Ölümün Sessiz Eşiği

GİRİŞ:
2025-12-08
saat ikonu 09:20
|
GÜNCELLEME:
2025-12-08
saat ikonu 09:20

Kardeşim Sait’in ardından

güzel şey, budur perde ardından haber...

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?

Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun! (Necip Fazıl Kısakürek)

, çoğu zaman farkına bile varmadan adımladığımız bir yol… O yolun bir yerinde, hepimizin payına düşen o sessiz eşik durur: ölüm. İnsanı durduran, sarsan, içindeki kelimelerin dışarıya çıkmasını zorlayan bir hakikat.

Nice yıllardır gazete ve dergilere yazı yazarım; kelimenin kıymetini, cümlenin gücünü bilirim. Ama insanın kendi yüreğine dokunan bir acıyı yazıya dökmesi bambaşka bir imtihanmış.

Kardeşim Sait Bayram’ın vefatı üzerine kelam etmek, hayatım boyunca belki kaleme aldığım en ağır yazı.

Cumartesi sabahının sessizliğinde, ansızın gelen bir kalp krizi ve ardından bir-iki saat içinde gerçekleşen o geri dönüşsüz yolculuk, Sait Bayram’ın dünya yolculuğunu hüzünlü bir noktaya taşıdı

Hani Kur’an’da “Her nefis ölümü tadacaktır” buyrulur ya. Ne kadar apaçık ne kadar tartışmasız bir gerçek… Fakat insanın gönlü, aklının kabul ettiği hakikati kabullenmekte hep zorlanır. Ölümle hayat arasındaki o ince çizgi, bugün varlığınla doldurduğun dünyayı yarın sessizliğe bırakıyor; ama insan yüreği buna yine de razı olmuyor.

Sait, ömrü boyunca rüzgârlarla boğuşmuş bir yelkenli gibiydi

Çok badire atlattı; ama her seferinde yeniden doğrulmayı, yeniden yürümeyi bildi. Tekstil tezgâhlarının gürültüsünden, astrolojinin derin ilmine uzanan bir merak dünyası vardı. Elli yaşından sonra dahi yeni bir ilme yönelmekten çekinmedi; adeta genç bir talebe heyecanıyla yıldızların izini sürdü. Hatta bu merak, belki de bir kitap dolusu bilgi biriktirecek seviyeye kadar ulaştı.

Ama onun kıymeti sadece öğrendikleriyle değil, elinin maharetiyle de ölçülürdü. Marangozluğa gelince, işin erbabını bile kıskandıracak kadar sanatkârdı. Küçük yaşlarından beri becerisiyle hepimizin önünde olurdu. Kurban vakti geldiğinde bıçağı ilk o eline alır, tek tek bütün kurbanları büyük bir ustalıkla o keserdi. Sanki Allah’ın ona verdiği güç, cesaret ve soğukkanlılık o anlarda en berrak hâliyle ortaya çıkardı.

Ve sesi… Davudi, güçlü, titremeyen bir ses

Kur’an tilavet ederken evin duvarları bile derin bir huşuya bürünürdü. Mısırlı hafızların okuyuşlarını aratmayacak bir makamla okurdu; bize adeta manevi bir ziyafet verirdi. Şimdi en çok o sesi özleyeceğim. Ev sessiz kaldığında yankılanan boşluk, belki de bu yüzden daha ağır geliyor bana.

Sait, hedeflediği hiçbir şeyi yarım bırakmazdı. Yaşamın ona savurduğu fırtınalarda bile yönünü kaybetmeyen bir pusula gibiydi. Ve belki de kaderin bir cilvesi ya da ince dokunuşu, onun gidişinde de bir başka anlam gizledi. Dokuz kardeşin olduğu büyük ailemizde, babamızdan sonraki ilk ayrılık onunla yaşandı. Böylece hepimizi, yine kendine has bir şekilde, bu kez sessizliğiyle bir araya toplamayı başardı.

İnsan sevdiklerini hatırladıkça yaşatır.

Bugün kelimeler yetersiz, cümleler eksik… Sait’in ardından yazdığım bu satırlar, onun hayatımıza bıraktığı izlerin küçük bir yansıması olsun.

Çünkü bazı insanlar, öldükten sonra bile manen yaşamaya devam eder; sesleriyle, ellerinin maharetiyle, hayata karşı duruşlarıyla…

Allah tüm geçmişlerimize rahmet eylesin