Köprüden önceki son çıkış

GİRİŞ:
2026-04-09
saat ikonu 01:57
|
GÜNCELLEME:
2026-04-09
saat ikonu 01:57

“3 günlük” deyip sanki hiç sonu yokmuş gibi yaşadığımız dünya içinde öyle bir an gelir ki saçma da olsa tek kelime edemez insan.

Dünyayı ele geçirme hırsıyla dağı, taşı, denizi, toprağı işleyip sözde “medeniyet” inşa ettiğini sanan büyük insanlık, “bilimin ışığında” diye tutturduğu açıklamalarına dahi sığınamadığını görür.

İşte o zaman ya bir hastane odası ya bir gasilhane ya da bir mezarlık beliriverir. Çünkü insan bu kadar aciz bir varlıktır ama yaşarken bu hesaba asla girişmez.

Onu hakikatten alıkoyan yoğun iş temposu içinde tüm saatler mühimdir ve akrep ile yelkovan sanki düşmanı gibi çalışır. Kendini aşan gayreti içinde yetişmek için çırpınır da durur ama yetişemez.

Yetişememeyi bile kendisine övünç nedeni yaparak yorgunluğuna yorgunluk ekler. Heyhat yine de hayatın sırrını düşünecek vakti yoktur, tüm saatler onun için çok önemlidir ve önünde kritik pek çok toplantı da beklemektedir.

O, bunları yaşarken eriyen karlarla coşan dereler çağlar, toprakta çiğdemler filizlenir, denizlerin dalgaları kıyıya bir şiir dizesi gibi vurur. Bu değerlerin peşinden giden, buralardan bir huzur çıkarmaya çalışanlar asla ana haber bültenlerine konu olmaz.

* * *

Kanaat denen zenginliği fark eden hırkasız dervişler, her ay kazançlarına kazanç ekleyip yine de mutsuzluklarını gideremeyen modern insanın dikkatini henüz çekemediler.

Bin nasihatin bir musibet kadar etkili olmaması bu çağın da değişmez ilkeleri arasına girdi. Her şeye sahip olmaya çalışan insan, başına bir bela gelmedikçe takkeyi önüne koyup düşünemiyor.

Hoş, bu kafayla düşünse bile “Planımın neresinde yanlış yaptım?” diye sorabilir ancak. Kendine zindan ettiği hayatından biraz kafasını kaldırabilse ilginç gibi görünen bir günün ikindi ezanında tüm yorgunluğunu atabilecekti oysaki. O, bunu duymadı bile! Çünkü o sırada yine önemli bir görüşmenin içindeydi, üstelik günlerden de cumaydı.

ÇIKIŞ YOLU NEREDE?

Taksitlerine ve ekstrelerine odaklananlar bir yandan da yeni alacakları eşya ve araçlar için türlü hayaller kurarken tatil paketleriyle bu zorlu mesaide az da olsa bir mola vermeye çalışır.

Gittikleri turistik kentlerin otellerinde o kente dair hiçbir izlenim edinemeden geçen felekten günlerle ya havuzda çimer ya saunada aşırı sıcak içinde dert ve tasalarından kurtulduğuna inanır. Bu da bir tesellidir onlar için.

Bu paralı mola bitip tüm uğraşlara geri döndüğünde yine her şey kaldığı yerden devam edecektir. Taksitler, ekstreler, alınmak istenen dünyalıklar… Hırsla çalışıp iş yerinin zenginliğine zenginlik katacak bir program tıkır tıkır işlemektedir.

Zihninde ödemeler, alınacaklar ve çıkılacak tatiller tepişirken doğada dereler çağlamaya, toprak, ürünlerini vermeye, dağlar insanların dikkatinden gizli kımıldamaya ve denizler bir şiir dizesi gibi kıyılara dalgalarıyla vurmaya devam eder. Ama hiçbir reklamda onlardan bahsedilmez. Çünkü farkına varana bedavadır bu ayrıntı. Parayla satmak mümkün değildir. Post makineleri ve çek defterleri çaresiz kalır, para ve emtia piyasaları analizlerinde bu bilgiye rastlanamaz.

İşte insan, başına bir felaket gelmeden, musibete gerek kalmadan nasihate kulak kabarttığında “Çıkış yolu nerede?” diye sorup cevap aradığında en azından kendisini kurtarıp ilahi inşiraha erişecek. Sonra bu “kendini kurtarma” bencilliği bilmeden hayırlı bir yol olup zenginliğin içinde bile darda kalanlar için bile çözümün kendisi olacak.

* * *

Yeryüzünde hırsları için savaş çıkarıp para ve silah hesabı yapan devletler bir gün bu kirli düşüncelerden uzak kişilerce yönetildiğinde işte dünyanın gerçek sırrı da açığa çıkacak. Bu kan revan, bu zulüm ve iç yakan varlık içindeki yoksulluk ne zaman ki ülkelerin kirli ekonomi hesaplarında yer almaz, işte o zaman çocukların gülüşleri daha da bir anlam kazanır.

Ölümlerden, savaşlardan ve “daha fazla” hırsından ibaret olan insanlık tarihinde ne yazık ki şimdiye kadar güzel yarınlar için umut verecek girişimlere çok yer olmadı. Ondandır 2026’da bile “ateşkes, tehdit, yıkıcı, saldırı, patlama” gibi kelimelerle boğuşup duruyoruz.

* * *

Hayat telaşında kendini kaybeden insan, bir gün o günün son günü olduğunu bilmeden yaşama ihtimalini düşündüğünde her şey tersine dönebilir hem de bu tersteki hayır, piyasa analistlerince yorumlanamaz türden bol ve bereketlidir.

Kalabalıkların uyanışı sadece bir âna bakıyor, meselenin sırrıysa onu bu hengâme içinde kaçırmamakta.

“Köprüden önceki son çıkış” tabelasını takip eden insan, girdiğinde geri dönüşü zor olacak bir yolda bulunmaması gerektiğini fark edebilse belki dünyada da çok şey değişecek. Denemeye değmez mi?

Ahmet Erhan’dan:

Gitsem bütün akşamlar geç, sabahlar erken

Kalsam bu kent alnıma yeni çizgiler ekler

Akıp giden her suyla akma isteği midir bu?

Açan her çiçekle açmak mı gelir içimden?

Oysa acılarımızdır birbiriyle çarpışan yaşam boyu

Mutluluklarımızdır, cephe gerilerinde bekleyen.