Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Yazın kendisini klima ve dondurma reklamlarıyla fazlasıyla hissettirdiği günlerde kimse kolay kolay bir kere daha sıcaklığından şikayetçi olduğu bu mevsimi görüp göremeyeceğini hesaba katmaz.
Bir ömür muhasebesine kederle girişenler, ya hastane ya hapishane ya da gurbet köşelerinde buna mecbur hisseder kendini. Tüketim için onlardan yararlanıp reklamlarda yer verilmemeleri ise henüz hiçbir üniversitenin bitirme tezinde konu edilmiş değildir.
İmkânı olanların otellerin havuzlarında ya da halka ait olan ancak şezlong ile otopark parasıyla ücretli hâle getirilen plajlarda çimmeye çalıştığı ve haberlerde “Bu yaz kavrulacağız, yarına dikkat!” başlıklarının yayıldığı bir zamanda sıcağın altında çalışmak zorunda kalanlar pek de hesaba katılmaz.
ROTA NEDEN HEP ANTALYA, MUĞLA VE İZMİR’E ÇİZİLİR?
Kent insanları, yazı sıla-i rahim yerine tatil paketleriyle değerlendirdiğinden beridir ülkede yaşanan her şeyi de normal karşılamaya başladı.
Sıcak ve nemli havası olan kentlerden tatil hedefiyle İzmir’e, Muğla’ya ve Antalya’ya otobüs ve uçak biletlerinin çokça kesildiği bir dönemde her soru sorulur da konuyla ilgili “Bu işte bir yanlışlık yok mu?” sorusu sorulmaz.
Değişmeyen hesaba ve rotaya göre sıcaktan bunalan vatandaş, geçici süreyle terk ettiği kentten daha fazla sıcak ve nemli başka kentlere giderek denize girmeyi kendine teselli sayıyor. Belki de deniz sefası, sıcağı ve nemi düşündürmeden insanları sıcak kentlerden daha sıcak başka kentlere doğru sürüklüyor. Varsa bir balayı ya da yıllık izin, işte böylece değerlendirilmiş oluyor.
VATANDAŞIN DERDİ ÇOK
Yurdum insanına dert olarak yansıtılanlar, öyle tatilde atılacak türden bir şey değildir. A Milli Takım’ın Dünya Kupası’ndan erken eve dönüşünden tutun da 12. Yargı Paketi’nin neleri kapsayıp kapsamayacağına ve bu sene yatırımcısının yüzünü güldürmeyen altının ne zaman yükselişe geçeceğinden ABD-İran müzakerelerinin ilerleyip barışın sağlanıp sağlanmayacağına kadar pek çok konu onu beklemektedir.
Bunca dünya derdinin içinde bir Anadolu ilçesindeki pastane önüne bisikletini çekip de ailesinden aldığı harçlıkla iki top dondurmayı külahla elinde tutan çocuğun keyfine ve mutluluğuna şu ana kadar hiçbir devlet başkanı da büyük bir şirket yöneticisi de ulaşamamış durumda. Ve bu gidişle pek de ulaşacak gibi görünmüyor.
Katılmak gereken zirveler, yapılması gereken kritik toplantılar, ülkelerin kalkınma-büyüme hedefleri, şirketlerin ciro hesapları ve hamleleri hiçbir şekilde bir çocuğun pastane masasında dondurma yemesinden elde ettiği mutluluğu yakalamalarına yardımcı olamayacak.
Gelgelelim çocuk da yakaladığı mutluluğun farkına vardığında o devlet başkanları ve şirket yöneticileri kadar yetişkin olacak. Olacak ama bu yetişkinlik, onun her şeye yetişmeye çalışıp çoğu şeyi kaçırmasına da mani olamayacak.
DONDURMA YİYEN ÇOCUK BÜYÜDÜĞÜNDE DE ÖSYM SORU İPTAL EDECEK Mİ?
Biz yazımızda dondurma yiyen çocuktan bahsederken ÖSYM, üniversiteli olmak için gençlerin girmek zorunda olduğu YKS’deki bir soruyu iptal etti, bir sorunun da cevabını değiştirdi.
Halide Edip Adıvar’ın “Handan” romanının başkarakteri Neriman’ın isminin soruda Nermin diye geçmesi, sorunun iptal edilmesine neden olurken bir başka soruyu da ortaya çıkardı: Koca koca profesörlerin sorusunu bile yanlış hazırladığı bir sınav ne kadar adil olabilir?
Cevabı değişen soruysa kanayan yaramız matematikten. ÖSYM’nin derin hocaları, hazırladıkları sorunun doğru şıkkını yanlış belirlemiş, zaten hazırlık süreci ve yapılış tarzıyla tartışmalı olan sınava bir gölge daha düşürülmüş.
Halide Edip’in mektuplardan oluşan “Handan” romanı ÖSYM’nin iptal ettiği soru vesilesiyle belki de tekrar popüler olacak ama mutluluğuyla bizi imrendiren Anadolu ilçesinde dondurma yiyen çocuk büyüyüp bir 10 sene sonra liseyi bitirdiğinde Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteden mezun olduğunda da Yükseköğretim Kurulu (YÖK) bu gidişle diğer öğrencileri aramadığı gibi onu da arayıp hâlini hatırını sormayacak.
Ben yine de siyasi vurgulu bakanlık konuşmalarına inat gençlerimizin üniversitenin her şey demek olmadığını anladığını göreceğimiz günlerin bir gün geleceğine inanıyorum. Hem o zaman gençlerimiz liseyi de üniversiteyi de bitirdiğinde test kitabı hazırlayanları ve kendilerine yeme-içme-konaklama hizmeti satanları zengin etmenin yanında iş ararken kendilerini belki bu kadar yalnız hissetmeyeceklerdir, kim bilir?
Gülten Akın'dan:
Bu bizim bir yanımız yoktan umut
Gülünçlüğüne gülünç ama bizimdir
İşimiz dünyayı biraz kendimizde
Biraz sürdürmek dışımızda sadece
Yoksa sonu başından bellidir
