Google Derinlemesine Analiz, Teyitli Haber! Tıkla ve favori kaynağın yap.

Yarının fiyatını satın almak

GİRİŞ:
2026-07-17
saat ikonu 14:43
|
GÜNCELLEME:
2026-07-17
saat ikonu 14:43

Geçen hafta koridorda yürürken iki çalışma arkadaşımın konuşmalarına kulak misafiri oldum. Biri yanındakine, "Aslında kulaklığım çalışıyor ama yılbaşından sonra bu fiyata bu kulaklığı bulamam, o yüzden yedekte dursun," diyerek telefondan sipariş veriyordu. Kulaklığı bozulmamış, yeni bir modele de heves etmiyordu. Sadece henüz gelmemiş bir zaman diliminin fiyat etiketinden endişe duyuyordu. Dayanamadım ve dedim ki: "İhtiyacınız olan şeyleri almayı bırakıp, yarın ulaşamayacağınızdan korktuğunuz eşyaların peşine ne diye düşüyorsunuz?" Cevapları basitti: "Fiyatlar ha bire uçuyor…"

dediğimiz şeyi çoğu zaman faizle, dövizle, altınla ya da enflasyonla açıklıyoruz. Oysa bunların hepsi sonuç. Asıl dert, insanların yarın hakkında ne düşündüğüdür. Zira ekonomi matematiksel ifade biçimlerinde değil, insanın zihninde bozuluyor.

Eğer bir toplumda insanlar gelirlerini elde eder etmez harcama telaşına düşüyorsa, bunun arkasında basit bir arzusu aramak büyük bir hata olur. Paranın cebimizde durduğu her saniye eriyeceğine dair duyulan o inancı görmezden gelemeyiz. Tasarruf etmek yerine hemen tüketmeyi tercih eden insanlar, aslında bir alışveriş çılgınlığı yaşamıyorlar; yarının getireceği belirsizliğe karşı kendilerince önlem almaya çalışıyorlar. Geçtiğimiz yıllarda otomobil bayilerinin önünde uzayan o kuyrukları hatırlayalım. Bir arabaya gerçekten ihtiyacı olanlarla birlikte, büyük bir kitle de "Bugün almazsam bir daha asla alamam" kaygısıyla sıralarda bekliyordu. Aynı refleksleri evde, telefonda, klimada, gıdada, hatta bebek bezinde bile gördük. Biz artık somut bir nesneyi değil, o nesnenin gelecekteki olası fiyat etiketini satın almaya başladık. Bu, henüz yaşanmamış o zamanı önden satın alarak kendimizi güvenceye almaya çalışmaktır.

Bu refleks aslında bugüne ya da sadece bize özgü değil. İnsan karşısında iki bin yıl önce ne yapıyorsa bugün de aynısını yapıyor. Elinin uzanabildiğini bugünden eve taşımaya çalışıyor. 1970'lerin petrol krizinde Amerika'da insanlar benzin istasyonlarında bidonlarla kuyruk oluşturmuştu. 1994 ve 2001 yılları Türkiye'sinde ise yağ, şeker ve döviz kuyruklarını manşetlerde görüyorduk. Bugün sokaklarda o fiziki kuyrukları görmüyoruz desek de teknoloji sayesinde o kuyruklar telefonlarımızın dijital sepetlerinde duruyor. Demek ki insanoğlunun zihnindeki o telaş hiç değişmemiş.

Bu gidişat normal değil. sadece fiyatların yükselmesine sebep olmuyor; insanın zamanla, sabırla ve birbiriyle kurduğu bağı da bozuyor. Bu zarar yalnızca cebimize değil; karakterimize, kişiliğimize, hatta sabrımıza kadar sirayet ediyor. Bugün çocuklarımıza tasarruf etmeyi değil, telaşlanmayı öğretiyoruz. Bu da ister istemez enflasyonun faturasını çocuklarımızın zihinlerine ödetmek demek. Onlar, erken yaşta tasarrufun değil, sürekli değişen fiyat etiketlerinin baskısıyla tanışıyorlar. Bir toplumda yarının öngörülebilirliği azaldığında, alışveriş yapmanın bile karakteri değişir. Oysa insan, yarınından emin olduğu topraklarda niye aceleyle bir şeyleri alıp stoklamak istesin? Plan yapan, beklemeyi bilir, ihtiyacı kadar olanla yetinen o rasyonel duruşun yerini ne yazık ki acelecilik alıyor. Yarına dair plan yapmakta zorlanan bir toplumun refleksleri de haliyle yön değiştirecektir.

İş hayatında da ev hayatında da güven kaybolduğunda bunu ilk bilançolar söylemez. Marketteki insan söyler. Kasadaki o aceleci telaş söyler. Evde açılmadan bekleyen koliler söyler. Bir ekonomide işlerin yolunda gidip gitmediğini anlamak için bazen Merkez Bankası tablolarına bakmaya gerek kalmaz. Bir market arabasının içine ya da telefon ekranındaki o dolup taşan dijital sepetlere bakmak yeterlidir. Çünkü insanlar ihtiyaçlarını değil, endişelerini satın almaya başlamışsa, asıl enflasyon fiyatlarda değil, geleceğe duyulan güvende başlamıştır.

Son dönemde edindiğimiz onca şeyin ne kadarı gerçek bir gereksinim, ne kadarı ise henüz kapımızı çalmamış bir günden duyduğumuz o korkunun sonucu? Bir ülkenin durumunu anlamak için raporlara, analizlere bakmaya gerek yok sanki. Kasada bekleyen ya da koridorda elindeki telefondan sipariş veren bir insanın telaşına bakmak yeterli geliyor bana. Bunun adı, yarının getireceği belirsizliğe karşı insanın kendini güvenceye alma çabasıdır diye düşünüyorum.

Sağlıcakla kalın.