Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Günümüzün yoğun çalışma temposunda stres ve yorgunluk kaçınılmaz olsa da, bazı meslek grupları ruh sağlığı üzerinde diğerlerinden çok daha ağır bir yük oluşturuyor. Yapılan geniş çaplı araştırmalar, otobüs şoförlüğünden emlakçılığa, sağlık çalışanlarından sanatçılara kadar belirli iş kollarında çalışanların depresyona yakalanma riskinin ortalamanın üzerinde olduğunu ortaya koydu.
Hayatımızın büyük bir bölümünü geçirdiğimiz iş yerlerimiz, sadece ekonomik gelirimizi değil, aynı zamanda psikolojik sağlığımızı da doğrudan şekillendiriyor. Birçoğumuz iş stresini eve taşıdığımızı düşünsek de, aslında bazı mesleklerin doğası gereği barındırdığı yapısal sorunlar, çalışanları kronik bir mutsuzluğa ve depresyona sürüklüyor. Özellikle kontrolün çalışanda olmadığı, duygusal yükün ağır olduğu veya gelir belirsizliğinin yaşandığı sektörlerde bu risk katlanarak artıyor. Amerikan SAMHSA (Madde Bağımlılığı ve Ruh Sağlığı Hizmetleri İdaresi) gibi kuruluşların verilerine ve psikologların analizlerine göre, toplumda "renkli" veya "garanti" olarak görülen bazı meslekler, aslında çalışanların iç dünyasında büyük fırtınalar kopmasına neden olabiliyor.
Prestijli ve yüksek gelirli bir meslek olarak görülen avukatlık, aslında en yüksek intihar ve depresyon oranlarına sahip mesleklerden biridir. Avukatlar, müvekkillerinin sorunlarını üstlenir, sürekli olarak çatışma ortamında bulunur ve hata yapma lükslerinin olmadığı bir baskı altında çalışırlar. Uzun mesai saatleri, bitmeyen davalar ve mükemmeliyetçilik baskısı, avukatların tükenmişlik sendromu yaşamasına neden olur. Özellikle hukuk firmalarındaki rekabetçi ortam ve "fatura edilebilir saat" baskısı, kişisel hayata zaman ayırmayı imkansız hale getirerek yalnızlaşmayı tetikler.
Dışarıdan bakıldığında esnek çalışma saatleri ve yüksek gelir potansiyeliyle cazip görünen emlakçılık ve satış sektörü, aslında en stresli iş kollarından biridir. Bu meslekteki depresyonun temel kaynağı, gelirdeki belirsizlik ve sürekli reddedilme korkusudur. Emlakçılar ve satış danışmanları, maaşlarını garanti altına almak için sürekli olarak yeni müşteriler bulmak zorundadır. Satışın gerçekleşmediği dönemlerde yaşanan maddi kaygılar ve müşterilerin kaprisleriyle başa çıkma zorunluluğu, bu sektör çalışanlarını duygusal olarak yıpratır. İş ve özel hayat dengesinin kurulamaması, telefonların hiç susmaması da stresi kronik hale getirir.
Kuaförler, güzellik uzmanları ve bakım personeli, işlerinin teknik kısmının yanı sıra müşterilerinin dertlerini dinleyen birer "sırdaş" konumundadır. Gün boyu ayakta durmanın verdiği fiziksel yorgunluğun üzerine, müşterilerin anlattığı kişisel sorunları dinlemek ve sürekli güler yüzlü olmak zorunda hissetmek, büyük bir duygusal emek gerektirir. "Duygusal emek" kavramı, kişinin hissetmediği halde mutluymuş gibi davranması zorunluluğudur ve bu durum psikolojik sağlığı derinden etkiler. Ayrıca bu sektördeki gelir dalgalanmaları da kaygı düzeyini artıran bir diğer faktördür.
Öğretmenlik, kutsal bir meslek olarak görülse de, sınıf içindeki ve dışındaki baskılar öğretmenleri depresyona sürükleyebilir. Kalabalık sınıfları yönetmek, öğrencilerin bireysel sorunlarıyla ilgilenmek, velilerin beklentilerini karşılamak ve idari işlerle uğraşmak, öğretmenlerin üzerinde büyük bir yük oluşturur. Okuldan sonra eve iş götürmek zorunda kalmaları, dinlenme zamanlarını kısıtlar. Emeklerinin karşılığını maddi veya manevi olarak alamadıklarını düşündüklerinde ise motivasyon kaybı ve depresif belirtiler ortaya çıkar.
