Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Geçen gün İstanbul Fuar Merkezi’nde ilk kez kapılarını açan GITEX AI Türkiye’nin fuarına ben de katıldım. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi’nin ev sahipliğinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ortaklığında düzenlenen organizasyona yetmiş ülkeden yatırımcıyı, teknoloji devlerini ve girişimcileri İstanbul’da buluşturdu.
Ortaya konulan tabloda Türkiye’nin dijital ligdeki iddiasını kanıtlar nitelikteydi elbette. Ancak Türkiye’nin ev sahipliğinde ilki gerçekleştirilen fuarda elektrik üretimi ile ilgili bir stant olmaması gözümden kaçmadı.
Yani salonda otonom sistemleri, veri merkezlerini ve yapay zekâ altyapılarını tek bir ortak noktada birleştiren elektrik ihtiyacımızı göz ardı edemeyiz. Nitekim Goldman Sachs’ın hesaplamalarına göre veri merkezlerinin küresel enerji tüketimi 2030’a kadar neredeyse iki katına çıkacak. Sadece ABD’deki veri merkezlerinin güç talebinin bile birkaç yıl içinde iki katından fazla artarak 66 gigavata ulaşması bekleniyor. Dünya böylesine muazzam bir güç açlığına doğru koşuyor.
Bugün ister büyük, ister küçük hatta hangi ölçekte olursa olsun şayet dijital bir sistem kuruyorsanız, çözmeniz gereken ilk konu bence o altyapıyı besleyecek gücü nereden ve nasıl temin edeceğiniz olmalıdır. Üretimin, medyanın, finansın ve tüm dijital varlıkların tamamen elektrikli sistemlere bağlandığı bu çağda, enerjiyi güvenceye alamayan hiçbir teknolojik hamle sürdürülebilir olamaz.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın son dönemde altını çizerek vurguladığı yeni enerji stratejisi tam olarak bu gerçekliği ortaya koyuyor. Zira, Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda artacak dijital ve endüstriyel yükünü karşılamak adına elektrik iletim ve üretim altyapısına yeni yatırımların yapılacak olması ve konuyu bizzat Bakan Bey’den duymak, meselenin tesadüfi bir planlamanın değil, zorunluluğun ürünü olduğunu gösteriyor.
Aynı vizyonun nükleer enerji tarafındaki yansımaları da tabloyu tamamlar nitelikte. Akkuyu’nun ötesinde, Cumhurbaşkanımızın Rusya ile görüşmelerini sürdürdüğü ikinci nükleer santral projesi ve Selçuk Bayraktar’ın üzerinde çalıştığı küçük modüler reaktör (SMR) teknolojileri, Türkiye’nin gelecekteki enerji arz güvenliğini nasıl da doğrudan ilgilendirdiğinin açık bir göstergesidir. Özellikle Bayraktar’ın küçük ölçekli, hızlı kurulabilir ve yüksek verimli bu reaktörleri yarın kurulacak dev veri merkezlerinin ve kritik teknolojilerin kesintisiz yakıtı olmaya en büyük aday yatırımlar arasında yerini alacaktır.
Peki, iş dünyası ve yatırımcılar ne yapmalı?
Birincisi yapay zekâ ve dijitalleşme noktasında sadece yazılıma veya son kullanıcı uygulamalarına odaklanan kim varsa denklemi eksik kurar. Çünkü önümüzdeki dönemin en büyük ve en kazançlı fırsatları daha çok “enerji depolama”, “akıllı şebekeler”, “nükleer teknoloji bileşenleri” ve “yeşil enerji üretimi” gibi dijital dünyamızı besleyecek altyapı alanları olacaktır. Dijital altyapının arkasındaki güç üretimine yatırım yapanlar, yarının ekonomisinde en sağlam mevziyi kazanacaktır diye düşünüyorum…
Işığın ve enerjinin hiç kesilmediği, geleceğe her daim hazır olduğumuz bir zaman diliyorum herkese.
Sağlıcakla kalın.
