Yapay Zekâ Bizi Nereye Götürüyor, Asıl Sorun Ne?

GİRİŞ:
2025-11-29
saat ikonu 09:00
|
GÜNCELLEME:
2025-11-29
saat ikonu 11:14

Geçtiğimiz hafta, Kocaeli Bilişim Fuarı’nın o dinamik ve sıcak atmosferini solumak ve alandan gelen gençlerle, sektörün nabzını tutan meslektaşlarla bir araya gelmek, inanın bana, dijital dünyanın gümbürtüsü içinde nefes almak, soluk vermek gibi iyi geldi. Bu güzel fırsatı bana sunan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne ve emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür etmek isterim.

Biliyorsunuz, ben uzun zamandır bu köşede dijitalin, teknolojinin ve elbette yapay zekanın hayatımıza nasıl sızdığını, medyayı nasıl yeniden tanımladığını yazıp duruyorum. Fuarda da sahnede, elimizdeki o büyük soruyu yani, "Yapay Zekâ ve "yı konuşurken buldum kendimi. Salonun gözlerinde hem heyecan hem de o meşhur "Şimdi ne olacak?" sorusunun gölgesi vardı. İşte bu anda, sadece bir panel konuşmacısı olmaktan çıkıp, o salondaki herkesle birlikte düşünme fırsatı bulduğum anlar oldu.

İnsanlar genellikle, "Yapay zekâ işimizi elimizden alacak mı?", "Haberleri artık robotlar mı yazacak?" gibi somut endişeler taşıyor ki bu korkularında da haklılar. Zira bu teknik bir gerçekliktir. Çünkü yapay zekâ, içerik üretimini inanılmaz bir hıza taşıdı. Eskiden günlerce süren bir metin ya da görsel işi, şimdi saniyeler içinde halledilebiliyor. Evet, veriyi çoğaltmak artık bir tık bir komut kadar kolay.
Fakat size fuarda da altını çizdiğim o can alıcı soruyu sormak istiyorum!

Peki ya anlam ne olacak?

Kıymetli okuyucu, biliyorsunuz yapay zekâ, elinizin altındaki devasa veri okyanusundan yepyeni bir dünya kurabiliyor. Bu dünya, bizim zevklerimize, ilgi alanlarımıza göre de kusursuzca şekillenebiliyor. Sabah sosyal medyayı açtığınızda gördüğünüz haber akışı, bir başkasınınkinden bile bambaşka bir akışta ilerliyor. Yani söz konusu bu algoritmalar bize, ne duymak istediğimizi ya da neye inanmaya meyilli olduğumuzu sezdiriyor.

İşte tam bu noktada, o büyük tehlike kapımızın önünde hazır kıta beliriyor. Yapay zekâ, bizi kendi oluşturduğumuz "kişiye özel gerçeklik" yapaylığının içine hapsediyor. Eğer bizi hep aynı fikirlerle beslerse, emin olun bir süre sonra farklı sesleri duymayı bırakır, istemeyiz. Fırsat dediğimiz bu hal, bir anda büyük bir manipülasyon riskine dönüşüyor. Medyanın görevi ise sadece bilgilendirmek değil, aynı zamanda farklı düşünce kanallarını açmak olmalı. Kimse unutmasın ki yapay zekâ bir araçtır. Tıpkı bir kalem gibi. Elinizdeki bu kalemle harika lirik bir şiir de yazabilirsiniz, karalayıcı bir propaganda metni de. Demek ki bizlere düşen, o kalemi tutan elin akıl ve bilgelikle hareket etmesini sağlamaktır.

Hız önemlidir, ama bilgelik ve alanında uzmanlık çok daha önemli bir konudur. Daha hızlı kod yazmaktan çok, o kodların insanlık için ne anlam ifade ettiğini anlamaya ihtiyacımız var. Kocaeli’nin bilişim ve teknolojideki atılımları çok değerli. Ama ben eminim ki, bu şehrin asıl gücü, sanayiden teknolojiye uzanan bu yolda, sadece makinelerin aklını değil, aynı zamanda insanın kalbini de bu denkleme katmaya çalışmasıdır.

Geleceğin en büyük gücü, makinelerin hızıyla değil, iyi ile kötüyü, hayır ile şerri ayırabilme yeteneğimizde olacaktır. Ve bu yetenek ne bir algoritmada ne de bir çipte var olabilir. O, sadece ve sadece insanın yüreğinde bulunur. Akıllı teknolojileri yönetecek olanlar, kuşkusuz yine akil insanlar olacaktır. Bizim de gayemiz, bu dijital çağda anlamı çoğaltmak, insanı merkeze koymaktır. Yaptığımız, yapmaya çalıştığımız işte budur. Özellikle İhlas Holding, Dijital Varlıkları’nda ikame etmeye çalıştığımız şey de tam olarak budur.

Dijitalin önümüzdeki 20 yıl içinde sesinin, gürültüsünün çıkacağı muhakkak. Mühim olan bu gürültünün içinde kaybolmamak, kendi sesimizi ve kendi bilgeliğimizi korumaktır.

Haftaya tekrar görüşmek üzere...
Hoşça kalın, sevgiyle ve muhabbetle kalın.