Sağlık sektörü çalışanları, özellikle de acil servislerde ve yoğun bakımlarda görev yapan doktor ve hemşireler, insan hayatıyla ilgili kritik kararlar vermenin ağır sorumluluğunu taşırlar. Hastaların acılarına tanık olmak, ölümle yüzleşmek ve uzun nöbet saatleri, sağlık çalışanlarının ruh sağlığını ciddi şekilde tehdit eder. Pandemi gibi kriz dönemlerinde bu yük katlanarak artmıştır. Uyku düzensizliği, yetersiz beslenme ve sürekli yüksek adrenalin seviyesi, sağlık profesyonellerini depresyona karşı savunmasız bırakır. Kendi sağlıklarını ihmal etmeleri ise durumu daha da kötüleştirir.
Yaratıcılık gerektiren meslekler, dışarıdan bakıldığında özgür ve keyifli görünse de, sanatçıların ve yazarların iç dünyası genellikle karmaşıktır. Düzensiz gelir, sürekli eleştiriye açık olma durumu ve yaratıcılık sancıları, bu meslek grubunda bipolar bozukluk ve depresyon oranlarını artırır. "Yaratıcı insanların melankolik olduğu" algısı bir yana, sektördeki belirsizlik ve rekabet, sanatçıların sürekli bir kaygı içinde yaşamasına neden olur. Bir projenin bitimiyle gelen boşluk hissi ve bir sonraki işin ne zaman geleceğinin bilinmemesi, duygusal dalgalanmaları şiddetlendirir.
Ofis ortamının yükünü çeken idari asistanlar ve sekreterler, genellikle "yüksek talep, düşük kontrol" döngüsünde sıkışıp kalırlar. Başkalarının programlarını yönetmek, sürekli emir almak ve işlerin yolunda gitmesini sağlamak zorunda olmak, ancak karar verme yetkisine sahip olmamak, büyük bir stres kaynağıdır. Yaptıkları işin takdir edilmemesi ve sürekli bir koşuşturmaca içinde olmaları, bu meslek grubunda çalışanların kendilerini değersiz hissetmelerine ve depresyona girmelerine neden olabilir.
Toplumun en savunmasız bireylerine yardım etmek için çalışan sosyal hizmet uzmanları, meslektaşları arasında "şefkat yorgunluğu" olarak bilinen duruma en sık yakalanan gruptur. İstismar edilmiş çocuklar, şiddet mağduru kadınlar veya bakıma muhtaç yaşlılarla çalışmak, bu profesyonellerin her gün travmatik hikayelere maruz kalmasına neden olur. Sistemsel sorunlar, bürokrasi ve bazen ellerinden bir şey gelmemesi hissi, sosyal hizmet uzmanlarında derin bir çaresizlik ve üzüntü yaratabilir. Kendi hayatlarını bir kenara bırakıp başkalarının acılarına odaklanmaları, zamanla kendi ruh sağlıklarını ihmal etmelerine ve depresyona girmelerine yol açar.
Şaşırtıcı bir şekilde, depresyon oranlarının en yüksek olduğu meslek gruplarının başında toplu taşıma ve otobüs şoförleri geliyor. Dışarıdan bakıldığında sadece araç kullanmak gibi görünse de, bu meslek grubu gün boyu yoğun bir zihinsel baskı altındadır. Trafikteki kaos, diğer sürücülerin hataları, yolcuların güvenliği ve belirlenen saatlere uyma zorunluluğu, şoförlerin üzerinde sürekli bir stres yaratır. Ayrıca, günün büyük bir kısmını oturarak ve fiziksel olarak kısıtlı bir alanda geçirmeleri, sosyal izolasyonu da beraberinde getirir. Yalnızlık hissi ve sürekli tetikte olma hali, zamanla tükenmişlik sendromuna ve ağır depresyona zemin hazırlar.
Fabrikalarda ve üretim tesislerinde çalışan işçiler, genellikle yaptıkları işin monotonluğu ve kontrol eksikliği nedeniyle depresyon riski altındadır. Gün boyunca aynı hareketi binlerce kez tekrarlamak, zihinsel uyarımın azalmasına ve kişinin kendini bir makinenin parçası gibi hissetmesine neden olabilir. Ayrıca vardiyalı çalışma sistemi, uyku düzenini bozarak biyolojik saati altüst eder. Düzensiz uyku, depresyonun en büyük tetikleyicilerinden biridir. Gürültülü çalışma ortamı ve fiziksel yorgunluk da eklendiğinde, imalat sektörü çalışanları için psikolojik dayanıklılık ciddi bir sınav haline gelir.