Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Gözümüzü açtığımız an ekranlara bakıyoruz. Sosyal medyada önümüze düşen yüzlerce yorumu okuyor, paylaşılan analizleri inceliyor, milyonlarca beğeninin havada uçuştuğu bir akışın içinde adeta sürükleniyoruz. Dışarıdan bakıldığında devasa, canlı ve durmaksızın büyüyen bir küresel meydandayız.
Peki, bu meydandaki kalabalığın ne kadarı gerçekte var olan insanlardan oluşuyor?
Son dönemde dijital dünyayı sarsan "Ölü İnternet Teorisi", tam da bu noktanın can damarına basıyor.
İddia ilk duyulduğunda bir bilim kurgu komplosu gibi geldi herkese. Hatta bu teoriye göre internet, 2010’ların sonundan itibaren bildiğimiz anlamda insan etkileşiminin olduğu bir yer olmaktan çıktığı bile söylendi. Aslına bakacak olursak, bugün dijital ağlarda dönen trafiğin, üretilen içeriklerin ve yapılan yorumların büyük bölümü artık insanlar tarafından değil; botlar, yazılımlar ve algoritmalar tarafından üretilebiliyor. Makineler kendi aralarında konuşup, birbirlerinin içeriklerini beğeniyor ve bizler de bu yapay simülasyonu gerçek dünya sanarak izliyoruz.
Elbette bu yaklaşımı tümüyle matematiksel bir kesinlikle kanıtlamak günümüzün şartlarında zor olabilir. Ancak gerçekten nasıl oldu da milyonlarca insan, bu teorinin artık doğru olabileceğine bu kadar kolay inanmaya başladı? Diye sormadan edemiyoruz. Bakınız elimizdeki bazı somut veriler bu şüpheyi artık haklı çıkarıyor. Siber güvenlik şirketi Imperva’nın her yıl küresel internet trafiğini analiz ederek yayımladığı "Kötü Bot Raporu" (Bad Bot Report) verilerine göre, bugün dünya genelindeki tüm internet trafiğinin neredeyse yarısını (%50'ye yakınını) insanlar değil, botlar ve otomatik yazılımlar oluşturuyor.” Yani komplo teorisi sandığımız şey, her gün içinden geçtiğimiz dijital sokakların bir gerçeği olarak karşımızda arzı endam ediyor.
Ve gerçekten günümüz internet dünyası çok değişti. İnternetin ilk dönemlerini yaşayanlar iyi bilir ki eskiden dijital dünya çok dağınıktı! Hatalarla doluydu. Estetikten uzaktı ama yaşayan bir ruhu vardı. Özellikle forumlarda, kişisel sitelerde bir insanın heyecanını, öfkesini ya da samimi fikrini muhayyilenizde tarta biliyordunuz. Bugün ise karşımızda kusursuz bir mekanizma var. Yapay zekâ araçlarının devreye girmesiyle birlikte, saniyeler içinde binlerce makale yazılabiliyor, gerçeğinden ayırt edilemeyen görseller üretilebiliyor ve hiç var olmamış insanların videoları kurgulanabiliyor. Teknolojik olarak hayranlık uyandırıcı görünen bu durum, aslında çok büyük bir güven krizini beraberinde getiriyor. Zira insanlığın inşa ettiği tüm yapılar; medya, akademi, ticaret ve hukuk, temelde tek bir kavrama dayanır ki o da “Güven” ile ilgilidir. Yani bir insan olarak okuduğumuz satırların arkasında bir akıl, bir vicdan birilerinin sorumluluk alıp almadığını bilmek isteriz. Bilgi üretme kapasitesinin insan nüfusundan bağımsız hale geldiği bu yeni dönem, hepimizin ihtiyacı olan o “güven zemini”ni ayağımızın altından kaydırıyor diye düşünen bir tek ben olamam herhalde!
Karşılaştığımız bu durum, sadece bir teknoloji başlığı olarak geçiştirilemeyecek kadar önemli. Bir kitabı, bir araştırmayı ya da bir köşe yazısını değerli kılan şey, kelimelerin kusursuz bir veri optimizasyonuyla yan yana dizilmesi değildir. Onu değerli kılan; yazarının yaşadığı hayat, biriktirdiği tecrübe, süzdüğü muhakeme ve sinesinde taşıdığı ağır dertleridir. Makine metin üretebilir, veri analizi yapabilir ama yaşanmışlık üretemez. Gelişmiş hangi modeli olursa olsun hepsi muhakemeden yoksundur.
Hal böyleyken dünyamız döndüğü müddetçe de internetin sunucuları çalışmaya, kabloları biz insanlara ait verileri taşımaya devam edecek. Ancak önümüzdeki dönemin bence en büyük mücadelesi teknik imkânları arttırmak değil, dijital dünyanın içinden sahici insan sesini çekip çıkarmak olacaktır diye düşünüyorum. Çünkü okur ya da modern adıyla “takipçi” bilginin hızından ziyade o bilginin arkasındaki birikime, imzanın sahibine ve gerçek bir insanın olup olmadığına bakıyor. Ekranların ışıkları her boşluğu kaplarken ve teknolojinin bu denli baskın olduğu dünyamızda, insanoğlunun kapladığı yer ne kadar olacak? diye düşünenlerdenim.
Evet, yapaylığın değil, samimiyetin ve gerçek insan sesinin kazandığı bir gelecek dileğiyle...
Haftaya yeniden görüşmek üzere, sağlıcakla kalın.
