Google Derinlemesine Analiz, Teyitli Haber! Tıkla ve favori kaynağın yap.

Tespih sahibini arayan çocuk ve nereye gideceğini bilmeyen seyyah

GİRİŞ:
2026-06-25
saat ikonu 04:00
|
GÜNCELLEME:
2026-06-25
saat ikonu 12:22

Olduğu yerden uzaklaşma gayretiyle kilometrelerce yol gidip bilmediği yerler keşfetmeye çalışan insan, eskilerin buna “Tebdilimekânda ferahlık vardır.” dediğini çok da düşünmeden kendisine hayırlı yorgunluklar çıkarıyor.

Aslında bir şeylerden kaçmaya çalışıyor ve bunu kendinden bile gizliyor. Bu hâliyle akaryakıt istasyonlarını, restoranları ve turizm işletmelerini mutlu ediyor.

Allah’ı var, çalışmış, “kefen parası”nın yanında bir şeyler de atmış kenara. “Bunca zamandır tatil matil demeden, insanlıktan çıkarcasına uğraştım, artık bunu hak ettim.” diyerek bulduğu teselliyle yoluna devam ederken çaylar, dereler, denizler, dağlar, bayırlar aşıyor.

KAZA ATLATIYOR AMA SEVİNMİYOR

Mavi renkli tabelanın üstünde beyaz yazılı yer adlarının üzerine kırmızı çizgi çekildiğini görünce bir nebze ferahladığını düşünüyor. Hava sıcakmış, serinmiş çok dert değil. Yeter ki bilmediği menziline varmak için yolda olsun.

İşte böyle bir anda pek çok virajlı yolu geçip bir de sürücüsünün trafik canavarlığını ispat etmeye çalışırcasına üstüne gelen arabadan profesyonelce yarı şarampolde yarı yolda kalarak kurtuluyor ama nedense derin bir nefes almıyor. Bu hamlesi dile gelip ona “Helal olsun sana, nasıl da bir kazayı önledin.” demeden o, kaza önleyen hamleye öğretici bir konuşma yapıyor: “Ben bunu saymıyorum bile! Çünkü hayatta pek çok hamlemin boşa çıktığını gördüm. İnsan, her şeyi kendinden sanmaya başladığında sonunu beklesin! İlahi bir gücü saymadan yaşamak, her şeyi kendinden bilmek, aciz varlığımızın manen de bitişi demek olur.”

YOLA DÜŞEN KİMİN?

Hiç görmediği bir sahil ilçesinde duruyor. İnsanlar, büyük kentlerin keder veren hâllerinden uzak, tasasız, kaygısız gibi geliyor ona.

Yürüdüğünde karşısına çıkan bir camiye giriyor. Suyla haşir neşir olduğunda kendinden de olumsuz bir şeylerin döküldüğünü hissediyor sanki.

Vakit ikindi sonrasıdır, akşama ise 2 buçuk saat vardır. Dünyalık kaygıları asla aklına getirmemeye çalışarak kimsenin bulunmadığı ibadethanede Hakk’ın huzuruna durduğunda içeriye birinin girdiğini hissediyor. Bu hâliyle ayağına ok saplanan Hazreti Ali’nin “Namaza durayım da öyle çıkarın.” sözünü hatırlıyor, “O huşu neden yok ve nasıl bulacağız?” düşüncesiyle duasını tamamladığında karşısında 9-10 yaşlarında bir , elindeki tespihi göstererek “Bu sizin mi?” diye soruyor.

Uzak bir yerden gelen yolcu, tebessümle tespihin ona ait olmadığını söylüyor. Çocuk, yol üzerinde bulduğu bir tespihin sahibini ararken sanki ödünç aldığı parayı vadesinden önce alacaklıya teslim etmeye çalışır gibi tedirgin. Esrarengiz sanılan yolcu, bu duruma dikkat edip sanki silinmeyecek bir yere de not ediyor.

Hiç görmediği ilçeden uzaklaşıp geldiği yere dönene kadar yine görmediği ilçeler ve yerler geziyor. Bir dere kenarında suyun akışını izliyor, oluk başında suyunu dolduruyor. Önünden bir tilki geçiyor. Koyununu, kuzusunu, ineğini, davarını otlatanlar görüyor, dağ başlarına yapılmış evlere hayret ediyor.

İsmini ve nereden gelip nereye gittiğini bilemediğimiz yolcu, bir ucundan çıktığı kentin, bir başka ucundan girerek dönüşünü yapıyor. Yorgunluğu çıkınca ilk söylediği sözün şu olduğu biliniyor: “Keşke o çocuğun elinde tuttuğu tespihi ben düşürmüş olsaydım ve ona ‘Evet evlat, ben de onu arıyordum.’ diyebilseydim…”

Can Yücel'den:

O çocuklar

O yapraklar

O şarabi eşkıyalar

Onlar da olmasa benim gayrı kimim var?