Memleketimden insan manzaraları ve bayrak

GİRİŞ:
2026-01-22
saat ikonu 01:36
|
GÜNCELLEME:
2026-01-22
saat ikonu 01:41

Üniversite yıllarında okuduğum kitapla epey bir sarsılmıştım. 1941 yılının Haydarpaşa Garı'ndaki bir öğleden sonrayı anlatarak başlayan eser, şiir diliyle yazılmış bir roman gibiydi. Ondan ötürü bu eseri "mazmun roman" diye tanımlayanlar da olmuştu.

Kitabın sarsıcı tarafıysa bizim okullarda öğrendiğimiz Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki sorunsuz, mutlu bir ülke görüntüsünün çok uzağında hastalık ve yoksulluktan inleyen, 2. Dünya Savaşı döneminde vatandaşın ekmeği karneyle aldığı, bürokratların ve siyasilerin yolsuzluk ve rüşvetle iş yürüttüğü, halkın çoğunluğunun köylerde yaşadığı bir ülkeyi resmetmesiyle kendini belli ediyordu.

Edebiyatımızda Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’nı geçebilecek bir esere henüz rastlamadık ama koca şairin anlattığı yılların manzarasıyla bugünkü genel durumu kıyaslarsak sevgili ülkemizdeki sorunların farklılaştığını görürüz.

Bugünün ’sinde çözüm bekleyen ancak hâlen bir arpa boyu yol alamadığımız konuların vicdan sahibi insanları yaralayıp tepkilerin büyüdüğü bir ortamla karşı karşıyayız.

* * *

Suça eğilimli çocukların cinayeti bir oyuna çevirdiğini ve doğru dürüst bir yasal düzenleme yapılmadığını en son Atlas Çağlayan isimli çocuğumuzun öldürülmesiyle gördük.

Yetmez gibi evladını yitiren aileye tehdit mesajları atan insan müsveddeleriyle karşılaştık. Yakalanıp tutuklanmalarıyla işliyor.” dedik ama Atlas’ı katledip 15 yaşında cani olabilen bir çocuğun bugünkü İnfaz Kanunu’na göre en fazla 7 yıl ceza alıp sonra hiçbir şey olmamış gibi özgürlüğüne kavuşacağı gerçeğiyle de kahrolduk.

* * *

Evet, Türkiye’nin bugün 1930’lu 40’lı yıllardan çok daha farklı sorunları var. İçişleri Bakanı’mızın “Gereği Yapıldı” duyurusuyla paylaştığı operasyonlarla ülkemizde bir pıtrak gibi yayılan uyuşturucu çeteleri, sanal kumar ve bahis oynayarak tüm varlıklarını yitirip canlarına kıymadan son bir video çekerek mafya liderinden yardım isteyen vatandaşlar, eski-yeni eş, sevgili, erkek arkadaş elinde öldürülen kadınlar, bazı belediyelerin ihalelerinde yolsuzluk ve rüşvet ağı kurulduğu iddiaları üzerine devam eden soruşturmalar, içinde ünlü isimlerin de olduğu uyuşturucu, bahis, fuhuş gibi operasyonlar, trafikte araç içinde çeteler tarafından infaz edilenler…

Hiçbir işlemese, hayatını yanlışa bulaşmadan sürdürmeyi bir ideal bilse bile bir insanın sürekli bu gelişmelerin olduğu ülkede umutsuzluğa düşmeden yarınlara güvenle bakması ne kadar mümkündür?

Meclis’ten geçen 11. Yargı Paketi’yle 50 bine yakın mahkûmun serbest kalması bir ülkede suç işlemeye eğilimi olanları suçtan nasıl uzak tutar ve o ülkenin hakiminin, savcısının bir suçlu karşısında nasıl bir ağırlığı kalabilir?

1 yıl önce Van Gölü’nde cansız bedeni bulunan üniversite öğrencisi 21 yaşındaki Rojin’in babası Nizamettin Bey “Kızım intihar etmedi, cinayete kurban gitti.” deyip adalet için Meclis kapısında açlık grevi başlatmaya hazırlanıyorsa ve hâlâ bu olaydaki şüpheler giderilemediyse ailesinden uzakta okuyan kız öğrencilere, o kızların ana babalarına nasıl bir güvensizliğin ve korkunun yansıdığını tahmin edebiliyor muyuz?

