Biyolojik Siber Saldırılar Çağına Hoşgeldiniz!

GİRİŞ:
2025-12-12
saat ikonu 14:06
|
GÜNCELLEME:
2025-12-13
saat ikonu 01:40

Daha düne kadar siber saldırılar kablolardan yapılırdı; sunucular yanar, sistemler kilitlenir, sonunda ekran kararır ve sistemleri formatlamak zorunda kalırdık.

Bugün ise çok daha sessiz ve bir o kadar da tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz dostlar. Çünkü çağımızda yapılan saldırıların hedefi kökten değişiyor. Yani, bu yüzyılda yapılacak saldırılar sadece mala, mülke değil, doğrudan canlıya yapılacak. Yanlış duymadınız. Canlıya saldırı... İnsanın tüylerini diken diken eden sözler bunlar ama bu gelişmelerin kimse farkında değil maalesef...

Evet, dünyamıza yeni bir kavram soktular. Adına da “Biyolojik Siber Saldırı” dediler. Diyorum ya henüz ülkem medyasının manşetlerinde göremiyoruz konuyu belki ama akademik makalelerde, istihbarat raporlarında ve devlet iç yazışmalarında sıkça adı geçiyor. Gelişen ve dönüşen dünyamızda insanı yaşatmak için değil, insanı yok etmek için yeni bir cephe açma yarışı hız kesmeden devam ediyor. Dolayısıyla da açılan bu yeni cephede savaşların tarzı da tamamen değişmeye başlıyor.

Karanlıkta Yazılan Kodlarla Dünyayı Tehdit Edecekler

Yazımın başında da anlattığım gibi, klasik siber saldırıların amacı netti! Ya verilerinizi çalmak ya sistemlerinizi kilitlemek ya da sizi çevrimdışı bırakırlardı. Bu da en fazla ekonomik veya operasyonel bir zarar verirdi ki canımız sağ olsun der geçerdik. Ancak yeni saldırı biçimleri bambaşka yerlere doğru kayıyor. Açık açık diyorlar ki: “Seni hasta edebilirim.” İstersem “Tarımını bozabilirim.” Hatta “Ekinini, hayvanını, ekonomini bile çökertebilirim.”

Peki bunu gerçekten yapabilirler mi? Evet. Yapabilirler. Bu yüzden siz okuyucularımı bu hususta geçen hafta kaleme aldığım: “Doğa Bir Kitapsa, Yapay Zekâ O Sayfaları Yeniden Yazıyor” başlıkla makaleyle, yapay zekâ modellerinin genom dizilimleri üretebildiğini, protein yapıları tasarlayabildiğini, mikroorganizma davranışlarını saniyeler içinde simüle edebildiğini anlatmaya çalıştım. Doğrusu bu bilimsel gelişmelerin hâlâ bir nimet olduğunu düşünüyorum düşünmesine de ya kötü niyetliler için bu gelişmeler ölümcül bir fırsata dönüşürse ne olacak?

İşte, Oxford Üniversitesi’nden Johns Hopkins’e kadar yayımlanan makalelerde “AI-assisted dual use risk” başlığıyla söz konusu durumla ilgili açıkça tartışmalar yapılıyor. Hatta ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü, Dünya Sağlık Örgütü ve MIT Broad Institute’un raporlarında şöyle bir uyarı net bir biçimde geçiyor: “Yapay zekâ destekli biyoteknolojiler, biyolojik tehditlerin ölçeğini ve hızını ciddi biçimde artırabilir.” Duydunuz mu? Burada anlatılan şey, laboratuvarda saniyeler içinde tasarlanan, davranışı simüle edilmiş ve kötü amaçla hazırlanmış bir organizma yapabilirler! Ve en korkuncu da bir ülkenin tarımını, hayvancılığını yok etseler, yapılan saldırının izinin bulunamayacak oluşudur. Çünkü bu klasik siber saldırılar gibi IP adreslerinde veya log kayıtlarında kalan bir şey değil..

Bazı ülkelerde konuyla ilgili çok kritik dönüşümler yaşanıyor. Örneğin, ABD Savunma Bakanlığı, yine İngiltere Ulusal Merkezi ve İsrail’in ilgili güvenlik birimleri siber güvenliği yalnızca “dijital” bir mesele olarak görmüyor. Ve bunun için, Biyo-Siber Güvenlik Entegrasyonu birimini kurarak, yapay zekâ, biyoteknoloji ve ulusal güvenliği birlikte ele alıyor. “Kim, hangi dizilimi üretiyor?”, “Hangi yapay zekâ modeli neyi simüle ediyor?”, “Bu çalışmalar hangi etik ve hukuki sınırlar içinde yapılıyor?” gibi sorulara cevaplar arayan masadakiler artık akademik sorular değil; doğrudan ulusal beka sorunu görülerek hepsi bir arada ortak hareket ediyorlar.

Peki ya Türkiyem!

Türkiye’nin güçlü bir siber güvenlik birikimi olduğunu, savunma sanayisinde yetişen kıymetli insan kaynağımız olduğunu biliyorum. Üniversitelerde biyoteknoloji alanlarında çalışmalar yürütüldüğünü de biliyorum. Ama bu üç alanda tek bir stratejik aklın bir arada olmasının fark oluşturacağı düşüncesindeyim. Ülkemiz bu tabloya göre, hareket ederek, siber ordu anlayışımızın biyolojik güvenlikle hızlı biçimde entegre edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yarın tehdidin kaynağı bir virüs değil, bir kod-protein hibriti olabileceği gerçeğiyle yüzleşmeden tedbirli olunması gerektiğinin altını çiziyorum. Dünyada yaşanan bu yeni gelişmelere sessiz kalmamamız gerekiyor.

Görünen o ki geleceğin savaşları sadece bomba ve füzelerle değil, laboratuvarlarda yazılan kodlarla da yapılacak. Biyolojik siber saldırılar belki başlamadı ama hazırlıklarının başladığına adım kadar eminim. Ve bu alanda geç kalmak, yapabileceğimiz en büyük hatalardan biri olur diye düşünüyorum.

Haftaya tekrar görüşmek üzere hoşça kalın…