Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
İnsanlık tarihi boyunca hiçbir ekonomik düzen insanın kendisini satın almaya cesaret edememişti.
Önce emeğimizi satın aldılar; beden gücümüzü mesai saatlerine bölüp fabrikalara dizdiler. Sonra dikkatimizi satın aldılar; ekranlar üzerinden odağımızı pazarladılar. Şimdi ise çok daha büyük bir sınırın eşiğindeyiz: Karar Ekonomisi.
Karar Ekonomisi, insan davranışını öngörme ve yönlendirme kapasitesinin ekonomik değere dönüştüğü yeni üretim biçimidir.
Buradaki kırılmayı doğru okumak gerekir. Dikkat Ekonomisi dediğimiz olay sizden zamanınızı ve odağınızı istiyordu. Karar Ekonomisi ise sizin yerinize seçim yapabilecek bir davranış modeli inşa etmeyi hedefliyor. Artık ham veri değil; yönlendirilmiş insan davranışı pazarlanıyor.
Yıllardır veri ekranlarının önünde oturan biri olarak bunu çok net görüyorum: Bazı değişimler grafikte yüzde bir oynama olarak görünür, bazıları ise kullanıcı davranışının sessizce yön değiştirmesiyle... Yapay zekâ bize cevap üretmeye başladıkça, soru üretme alışkanlığımız gerileme riskiyle karşı karşıya kalıyor. Karar Ekonomisi kararlarımızı elimizden almadan önce, irademizi şekillendiren soruları bir zaman sonra tamamen elimizden alabilir.
Tarih boyunca petrolü kontrol eden sanayiyi yönetti. Veriyi kontrol eden ise ekonomiyi yönetti. Kararı kontrol etme gücünü elinde tutanlar ise geleceği yönetme iddiasında olacaktır.
Ankara’dan Afyonkarahisar’a uzanan o yolda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Sayın Mahinur Özdemir Göktaş ile aynı araçta seyahat ederken sohbetimiz tam olarak bu kırılma noktasına temas etti. Yol boyunca kurduğu tek bir cümle, bütün raporlardan daha anlamlıydı:
“Sizin zamanınızı paraya dönüştüren devasa bir ekonomi var.”
İKİ SANİYELİK İSPAT
Karar Ekonomisi iki saniye de bile çalışır.
Bir çocuğun ekran üzerinde sadece iki saniye fazla durması, arka plandaki bütün algoritmayı harekete geçirmeye yeter. Yapay zekâ o iki saniyede çocuğun neye eriştiğini değil, bir sonraki adımda neyi tercih edebileceğini analiz etmeye başlar. Çocuklarımız o ekranlarda sadece içerik tüketmiyor; karar mekanizmalarını şekillendirecek veriyi sistemin havuzuna aktarmış oluyorlar.
Sayın Bakan’ın 15-18 yaş grubu için üzerinde çalıştığı kısıtlama ve içerik ayrıştırma modelleri bu yüzden bir yaş sınırı tartışması değil, devletin ilk kez Karar Ekonomisi’nin sınırlarını fark ettiğinin ve toplumsal bir direnç kapasitesi inşa etmeye çalıştığının göstergesidir.
Yol boyunca konuştuğumuz mesele, aslında yalnızca bir aile politikası meselesi değildi; önümüzdeki on yılların en büyük medeniyet ve egemenlik tartışmalarından biriydi.
GÜNEŞE BAKMAYI UNUTAN İLK NESİL
Seyahat sırasında Sayın Bakan’ın altını çizdiği bir diğer cümle ise çok manidar : “Güneşe tekrar bakmamız lazım. Gökyüzüne, doğaya yeniden bakmamız lazım.”
Belki de insanlık tarihinde gökyüzüne bakmayı bırakacak kadar başı aşağıda yaşayan ilk nesil biziz. Gerçek bu.
Tarihte hiçbir güç, insan başını sabit bir cama eğdirerek sermaye biriktirememişti. Bugün ise küresel sistem, bireylerin odağını dış dünyadan koparıp kendi kurguladığı akışa bağladığı oranda büyüyor. İnsanların başkalarının hayatını izlemek için abonelik sistemlerine para ödediği bir çağda olup bitenler basit bir zaman kaybı değildir. Yani, insanın kendi hayatının öznesi olmaktan çıkıp başkalarının tasarladığı gerçekliğin seyircisine dönüşmesidir bu.
Dijital dünyayı yöneten algoritmaların insanı ekrana bağladığı böyle bir çağda; üretim, yüz yüze temas ve ortak emek sadece birer sosyal politika olmamalı. Bunlar, aynı zamanda bireyin dikkat ve karar bağımsızlığını koruyan kamusal alanlar olarak bilinmelidir. Afyonkarahisar’da şahit olduğumuz kadın kooperatiflerinin üretimi, kurulan çarşılar ve Millet Bahçeleri bu yüzden ekonomik olduğu kadar kültürel bir direnç hattı olarak karşımıza çıktı.
Sanayi Devrimi insanın kas gücünü dönüştürdü dedik, işte Dijital Devrim de tam olarak insanın dikkatini dönüştürdü, dönüştürmeye de devam ediyor... Yapay zekâ çağında Karar Ekonomisi ise iradesini dönüştürmeye hazırlanıyor.
İnsanlık belki de ilk kez kendi ürettiği bir teknolojiyle rekabet etmiyor; kendi kararlarını ve insan kalabilme iradesini korumaya çalışıyor.
Bu uzun ve yoğun yolculuk boyunca vizyonunu bizlerle paylaşan, samimi misafirperverliği ve nezaketi için Sayın Bakanımız Mahinur Özdemir Göktaş’a bir kez daha teşekkür ederim.
Haftaya tekrar görüşmek, üzere, hoşça kalın.