* * *

Sevgili ülkemde işleyen sistemde dürüst, namuslu, ahlaklı, çalışkan insanın başına gelmedik bela kalmazken ne kadar namussuz, dolandırıcı, kısa yoldan zenginleşmek için yapmadığı kepazelik kalmayan, eli kana bulanık tipler köşe başlarını tutup güçlenmişse birilerinin bakmaktan ziyade artık görmesi gerekir.

Yok, görmemekte ısrar edip bundan önce istikrarlı bir şekilde olduğu gibi “Önümüzdeki seçimi kurtaralım yeter” gibi sığ bir anlayışa kapılırlarsa bir gün bu bataklık onları ya da yakınlarını da içine çekip hiç ummadıkları bir zamanda yutuverir.

Ve gün gelir bu işin sonu, ülkedeki en aklı başında olanları bile bireysel silahlanmaya götürüp kendi adaletini sağlamaya doğru iter. Ondan sonra da her şeyini çarçur edip borç batağına saplanan vatandaşın Allah’ın emaneti olan canına kıymayı düşünecek kadar büyük bir günaha batıp mafyadan medet beklemesi gibi olaylar haber bile olmaz, sıradanlaşıverir.

ÜLKEYİ ÇİÇEKLENDİRENLER DE VAR

Ülkemizde hep de kötü şeyler olmuyor. Ancak bu güzel ve iyi şeyler kötüler kadar örgütlü olmayıp bireysel takıldıkları için hem duyması hem de haberinin yayılması çok zor oluyor.

Memleketimden insan manzaraları ve bayrak

Kastamonu Çatalzeytin’in köyünde imamlık yapan Rıfat Şahin'in karlar altında “Hey canlarım be, gelin buraya” diyerek seslendiği kedileri soğuk havada beslemeye çalışırken çekilen videosu izleyenlerin içini ısıtıyor.

* * *

Balıkesir Edremit’te yaşayan Şadi Arslan, okuluna otobüsle giden lise öğrencisi kızı için durak yapıyor. Durağın yaşlılarca kullanılma ihtimaline karşı da içine bank koyuyor.

Memleketimden insan manzaraları ve bayrak

Baba Arslan “Kızım haftanın 7 günü yollarda. Yağmuru var, kışı var. ‘Bir durak yapayım da en azından ıslanmasın, soğuktan korunsun.’ düşüncesiyle yola çıktım.” derken durumu fark eden Balıkesir Büyükşehir Belediyesi aynı yere daha iyi bir durak yapıyor.

* * *

Sivas’taki Burhan Haksever İlkokulu’nda öğretmen ve idareciler kasiyersiz kantin yapıyor, “Dürüstlük Dolabı” denilen bölmelerden istediği ürünü alan öğrenciler, üzerlerinde yazan parayı oraya bırakıyor.

Okulun müdürü Kenan Sarı “Kimsenin olmadığı yerde çocuklarımızın gösterdiği davranışın gerçek dürüstlük olduğunu çocuklarımıza anlatmaya çalıştık.” diyerek uygulamanın ilk haftasında kasanın 800 lira fazla verdiğini söylüyor.

Memleketimden insan manzaraları ve bayrak

Kantinden yararlanan 4. Sınıf öğrencisi Esmanur ise “Aslında görevlinin durmasına gerek yok çünkü herkesin içinde bir görevlisi var, o da vicdanı.” sözleriyle büyük bir ders veriyor.

* * *

Sosyal medyada “Bir Adım Öne Çık” akımına katılan bir baba ve kız, bisiklet sahibi olma, pizza yeme, anne-babanın okuldan eve götürmesi gibi sorulara adım atarak cevap verirken babanın en arkada kalmasına dayanamayan kız çocuğu ağlayarak babasına sarılıveriyor.

Evet, bunlar da bu ülkede oluyor ve sessiz sakin zuhur ediyor, gürültü çıkarmıyor. Bu ülkede güzel insanlar da var. Birtakım güzel insanlar avucuna un konduğunda leziz, bereketli ekmekler yapacaklarını kanıtlıyorlar böylece. Selam olsun hepsine, iyi ki varlar!

