Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Ramazanın geldiğini fırından aldığımız imsakiyeden önce İsrail’in Gazze’ye saldırılarını şiddetlendirmesinden anladığımızdan beri “Nerede o…” diye başlayan soruyu da sormaz olduk.
Oruçlu hâliyle yüzünü asıp daha da sinirli olanların 1 ay boyunca toplum içine karışmamaları ve mübarek ayın kötü bir yüzü olmalarını önlemek üzerine bu ramazan da henüz bir çalışma yapılmamışken neyse ki bir avuç işletme işe başlama ile paydos saatlerini düzenleyerek yüreklere bir parça da olsa su serpiyor.
Bu vesileyle de olsa insan bu mübarek günlerin; paylaşmak, yokluğu bilip bunu yaşayana ulaşmak, nefsi terbiye etmek ve bunların yanında hızlı yaşamaktan ötürü geride kalan ruhu durup beklemek için bir arınıp durulma, kendine gelme anlamı taşıdığını anlar belki.
* * *
Necip milletimiz yıllardan beri “Dünyada mekân, ahirette iman.” diye diye konut piyasasını sürekli canlı tutarken ev-bark sahibi olanlar, iman konusunun ahiretteki karşılığından emin olamadığı için bunun tedirginliğini yer yer davranışlarıyla belli eder.
Bu tedirginlik, namazda huşu olarak kendisini göstereceği yerde bir teknoloji harikası olan ve son 25 yıla damgasını vuran zikirmatiğe abanıp bunun tuşunu alev aldıracak hamleye götürmüştür ahir zaman Müslümanını.

Ahiretteki imanı garantilemek için Mekke’deki develere binip sosyal medyada paylaşmak ve araçların arka camlarına “Umreye gidiyorum, namaza başladım tebrik etmek için kornaya bas” yazmak da başvurulan yöntemler arasına giriverir.
PARAYLA İMAN KİMDE?
Elbette parayla imanın kimde olduğunu bilmek kolay değildir fakat dünyada mekân arayışına düşerken bir ömür bırakan insanlarımız, bunu başardıktan sonra evlat ve torunlar için de ayrı bir çalışmaya yoğunlaşır.
İnsanımızın bu stratejisi, konut piyasasının sırtını kolay kolay yere getirmez, demir-çimento fiyatını da hatırı sayılır bir seviyede tutarken müteahhitleri de dört köşe yapar ve aslında bilmeden hastanelerdeki kuyrukların da uzamasına neden olur. Çünkü enflasyonun yerinde durmayıp fırıl fırıl gezdiği ülkelerde mekân edinme isteği pek ucuza mal olmaz, bunu isteyen de sadece para ve ömür değil, sağlık da verir.

“Dünya= Mekân, Ahiret= İman” formülasyonunun Türkiye’deki depremlerde yapıların kolayca yıkılmasını ve binlerce can kaybını engelleyememesi de yaman bir çelişkidir ancak bunun üzerine üniversitelerin İlahiyat ve Mühendislik fakültelerinde herhangi bir tez hazırlanmamıştır şimdiye kadar.
İman konusunda kuvvetli ancak mekân konusunda talihsiz olan emekçilerse gece gündüz demeden çalışmalarına karşın ülkedeki gelir gider dağılımının acımasızlığını maaşlarında gördüklerinde Volkan Konak şarkısında geçen “Bu dünyadan fayda yok, öteki de şüpheli” sözleriyle hem tebessüm eder hem de “Hakikaten öteki dünyadaki hâlimiz nice olur?” diye kederleniverir.
RAMAZANDA YAYLANAN TACİRLER
Dünyada mekân üstüne mekân sahibi olup bazı doymak bilmeyenlerdeyse ne hikmetse ramazan gelince bir yaylanma başlar.
Ellerini ovuşturan ve 1 Mayısları bölücü bir propaganda günü olarak gören bu zevat, mübarek aydaki tüketim artışını da çok iyi bir fırsat olarak görür.
Her mübarek ay yaptıkları fiyat hilesi Ticaret Bakanlığı denetimleriyle ortaya çıkar. Yine bakanlık, birçok marketle fiyat artışına gidilmemesi konusunda özel bir çalışma yürütür. Ve bunlar, 11 ayın sultanının gölgesi henüz üstümüze düşmeden olur.
İşte bundan 1 hafta önce tavuk fiyatlarına ani bir zam yapılması da ihtimal ki böyle bir yaylanma sonucunda gerçekleşti.

Ramazan ayının geleceğini duyan tavuklar, hapsedildikleri yerlerden kıpırdamadan ve bir gün bu çiftliğin sahibi olacaklarını asla düşünmeden büyütüldükleri işletmelerden firar edip yönetime de “Siz bu satırları okurken biz çok uzaklarda olacağız.” diye bir not bırakmış da tavuk köküne kıran girmiş gibi firmaların yüzde 15’lik zammı fiyatlara yansıdı.
Neyse ki bakanlık, tavukta ihracatı yasakladı ve vatandaşın tavuk etine daha pahalı erişiminin önüne geçildi. Bu hamleyi özetlerken “Müslüman’ı Müslüman’dan koruma” desek bilmem zülfüyâre dokunur muyuz? Kırmızı etin 1 yılda neredeyse yüzde 100 artması nedeniyle tavuk etine yapılan hücum üzerindeyse henüz durulmuyor.
Elbette ramazan, tavuk ve dana etinden, her yıl aynı şeyleri söyleyip yüklü ücretler alan televizyon hocalarından, hurma fiyatından, Amerikan kolalı sofralardan, lüks otellerde verilen ve yoksulların yiyemediği çeşit çeşit yemeklerden, esnaf lokantalarındaki iftar menülerinden ibaret değildir.
Bir deistten “Hem açları anlamaktan bahsediyorlar hem de sahura kadar tıkınıyorlar.” sözünü duyduğumda “Bu değil,” diyebilmiştim “Ramazan bu değil ama Müslüman da bu değil!”
Galiba işin sırrı, imanı ahirete bırakan anlayışımızda. Şu dünyada mekân ve para delisi olduğumuz kadar imanın hakkını pazarlıksız verebilseydik ramazanları gaddar kapitalistlerin kârına kâr kattığı bir ortam hâline de getirmezdik, inançsızların haklı eleştirilerine neden olan ortamı da yansıtmazdık. Her şeye karşın inanç ve ümitle hayırlı ramazanlar...
Sezai Karakoç’tan:
Ey oruç, diriltici rüzgâr, İslam baharı
Es insan ruhuna inip yüce ilham dağından
Kevser içir, âbıhayat boşalt kristal bardağından
Susamış ufuklara insan kalbinin ufuklarına
