bir gün sağlığını olumsuz etkilerken ülkelerin telaşıysa hayırlı bir dönüşüm için gereklidir. Amaç eğer kirliliği ortadan kaldırmak ve daha güzel bir ortam oluşturmaksa yapılanlar daha büyük bir anlam taşır.
İnsan, ansızın kendini yorgun hissettiği bir ikindi vakti “Bu gidiş nereye böyle?” diye sorup cevap aramaya koyulduğunda hayatının da muhasebesini yapmak zorunda hisseder.
İşte insanın telaşları içinde durup sorabildiği soru, ülkeler tarafından daha farklı sorulduğunda o zaman telaşlar daha bir anlam kazanacak. Ve artık yıllardır aynı hikâye içinde sıkışan ülke çok daha gerekli ve manası derin yeni bir hikâyenin beyaz sayfalarında geleceğe kararlı, emin ve istikrarlı yürüyecektir.
Tersi durumda göçükte yiten madenciye de okul saldırısında kaybettiğimiz 10 yaşındaki Eslem gibi çocuklarımıza da kent keşmekeşi içinde hiç olmayacak bir olayda huzursuz edilen ya da pisi pisine can veren insanlara da çalışmadan fahiş kazanç elde edenlerin yanında geçim derdinde kendini kaybedenlere de “Bir daha bunlar olmayacak.” diye söz vermek hiç kolay olmayacaktır. Öyle değil mi?