BAYRAK VE PROVOKATÖR

Suriye’de ordunun başlattığı harekât, örgütü ’nın Suriye kolu ’yi dağıtıp köşeye sıkıştırırken sonunda örgütün bozduğu ateşkesin ardından tekrar operasyonların devreye girmesiyle 4 günlük bir ateşkeste anlaşmaya varıldı.

Bugüne kadar besleyip palazlandırdığı örgüte ABD’nin “Seninle şimdilik işim bitti.” manasındaki mesajıyla da Suriye’deki sürecin barışçıl ilerlemesine dönük sinyaller belirdi.

Ancak ordu bu kadar başarılı olmuşken Suriye’deki Kürtlerin dahi yaka silktiği örgütten Haseke Valiliği ile Savunma Bakan Yardımcılığı için aday göstermesini istemek ve Fırat’ın doğusunda hakimiyet alanı vermek ileride yeni sorunlara neden olmayacak mı? Hani Suriye’nin toprak bütünlüğü, nerede iki başlı olmayan yönetim anlayışı?

Hâl böyleyken Terörsüz Türkiye sürecini unutmuşa benzeyen DEM Parti, grup toplantısını Nusaybin’de yaptı. Toplantının ardından Suriye sınırına yönelenler Kamışlı’da Türk bayrağını indirip sınırdan geçmeye teşebbüs ettiler.

Kalabalıkları oraya toplayan DEM Partililerden “derinden” üzüldüklerine dair bir açıklama gelirken olayla ilgili 35 kişi tutuklandı, 14 şüpheli gözaltına alındı, 50 kişi için yakalama kararı çıkarıldı.

Bayrağı indiren ve PKK ile YPG’yi kendilerinden sayan Kürt halkı mı peki? Bu alçaklığı yapanlar, her ülkede bulunabilecek tıynette bir avuç hain ve satılıktan başka kimse değildir.

Sosyal medyada işi Kürt ırkçılığı hatta faşistliği noktasına getirip Suriye'deki tüm olayları sözde “Kürtçülük” adı altında yorumlayarak terör örgütlerini Kürtlerin temsilcisi olarak gören bir kitle var. Adalet Bakanlığı'nın başlattığı soruşturma, bu sosyal medya teröristlerinin ensesinde.

Sosyal medyayı terör propagandası için kullanıp "Kürtçülük" kılıfıyla ülkesini seven, namuslu Kürt vatandaşlara en büyük saygısızlığı yapanlara inat hem ülkemizde hem de Suriye’de bulunan aklı başında bir Kürt’ün ne Türk bayrağıyla bir alıp veremediği var ne de örgüte sempatiyle bir bakışı.

Yaşananlara, Kürt ırkçılığıyla yaklaşanlar, kaçırılıp terörist yapılan evlatları için Terörsüz Türkiye sürecine rağmen hâlâ DEM Parti binaları önünde umutla nöbet tutan Kürt aileleri bu hesapta nerede konumlandıracak o zaman?

* * *

Terörsüz Türkiye sürecinde Kandil’den gelen teröristler temmuz ayında Süleymaniye’de silahları yakmıştı. Suriye’deki operasyonlar sırasında “Bahoz Erdal” olarak bilinen Fehman Hüseyin’in Suriye’ye geçmesi ve Ahmed Şara’nın, YPG’nin Kandil’den talimat aldığını açıklaması, süreçle ilgili soru işaretlerini hayli artırdı.

Bu işin sonu nereye varır, Suriye’deki durum nasıl şekillenir ve Türkiye’ye yansıması ne yönde olur? Bir dolu yorum var ama Ferhat Abdi Şahinlerin, Bahoz Erdalların, Murat Karayılanların, Duran Kalkanların Kürt halkının kaderini tayin etmeye çalışması, yıllardan beri en büyük acıları yaşayan bir halka hakaret değil de nedir?

Abdurrahim Karakoç’tan:

Sen bizim dağları bilmezsin gülüm,

Hele boz dumanlar çekilsin de gör.

Her haftası bayram, her günü düğün,

Hele yaylalara çıkılsın da gör.

(…)

Anlamaz, bilmezsin sen bizim halkı,

Sevgiyi bulasın, yakına gel ki...

Kalıplar gerçeği göstermez belki

Gönül perdeleri sökülsün de gör.