İlk varan mı, doğru dönen mi?

GİRİŞ:
2026-02-28
saat ikonu 09:41
|
GÜNCELLEME:
2026-02-28
saat ikonu 09:41

İnsan kimi zaman almış olduğu bir kararın doğru olup olmadığını hemen anlayamıyor. Fakat bu bilinmezliğe rağmen yine de o yolda yürümeye devam edersiniz. Sonra ne olduğunu aradan geçen zaman ortaya koyuverir.

Belki de bu yüzden 1911 yılında Güney Kutbu’na doğru yola çıkan Robert Scott ve Roald Amundsen’ın hikâyesini hatırlarım. Evet, ikisi de aynı hedefe doğru yola çıktılar. Biri daha planlı ve daha hızlıydı. Diğeri ise gittiği yol boyunca not tutmayı, ölçüm yapmayı, kayıt almayı kendine şiar edinerek yolculuğunu tamamlamıştı. Sonuçta Güney Kutbu’na ilk varan Amundsen olmuştu; Scott ise buraya tam bir ay sonra ulaşabildi.

Tarih genellikle kazananı yazar değil mi? Öyle de olmuştu. Fakat insan yaş aldıkça başka sorular sormaya da başlıyor. Düşünüyorum da; o soğukta neden son ana kadar defterlerine notlar tuttular? Şartlar o denli ağırken, nefes almakta bile zorlandıkları bir vakitte neden disiplinlerinden hiç vazgeçmediler? Ve gerçekten bir hedefe ulaşmak mı daha kıymetli, yoksa o hedefe giderken kim olduğunuzu korumak mı?

Bugün iş hayatında "hız" çok konuşuluyor. Daha erken hamle, daha çabuk sonuç, daha görünür başarı… Bunlar elbette değerli ve itirazım da yok. Ancak kendi tecrübemden biliyorum ki; kimi zaman yetişemediğimizi sandığımız bir hedef, bizi daha sağlam düşünmeye iter. O an kayıp gibi görünen gecikmeler, aslında ileride dağılmamayı sağlar.

Görünürde Scott’un ekibi yarışı kaybetti belki; ama son ana kadar birlikte kaldılar. Kimse kimseyi suçlamadı, kimse kendini kurtarmaya çalışmadı. Bu hikâyede beni etkileyen şey, kazananın kim olduğu değil; zor şartlarda sergilenen o karakterin çizgisi, o sarsılmaz vakardır dostlarım.

Çünkü insanları bir hedefe doğru yönlendirmek, bir ekibin başındaki kişi için belki de işin en zahmetsiz kısmıdır. Asıl güç isteyen, şartlar ağırlaştığında da o karşılıklı güveni ayakta tutabilmektir. Bir kurumunun kıymeti sadece ne kadar hızlı yol aldığıyla değil; fırtına koptuğunda ne kadar sağlam durabildiğiyle anlaşılıyor. Bugün her türlü dalgalanmaya rağmen İhlas Dijital Varlıklar’ın yoluna bu kadar emin adımlarla devam edebilmesini, işte bu "birlikte kalabilme" iradesine borçluyuz. Bizim için başarı, menzile sadece varmış olmak değil; oraya birbirimize olan inancımızdan ödün vermeden ulaşabilmektir.

Nitekim bu hafta Türkiye Gazetesi ve Türkiye Today ailesi olarak dostlarımızla, mesai arkadaşlarımızla aynı sofranın bereketinde buluştuğumuzda kalbimde hep bu hissiyat vardı. Ramazan’ın o dingin ruhu altında, İstanbul Valimiz Sayın Davut Gül’ün teşrifleriyle güzelleşen o akşamda şunu bir kez daha anladım; medya sadece bir yayın mecrası değil, bu ülkenin değerlerini omuzlarında taşıyan bir emanetçiymiş. Sayın Valimize, medyanın o ağır sorumluluğunu hatırlatan o samimi yaklaşımı ve nazik ziyaretleri için teşekkürlerimi sunuyorum.

Ayrıca bu buluşmanın gerçekleşmesinde emeği olan İhlas Medya Grup Başkanımız Sayın Aslıhan Ören’e, Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmenimiz Sayın İsmail Kapan’a saygılarımı sunuyor, tüm çalışma arkadaşlarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Ve anlıyorum ki bu kurumun gücü, kaç adım önde olduğuyla değil; aynı sofrada kaç kişiyle yan yana durabildiğiyle ölçülüyor.

Kalıcı olan budur.

Haftaya görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın.