Dikey Tarım bir Gereklilik mi?

GİRİŞ:
2026-02-23
saat ikonu 09:10
|
GÜNCELLEME:
2026-02-23
saat ikonu 09:10

İstanbul’un derinliklerinde doğan bir tarım anlayışı

İnsanlık tarihi boyunca, toprak bizim ana kaynağımız, tarlalar ise yaşamımızın can damarları oldu. Binlerce yıldır insan, toprakla el ele vererek kokusunu içine çekerken gelecek için hep umut yeşertti.

Fakat şehir büyüdükçe o toprak azaldı, göller kurudu, nehirler çekildi ve gölgeleri uzayan gökdelenlerin gölgesinde kök salacak alanlar daraldı.

İşte bu dönüşümün tam da göbeğinde, İstanbul Kapalı Dikey Tarım Uygulama ve Araştırma Merkezi yükseliyor: Eksi 8. kat bodrumda doğan yeni bir tarım hamlesi.

Geçtiğimiz cumartesi günü ALKO Okulları’nda, Celal Toprak başkanlığında düzenlenen 18. Küresel Isınma Kurultayı, iklimin nabzını tutan önemli bir buluşmaya sahne oldu.

Kurultayın açılışında söz alan İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü İl Müdür Yardımcısı Murat Levent, konuşmasına şehrin derinliklerinde filizlenen bir umut hikâyesiyle başladı. İstanbul’un kalbinde, yerin metrelerce altında kurulan Kapalı Dikey Tarım Uygulama ve Ar-Ge Merkezi’ni anlatarak, tarımın artık yalnızca toprağın yüzeyinde değil; bilimin, teknolojinin ve iradenin ışığında her koşulda yeşerebildiğini vurguladı.

Bu merkez, dünya ölçeğinde hayatın topraktan öteye uzandığı bir ekosistemi temsil ediyor. İstanbul Kâğıthane’de eksi 30 metre kotunda, derinlikte başlayan yeni bir üretim öyküsü.

Artık tarımın da aşağıdan yukarıya büyümesine tanıklık ediyoruz.

Dikey Tarım: Neden bir zorunluluk değil de bir gereklilik?

Uzmanlara göre insan nüfusu 2050’ye gelindiğinde yaklaşık 10 milyara yaklaşacak; dünya genelinde şehirleşme ise hızla artıyor. Geleneksel tarım sistemleri artık bu taleple başa çıkmakta zorlanıyor. , kuraklık, toprak erozyonu gibi tehditler, mevcut tarımsal üretimi olumsuz etkiliyor. İşte bu noktada dikey tarım, sıradan bir teknoloji değil, insanlığın sürdürülebilir gıda arzını korumak için geliştirilmesi gereken bir sistem.

Dikey tarım, bitkileri yatay tarlalarda değil, çok katlı sistemlerde yetiştirir. Bu yapı, bir metrekareden çok daha fazla ürün alınmasına imkan sağlar. Geleneksel tarlalarda yılda bir ya da iki hasat yapılırken, dikey tarım sistemlerinde yıl boyunca düzenli döngülerle 10–12 kez ürün alınabilir. Bu sadece üretimi artırmakla kalmaz; aynı zamanda tüketiciye daha taze ve yerel ürünler sunar; çünkü üretim şehir merkezinin tam içinde gerçekleşir.

Ayrıca bu tür üretim; iklim, hava durumu, mevsim dalgalanmaları, böcek istilaları ya da toprak hastalıkları gibi tarımın ezeli sorunlarından bağımsız bir sistem sunar. Kontrollü çevre koşulları sayesinde her bir bitki bireysel bakıma cevap verir ve kaynaklar verimli bir şekilde kullanılır.

Su: Çölleşen dünya için altın değerinde bir kaynak

Dünya üzerindeki tatlı su miktarı sınırlı, ancak insanlık suyu giderek daha yoğun tüketiyor. Tarım, dünya su kullanımının yaklaşık %70’ini oluşturuyor ve bu oran birçok bölgede su kıtlığı riskini tetikliyor. Geleneksel sulama sistemleri yaygın buharlaşma ve taşkın kayıplarına neden olurken, dikey tarım suyu kapalı döngü sistemlerinde daha hassas ve verimli bir şekilde kullanır.

Kapalı dikey tarım sistemlerinde su bitkinin köklerine direkt ve tam ihtiyaç kadar verilir. Fazla su toplanır, filtre edilir ve yeniden kullanılır. Bu tür yeniden dolaşım sistemleri, su kullanımını geleneksel tarıma göre %90–95 oranında azaltabilir. Bu sadece su tasarrufu sağlamakla kalmaz, aynı zamanda topraktan suya karışan gübre ve pestisitler sorununu da ortadan kaldırır.

Enerji ve kaynak verimliliği

Dikey tarımda her şey kontrol altında: ışık, nem, sıcaklık ve besin. Doğal güneş ışığı yerine LED aydınlatmalar ve sensörler devreye girer, fotosentez maksimum düzeyde desteklenir. Bu sistemler toplam enerji tüketimini artırsa da LED teknolojisinin verimliliği ve doğru planlama, bu maliyeti azaltabilir. Ayrıca yenilenebilir enerji kaynaklarıyla entegrasyon, karbon ayak izini daha da düşürme potansiyeline sahiptir.

Bu kontrol sistemleri sayesinde, aynı alanda belki yüzlerce farklı mikroiklim oluşturulabilir; farklı bitki türleri aynı yapının içinde kendi ideal koşullarında yetişebilir.

Bir vizyon ve manifesto

Klasik tarım anlayışına karşı bu merkez, üretimi yukarı doğru taşır. Böylelikle bir alanda daha fazla üretim, daha az kaynak kullanırken daha fazla katma değer oluşturur. Bu yaklaşım, yerel ürün arzını artırmakla kalmayıp aynı zamanda Türkiye’nin su, toprak ve gözetim açısından kritik kaynaklarını korumaya hizmet eder.

Bu yapı, sıradan üretim tesislerinden çok farklı, çünkü sadece üretim yapmaz; aynı zamanda bir araştırma ve eğitim merkezidir. Yeni teknolojilerin denenmesi, üretim modellerinin optimize edilmesi ve bu vizyonun yaygınlaştırılması için bir laboratuvar görevi üstlenir.

Özetle, İstanbul Kapalı Dikey Tarım Uygulama ve Araştırma Merkezi, sadece bir tarım tesisinden ibaret değildir; o, bir vizyonun somutlaşmış hali. İklim ve coğrafyadan bağımsız bir üretim modeli inşa etme arzusu… Şehrin ortasında, topraksız bir üretim modelini hayata geçirme cesareti… Ve bu modelin ulusal tarım stratejilerine entegre edilmesinin öncüsü olma iddiasıdır.