Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Ankara’daki NATO Zirvesi, başkentte yaşayanlara bir hapishanedeymiş hissi verirken zirveden televizyon ekranlarına düşen görüntülerin aslında tek bir manası var: Devletlerin askeri harcamalarının daha da artması, bunun sonucunda ABD’ye gerekli siparişlerin verilmesi ve “süper güç” tarafından belirlenen coğrafyalarda kontrollü gerilimlerle savaşların devam etmesi.
Zirvede konuşma yapan liderler, henüz Batı’nın bombalarının düşmediği ve devletlerin “daha fazla” hırsı yüzünden tarumar edilmeyen dünyanın herhangi bir yerindeki küçük bir kasabasında dondurma yiyen çocukların mutluluğunu kolay kolay erişemeyecek, üstelik bu mahrumiyetlerinin farkında bile olmayacak.
Gelin görün ki tarih kitapları, kararlar alan ülkeleri ve liderlerinin adını anarken külahta bir dondurmayla mutlu olabilen çocuklara sayfalarında yer vermeyecek.
KIZILIRMAK’TA ÇAMAŞIR YIKARKEN BOĞULAN ÇOCUKLAR
Yaz sıcağı deniz kenarlarındaki kalabalıkları artırırken yıllık izin bilmeden çalışanlar da denizi olmayan illerimizde göletlere girenler de başlarına kötü bir olay gelmedikçe haberlere konu olmaz.
Sivas Gemerek’te Kızılırmak kenarında çamaşır yıkarken akıntıya kapılan ve cansız bedenleri bulunan 13 yaşındaki Zerda da 15 yaşındaki Gülseren de görülmediyse Ankara’daki NATO hazırlıklarından değil, herkesin kendisini yetişmek zorunda hissedip de bir türlü yetişemediği dünya telaşından görülmedi.
Bu telaş, insanlara “Siz benim neler çektiğimi nereden bileceksiniz?” sorusunu sorma hakkı verirken soruyu sorduğu kişilerin neler çektiği ise çıkacak bir tartışmaya dahil edilmiyor.
Hayatın bütün zorluklarını kendisinin üstlendiğini düşünenler bir hastane ve mezarlığa yolunu düşürmeyince tatil paketleri, psikolog seansları ve restoran rezervasyonlarına talep de gittikçe artıyor.
Nice imkânlar içinde kendilerini imkânsız gibi sananlar, kapıldıkları “daha fazla” hırsıyla birçok şeyden habersiz yaşamaya devam ederken kederler içinde nice ümit çiçeklerine sarılanlar da hayatlarımızı sorgulamaya itiyor. İtiyor ama biz buna kolay kolay yanaşmıyoruz. Paralı video platformlarından bir dizi seçip ömrümüzün en güzel anlarını harıl harıl tüketiyoruz.
BAKAN TEKİN VE KURTULUŞ SAVAŞI
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AK Partili milletvekilleriyle toplantıda müfredatta Kurtuluş Savaşı yerine “Milli Mücadele” denileceğini duyurarak “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı.” demiş.
Aslında bu görüşün Türkiye’de soldan da temsilcisi vardır. Yazar Kemal Tahir, "Kurtuluş" ve "İstiklâl" kavramlarına karşı çıkarak 1920-1923 arasında bir değil, 2 devlet (Osmanlı ve Ankara Hükümeti) sahibi olduğumuza dikkat çeker.
Atatürk Cumhuriyet’in 10. yılında okuduğu nutkunda “Kurtuluş Savaşı'na başladığımızın on beşinci yılındayız.” diye millete seslenmiştir.
İster Kurtuluş Savaşı deyin, ister İstiklâl Savaşı, ister Bakan Tekin’in dediği gibi Milli Mücadele. 7 düvele karşı girişilen direniş ve taarruzun kendisini de sonuçlarını da küçük görmek pek mümkün değildir.
O gün büyük bir devletin kanatları altında olmak isteyenler de bağımsızlık ateşini yakanlar da tarihteki yerini almıştır. Siyasi tartışmalarla bunu da değiştiremeyiz.
24 yıllık iktidar, Milli Eğitimde 8 bakan değiştirmişse burada istenen verim bir türlü alınamamış demektir. Eğitimimizin çok daha farklı sorunları var ve bunlar arasında “Müfredatta Milli Mücadele mi Kurtuluş Savaşı mı denmeli?” sorusu son sırada bile kendine yer bulamaz. Tabii amaç, gerçekten eğitim sistemimizin sorunlarına odaklanıp onları çözmekse!
