Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Türkiye Gazetesi’nin arşivi, bizim için sadece bir "arşiv" değil. Bunu lafın gelişi söylemiyorum.
Çünkü arşiv dediğiniz şey, geçmişin üzerine kapak kapatıp onu rafa kaldırmaktır. Bizim elimizdeki ise yarım asırdır bu ülkenin nabzını tutmuş, yaşayan bir hafıza. Hafıza ise taşınmaz; hafıza çalıştırılır.
Bir medya grubunun en büyük varlığı stüdyosu, kamerası ya da kullandığı cihazlar değildir. En büyük varlık, hafızadır. Hafıza yoksa, her gün sıfırdan konuşursunuz. Her gün aynı hataya tekrar yürür, aynı tartışmayı her sabah yeniden icat edersiniz.
Biz bugün, o sarı sayfalardaki ruhu uyandırmak, tozlu raflardaki kelimeleri bugünün zihniyle konuşturmak istiyoruz. Meseleyi "eski gazeteleri tarayıp dijitale aktarma" kolaycılığıyla görmüyoruz. O işin mekanik kısmı. Asıl mesele; bu ülkenin 55 yıllık birikimini, bugünün idrakine taşıyabilecek bir akla dönüştürmek.
Dijitalleşme denilince herkes hızdan bahsediyor: "Saniyeler içinde sonuç." Doğru, ama eksik. Hız, eğer bir anlam üretmiyorsa sadece gürültü üretir. Bizim hedefimiz arşivi sadece hızlandırmak değil; arşivin içindeki anlamı görünür kılmak.
Geliştirdiğimiz özgün sistemlerle, 1970’lerin bir köşe yazısındaki samimiyeti alıp, bugünün karmaşasına bir cevap olarak önünüze koyuyoruz. Bir araştırmacının elli yıl önceki bir analize ulaşması kıymetlidir; ama o yazının bugünle bağını kurabilmesi bir "idrak inşa" etmektir.
Kendi Teknolojini Üretmek:
Bu yüzden dışarıdan "paket çözümler" satın alıp işin içinden çıkmıyoruz. Bu hafızayı, başkasının süzgecinden geçirmek istemiyoruz. Çünkü başkasının süzgeci bu ülkenin kelimelerine yabancı kalır; bizim hikâyemizi sadece bir "veri" sanır. Halbuki veri sadece hesap ister, hikâye ise sorumluluk.
Biz, kendi yazılım ekibimizle, kendi kodlarımızla tarihimize sahip çıkıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, hafızasını kaybedenler başkalarının cümleleriyle düşünmeye başlar. Kendi cümlelerimizi korumak, bizim için bir teknoloji projesi değil, bir medeniyet davasıdır.
Bir Gün Bir Genç Çocuk...
Bu işin en güzel tarafı şu: Bir gün bir genç, üniversite sıralarında bir araştırma yaparken Türkiye Gazetesi’nin 1980’lerdeki bir sayfasına girecek. Ve orada şunu görecek: Bu ülke dün de konuştu, dün de aradı, dün de tartıştı. İşte o an, bugünün gürültüsüne kapılmayacak. Hafızanın verdiği o vakar ve sakinlikle geleceğe bakacak.
Biz bir doküman yığını taşımıyoruz; bu ülkenin hafızasını geleceğe taşıyacak bir akıl kuruyoruz. Yarın, bu çağın en büyük serveti petrol değil, geçmişim veri olarak kullanılması olacak. Ve o hafızaya sahip çıkanlar, doğru geleceği kuracaklar.
Köklerimize sahip çıkarak göğe yükselmek dileğiyle...
Önümüzdeki hafta yeni bir başlıkta buluşmak üzere.
