Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Son günlerde iş dünyasının hangi alanına baksam aynı cümleyi duyuyorum: “Daha az kişiyle, çok daha büyük işler yapacağız.” Yani herkes yapay zekanın maliyetleri nasıl aşağı çekeceğini, operasyonel yükü nasıl sıfırlayacağından bahsediyor. Evet, kağıt üzerinde her şey kusursuz gibi görünüyor! Maliyetler düşüyor, hız artıyor, verimlilik grafiklerinin yukarıya ivmelenmesini tutabilene aşk olsun! Fakat bu tabloya dikkatli bakan bir çift gözün görüp de yüksek sesle telaffuz etmediği devasa boşluğu kimse dile getirmiyor.
Kimse sormuyor diye biz de sormayacak değiliz. O halde soralım: Eğer herkes bu kadar insanı sistemin dışına itmek için yarışıyorsa, günün sonunda o kusursuz robotların ürettiği malları kim satın alacak?
Ekonomi, sadece üretmekten ibaret bir şey değildir. O, birinin emeğiyle kazanıp bir başkasının üretimine talip olduğu capcanlı bir döngüdür. Siz üretimi ne kadar hatasız hale getirirseniz getirin, o ürünün karşısına geçip onu arzulayacak, onun için bütçe ayıracak insanı sistemden el çektirmeye çalıştığınızda kendi kuyunuzu da kazmaya başlıyorsunuz demektir bence.
Işıkları yanan, rafları tıka basa dolu ama içinde tek bir müşterinin bile olmadığı, dolaşmadığı o görkemli ve sessiz mağazaya doğru hızla ilerliyoruz. Bu ne demek? Bu şirketlerin maliyetleri düşürme uğruna insanı sadece bir "gider kalemi" olarak görmeye başladığında, esasen kendi pazarını da kendi geleceğini de yok ediyor, kurutuyor demektir. Zira maaş almayan, ev geçindirmeyen, bir sonraki ayın hayalini kurmayan bir algoritmanın ne bir markaya sadakati olur ne de bir ürüne ihtiyacı.
Bize sunulan imkanlarla çok şeyler yapabiliyoruz. Çok az bir gayretle onlarca içerik üretmek ve her yanımızı bilgiyle doldurmak mümkün. Ama dönüp baktığınızda; kim gerçekten durup o satırların içinde kendine bir yer buldu diye sorduğumuzda işin de rengi değişiyor. Çünkü insan, sadece bir "tüketim kalemi" değil, bir anlamın da arayıcısıdır. İnsanı merkezin dışına ittiğiniz her sistem, bir süre sonra sadece kendi etrafında dönen ve kimseye temas etmeyen saçma sapan bir yapıya dönüşecektir.
Teknolojiyi yakalamak, yapay zekayı iş süreçlerimize dahil etmek bir zorunluluk gibi görünse de bunu sadece "insan eksiltmek" üzerine kurgulanan her vizyon, bindiği dalı kestiğinin farkında olmalı diye düşünüyorum. Gelecek, teknolojiyi, insanı yok saymak için değil, insanın yeni fikirler bulan ve etkisini büyütmek için kullananların olacaktır. Ben bundan zerre kadar şüphe duymuyorum.
Her ne kadar şu an tüm şirketlerin önceliği personel maliyet olsa da bizler en yakın sürede personellerimizi daha nitelikli hala getirmeli ve daha katma değerli ürünler üreteme üzerine kafa yormalıyız.
Unutmayalım ki kapıları sonuna kadar açık olsa da içinde insan sesi yankılanmayan bir şirketin, bir iş yerinin, bir bakkalın, bir mağazanın veya dükkanın ticari bir başarısı asla olamaz.
İşte haftaya bu dengeyi nereden kuracağımızı tekrar konuşmak üzere sağlıcakla kalın.
