Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Bir lokma düşünelim.
O lokma, tabağa konulduğu anda artık sadece “yemek” değil bir nimettir.
Eğer o nimet, bilerek ya da umursamazlıkla yarım bırakılıyor, çöpe gidiyor, dökülüp heba oluyorsa; adı ne olursa olsun bu bir israftır. İster iftar sofrasında olsun ister sıradan bir öğün yemeğinde…
Nimetin ayıbı olmaz kıymeti olur
Ben fazla çeşit meselesinden söz etmiyorum. Sofrada iki yemek olur, beş yemek olur; bu başka bir tartışma konusu. Fakat tabağa alınan bir nimetin yenmeden dökülmesi, ihtiyaç fazlası her davranış gibi ölçüyü aşmaktır. İsraf bazen gösterişten doğar, bazen dikkatsizlikten. Bazen “nasıl olsa var” rahatlığından, bazen de “ayıp olmasın” kaygısından. Oysa nimetin ayıbı olmaz; kıymeti olur. Ve kıymet, son lokmaya kadar gösterilen hürmetle anlaşılır.
Tabağa konulan yemek
Bir iftar sofrasında dökülen pilav tanesiyle, günlük bir öğünde çöpe atılan ekmek arasında hakikat bakımından hiçbir fark yoktur. Çünkü her biri, emekle yoğrulmuş birer emanet. İnsan, ihtiyacı kadar aldığında hafifler; fazlasını biriktirdiğinde ağırlaşır. Belki de asıl incelik, sofrayı zenginleştirmekte değil; nimete sadakat göstermektedir. Tabağa aldığını bitirmek, bitiremeyeceğini almamak…
Bu, küçük gibi görünen ama büyük bir ahlâktır.
Çünkü israf, çöpe giden yemek gibi görünse de aslında şükrün eksildiği yerdir.
Her yıl kalbimize serinlik, ruhumuza sükûnet getiren bir aydır Ramazan. O, aç kalmanın değil; ölçüyü, sabrı ve paylaşmayı yeniden öğrenmenin ayıdır. Gün boyu susuz kalan beden, akşam ezanıyla birlikte nimete kavuşurken aslında başka bir hakikate de ulaşır: Nimetin kıymetine. Fakat tam da bu noktada bir soru zihnimizi yoklar:
Gösterişli, çeşit çeşit yemeklerle donatılmış, “bol yıldızlı” iftar sofraları Ramazan’ın ruhuna ne kadar uygun?
Azla yetinmenin terbiyesi
“Yiyiniz, içiniz; fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A‘râf 7/31)
Bu ayet, bireysel beslenme alışkanlığının ötesinde bir hayat felsefesine işaret eder. İhtiyacın ötesine geçen tüketim “israf” kapsamına girer. Tefsirlerde israf; helal olsa bile gereğinden fazlasını harcamak ve nimeti yerli yerinde kullanmamak olarak açıklanır. Ramazan ise tam tersine, ihtiyaç ile arzu arasındaki farkı gösterir bize. Gün içinde aç kalan insan, aslında ne kadar azla yetinebileceğini idrak eder.
“Daha Çok Yeme” yanılgısı
Son yıllarda Ramazan, bir “gösteri mevsimi” ne dönüştürülüyor. Uzun masalar, kat kat tatlılar, çeşit çeşit ana yemekler… Oysa dinî kaynaklarda iftarın sadeliğine dair güçlü örnekler var. İftar, bir açlık yarışının finali değil; bir şükür anı. Dolayısıyla “bol yıldızlı” sofralar, eğer ihtiyaçtan fazla hazırlanıyor ve önemli bir kısmı çöpe gidiyorsa, bu durum israf sayılır. İhtişam, Ramazan’ın özü değil, ölçü ve niyet esastır.
Gösteriş mi, paylaşım mı?
İslam geleneğinde iftar sofrası aynı zamanda bir paylaşım sofrasıdır. Mesele sofranın zenginliği değil; kaç kişinin o sofradan nasiplendiğidir. Eğer geniş bir sofra: İhtiyaç sahiplerine de açılıyorsa, İsrafa yol açmıyorsa, Gösteriş amacı taşımıyorsa, o zaman bu bolluk cömertliktir. Ancak sofralar sosyal prestij göstergesine dönüşüyorsa, bu noktada o niyet sorgulanmalı.
Ramazan’ın ölçüsü “Denge”
İftar mekan tercihi lüks oteller mi yoksa esnaf lokantaları mı olmalı?
Büyük otellerdeki açık büfeler, çoğu zaman yüksek fiyatlı ve aşırı çeşitli. Açık büfe kültürü ise doğası gereği fazladan almayı ve tüketilemeyen yemeklerin artmasını beraberinde getirebilir. Buna karşılık mahalle esnaf lokantaları genellikle daha sade, ihtiyaca yönelik ve dengeli menüler sunar. Bu tercih: yerel ekonomiyi destekler, daha ulaşılabilir fiyatlar sunar, sosyal tabakalar arası temas imkânı sağlar, israf riskini azaltır.
İsrafın manevî boyutu
İsraf, sadece ekonomik bir kayıp değil aynı zamanda nimetin kıymetini bilmemektir. İmam Gazâlî, israfı kalbin hastalıkları arasında sayar ve ölçüsüzlüğün insanı manevî duyarlılıktan uzaklaştırdığını belirtir. Ramazan ise duyarlılık ayıdır. Gerçekten de bu ayda insanlar daha fazla yardımlaşır, daha fazla empati kurar, daha fazla kendini muhasebeye çeker. Açlık, insanı başkasının halini anlamaya yaklaştırır. Böyle bir iklimde aşırı tüketim, bu empati duygusunu zedeleyebilir.
Özetle, bol yıldızlı bir iftar sofrası tek başına haram ya da mutlak bir yanlış değildir. Eğer ihtiyaçtan fazlaysa, israfa yol açıyorsa, gösteriş için kuruluyorsa, başkalarının yokluğunu görmezden geliyorsa o zaman Ramazan’ın ruhuna aykırı olduğunu söyleyebilirim.
