Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
İnsanın, çoğu zaman farkında olmadan yaşadığı ve en kıymetli zamanını harcadığı hayatın sıradanlığını bozarak anlam katan, çocukların varlığıdır.
Çocukluktan çoktan çıkıp o dönemin güzelliğini düşünecek zamanı olmayan büyükler hep “daha fazla” hırsıyla yaşadıkları günler içinde “Bırak çocukluğu” ya da “Çocuk olma” gibi uyarılarla renksiz bir hayatı sorgusuz sürdürürler.
Yaşamakla âdeta boğuşanlar, bazen işleri yolunda gitmediği, iki kere ikinin her zaman dört etmediğini gördükleri durumlarda tanınmış bir psikoloğun yolunu tutarlar. O kadar ki beslenmelerindeki düzensizlikten ötürü gittikleri diyetisyenlerinin sözlerini emir bilip sorgusuz kabul ettikleri gibi psikolog da ne derse itirazsız yapmaya hazırlardır.
ÇOCUKLUĞA İNMEK
Psikoloğa kendilerini bıraktıklarında duyacakları sözse onları biraz şaşırtacaktır: “Çocukluğunuza inmemiz gerekiyor.”
Söz karşısındaki şaşkınlık sırasında ne sokakta oynanan oyunlar ne de annelerinin “Hadi akşam ezanı okunuyor, gel artık” uyarısının eksik olmadığı hayatlarının en güzel yıllarını hatırlayacaklardır. Bunları düşünmek yerine “Çocukluğa da inelim tabii, bu iniş için yeterli param var.” diye içlerinden geçirmeleri de yaşantılarına gayet uygun olacaktır.
İyi bir psikologla gerçekten çocukluğuna inebilen biri tekrar oradan çıkıp da şu içinden çıkamadığımız curcunaya geri döner mi peki?
AKBABA VE ÇOCUK
Dünyadaki adaletsizlikler, savaşlar, kıtlıklar yetişkinler üzerinden normal karşılanırken bir çocuğun bunlara maruz kalması durumun ciddiyetini daha yakından gösterir.
Kevin Carter’ın şu meşhur açlıktan kemikleri sayılan çocuğu gözleyen akbaba fotoğrafını hatırlayın. Sudan’da 1993’te çekilen fotoğrafta akbaba tarafından yendiğine artık şüphe kalmayan o çocuk yerine bir yetişkin olsaydı belki de insanların çok da dikkatini çekmeyecekti.
Carter, görevini çok iyi yapıp o anı kaydetti, bu çalışmasından bir Pulitzer ödülü de aldı ama şahit olduğu dehşet, onu canına kıymasına kadar götürdü. Şimdi ne zaman mesleğinde en iyisi olmaya çalışanları duysam aklıma bu acı başarı hikâyesi gelir. Peki önce iyi insan olmak, kariyer hedefinin neresinde kalıyor?
Bugün Gazze’de İsrail bombardımanı ve gıda ablukası altında ölen binlerce çocuk, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattıkları savaşta İran’da vurulan ilkokulda can veren çocuklar, Carter’ın fotoğrafının sembolleşmesine inat yine de dünyanın umurunda olmadı hatta Hürmüz Boğazı’nın akaryakıt fiyatlarındaki etkisinin onda biri kadar bile konuşulmadı.
SATILIK BEBEK AYAKKABILARI
Amerikalı yazar Hemingway’in sanılan ancak 1906 tarihli bir gazete ilanında geçen ve dünyanın en kısa öyküsü olarak bilinen 5 kelime şöyledir:
“Satılık: Bebek Ayakkabıları. Hiç Giyilmemiş”
Bu kısa ama sarsıcı sözü düşünen bilir ki ortada yitmiş bir bebek vardır ve acısı hiçbir zaman dinmez. Kimileri istemediği bir çocuğu, dünyaya getirmeden öldürmeye çalışır ya da dünyaya gelmekte hiçbir kabahati olmayan bir canı çöpe atarken nice güzel insanlar da hastane hastane türbe türbe gezip bir evlada kavuşmak için yanıp tutuşur.
Yeryüzündeki dengeyi bozan insan olunca bu dünyada “Bu da yaşanmaz.” denen bir şey yoktur.
Şimdi son birkaç haftadır çocuklardan sıkça konuştuğumuz, anne-babaların tedirginliklerinin arttığı, bakanlıkların okullarla ilgili tedbir üzerine tedbir açıkladığı, dünya genelinde kirli bir düzenek tarafından onlu yaşlarda olmalarına karşın çocuklardan katil çıkarmaya çalışılan bir zamanda 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı epey bir gölgede kalacaktır.
Çocukluğumuzda okuduğumuz Saip Egüz’e ait Bugün yirmi üç nisan / Hep neşeyle doluyor insan şiirinin aksine pek de neşe dolamadığımız bir 23 Nisan’ı yaşıyoruz.
Hem ulusal egemenliğin hem de çocukların kıymetini bilmemiz için bugünü bayram yapan Atatürk “Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkada kalmayacak.” demişti.
Bugün gelinen noktada geleceğe dair çoğumuzun içi ferah değilken ben yine de gündemi sağlık bozan sevgili ülkemizin uyuşturucudan, bahisten, yolsuzluktan, şiddetten, çocuklarda yayılan suça eğilimden arınıp daha temiz bir görüntüye kavuşacağına inanıyorum.
Kavuşmak zorunda, yoksa henüz yürekleri kirlenmemiş çocuklara borcumuzu kolay ödeyemeyiz.
A. Kadir’den:
Çok olun, çocuklar, çok olun,
yüzlerce olun, binlerce olun, on binlerce.
Daha çok olun, daha çok olun,
yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun.
Bu dünya ne tek tek yaşamakta,
bu dünya ne rakının, ne şarabın içinde,
bu dünya ne parada, ne pulda,
ne kalleşlikte, ne zulümde.
Bu dünya aşkın içinde, alın terinde.
