Sürüye rest çeken yalnız penguen her şeyi açıkladı: İşte başını alıp gitmesinin 2 nedeni

GİRİŞ:
2026-01-29
saat ikonu 04:30
|
GÜNCELLEME:
2026-01-29
saat ikonu 04:30

’da 2007’de çekilen bir belgeselde sürüden ayrılıp dağlara doğru giden penguenin farkına yeni varabildi büyük insanlık.

“Şimdi nerede, ne yapıyor?” diye soranlar onu bekleyen acı sonun çok geçmeden geldiğini düşünedursun ben bu meşhur penguene gece vakti Bolu’daki bir dinlenme tesisinde rastladım.

Onu gördüğüme şaşırdım ama nedense gecenin içinde uykusuz kalan kalabalık, pengueni fark etmiyor, onu da herkes gibi bir insan sanıyordu. Üzerindeki trençkotla başındaki kasketin ve o koca perdeli ayaklarına nasıl sığdırdıysa giydiği botların bunda etkisi vardı belki de.

Görür görmez selam verdim, çok iyi Türkçe konuşması beni tekrar şaşkınlığa uğratırken yemek ısmarlama teklifimi, yeni yediğini söyleyerek geri çevirdi ama demli bir çaya hayır diyemeyeceğini de eklemeyi ihmal etmedi.

* * *

İnsanlar gecenin bir vakti mecburi otobüs yolculukları içinde gözlerinden uykusuzluk aktığı bir hâlde anonsları verilen otobüslerine kalkmadan yetişmeye çalışıyor, belki bir cenazeye yetişmek belki de büyükşehirlerden kaçış için özel araçlarıyla burada mola veren insanlar da bundan sonra hayat yolculuğunda nelerle karşılaşacaklarını asla düşünmeden dinlenmeye çalışıyordu.

Sürüye rest çeken yalnız penguen her şeyi açıkladı: İşte başını alıp gitmesinin 2 nedeni

Penguenle bir masaya geçtik, söylediğim çaylar geldi. Şeker atmadan içtiğini fark ederken “Herkes seni konuşuyor, haberin vardır herhâlde.” diyorum. Der demez tebessüm ediyor ve başlıyor konuşmaya:

“Siz insanlar o kadar yoğunsunuz ki 19 yıl önceki olayı yeni fark edebildiniz. Ne çekiyorsunuz be? Hele siz sanki daha bir yük sahibisiniz.”

Siz derken benden mi yoksa Türkiye’den mi bahsetti, orayı tam kestiremedim ama bu güzel sohbeti bölmemek adına bunu sormadım.

“Sayın penguen seni o kararı almaya iten sebep neydi? Şu işin aslını bir açıkla da mesele çözülsün.” dedim.

Çayından bir fırt daha alıp sakince cevapladı: “Bazen gitmek gerekir, işte o kadar.”

Biraz sustu, ben de devamını getirmesini bekledim, evet açıklayacaktı:

“Beni o karara iten 2 sebep var. Biz topu topu 15-20 yıl kadar yaşıyoruz bu yalan dünyayı. Ama benim sülalemden 30’u deviren de var. Söz meclisten dışarı, dünyanın dengesini bozan bazı insanlar yüzünden bir bela zuhur etti. Siz buna küresel ısınma diyorsunuz, biz insanın doymazlığı. Ama haber bültenlerinizde bizim dediklerimiz yazmıyor.”

Bu kadar filozofça konuşan penguen, acaba 19 yıldır geziyor muydu? Hem bu hesaba göre sürüden ayrılıp kendisini dağlara vurduğunda 5 yaşında olsa bile nereden bakılırsa bakılsın en az 24 yaşında olmalıydı. İç sesimi duymuşçasına konuştu:

“Şaşırıyorsun değil mi? 1 haftadır ülkenizdeyim ama televizyondan haber izlemeyi burada öğrendim, izlediklerimden sonra burada da kalmamaya kararı verdim.

Çok gezen mi bilir, okuyan mı diye yüzyıllardır kendinizi paralar durursunuz. Ben okuduğumdan çok gezdim ama okumayı da ihmal etmedim. Evet, beni sürüden 2 şey ayırdı: Birisi yeni evlendiğim eşimin ölümü, diğeri de artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı düşüncesi.”

Bunları söyler söylemez gözünden birkaç damla yaş düştüğünü gördüm, çayını bitirmişti, bir tane daha söylemeye yeltenirken teşekkür etti.

“Sevdiğim yitti, bir evladım dahi yok. Geçen Antarktika’daki akrabalarıma telefon ettim, küresel ısınma onların üremelerini de olumsuz etkiliyormuş, ‘Nerede o eski heyecanlı günlerimiz?’ diyorlar. Şimdi bana el ele tutuşan insan-hayvan bir çift ya da bebek görünce bir tebessümün yanında yürekteki yaranın kendini hatırlatması kaldı.”

Sürüye rest çeken yalnız penguen her şeyi açıkladı: İşte başını alıp gitmesinin 2 nedeni

Masayı tutarak hüzünlü bir şekilde sandalyesinden kalktı. Çay için tekrar teşekkür etti. Gitmeden bir şeyler daha söyleyecekti:

“Şimdi benim yıllar önce yaptığım hareketle kendisine ders çıkaran insanlar oluyordur, tahmin ediyorum. Bazen gitmek gerekiyor ama hayvan ya da insan her canlıyı gitmeye sürükleyen de bir nedene ihtiyaç var. Kimi, bunu fark edip benim gibi hep gidiyor, kimi de olduğu yerde çakılıp acısıyla barışık yaşıyor. Her halükârda dünyadaki varlıkların işi zor ama insan olmak, Antarktika’da penguen olup eşini yitirdikten sonra acısına katlanmaktan daha da zor.”

Bu kez ben de hüzünlenmiştim. Fark edince eliyle omzuma dokunarak teselli edercesine şunları da söyledi:

“Bu dünyanın çivisi çıktı, onu çıkaranlar fark etmese de insan-hayvan hep birlikte sona doğru gidiyoruz. Bizim için hava hoş, Mevla bizi hesapla sorumlu tutmamış ama sizinki o kadar kolay olmayacak. Biraz daha böyle giderse…”

Devam etmedi, gülümseyip Bolu’daki dinlenme tesisinin arkasındaki dağlara doğru yürümeye başladı. Hem de o meşhur videodaki yürüyüşüyle…

Bense ardından bakarken Birhan Keskin’in şiirinin bir kısmını hatırlıyorum:

Penguen

benim de içimde saklı tuttuğum

buzlu kıyılar, çığlık hatıraları

ben de senin kadar kaçkınım ve yaralı.