İran’daki okul, 2 Fatma Nur Çelik ve sokakta ağlayan genç

GİRİŞ:
2026-03-05
saat ikonu 01:35
|
GÜNCELLEME:
2026-03-05
saat ikonu 01:39

İnsanlarımızın yoğunluktan başlarını kaldırmadan yürüdükleri şehirlerimizden birinde, cadde üzerindeki birkaç basamaklı merdivende oturan üniversiteli kızın ağlaması fark edilmedi. Ne akşam haberlerinde ne de “Flaş”lı “şok”lu “olay”lı internet haber sitesi başlıklarında ondan bahseden olmadı.

Bu acı detayı fark etmeyişlerinden haberleri olmayan insanlar bundan ötürü pişmanlık da duymuyordu.

Uzaklardan gibi gelen yakınlardaki bir ses: “Bunu kenarda tut, sona sakla.” dedi. Saklayalım o zaman.

* * *

Ülkelerin halkları tedirgindi ve bunda da haklıydı. Aylardır “Ha geldi ha gelecek” denen , sonunda patlamıştı. 2 mendebur suratlı herif bir araya gelip İran’a saldırmıştı. İngiliz de “Üslerimi kullanabilirsin.” teminatı vermişti.

Düğünden kalan birkaç çeyrek altını olan vatandaş piyasalardaki hareketlilikten memnundu. Sonra dolar kendini gösterince altın da biraz geri çekilmişti. Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla petrol varil fiyatlarındaki yükselişse araç sahibi olmayanları bile her açıdan etkileyecekti.

Bunların yanında savaşın ilk günü İran’daki bir ilkokulun vurulmasıyla hayatını kaybeden öğrenci ve öğretmenlerle Hamaney’in yanında öldürülen 14 aylık torunu ne altın ne döviz ne de petrol fiyatları kadar konuşuldu.

İran’daki okul, 2 Fatma Nur Çelik ve sokakta ağlayan genç

Bir sınıfta öğretmenlerinin anlattığını dinlerken son derste olduklarını fark edemeyen onlarca günahsız canın yitmesi, sözlerinin son kez ağzından çıktığını bilmeyen öğretmenin çocuklara güzel şeyler öğretme hevesinin yarıda kalması ve daha 1 yaşında olan bir bebeğin büyüme isteğinin ABD-İsrail emperyalizmi için yok edilmesi, akşamları konforlu televizyon stüdyolarından yorum yapanların gündemine bile girmemişti.

“EKRANDA CNN”

Selda Bağcan ile Ahmet Kaya’nın birlikte hazırladığı 1994 çıkışlı “Koçero” albümünde “Ekranda CNN” diye bir şarkı vardı.

Şarkı “Şunun şurasında ne kalmıştı, 2000’li yıllara / Tam da barışı yakalayacağız derken / Çalındı tamtamlar, ekranda CNN” sözleriyle o günkü dünya durumunu özetlerken bizim kuşak CNN’in ne anlama geldiğini ABD’nin 2003’te Irak’a saldırmasıyla anladı.

Irak’a ABD işgali getiren saldırılar, ABD merkezli CNN tarafından canlı yayınlanıp başka ülkelerdeki aynı isimli kanallarla paylaşılınca ABD gücü de böylece her yere yayılmış, korkusu her tarafı kaplamış oluyordu.

Şimdi ne zaman eline sopa alıp stüdyolarda ahkâm keserek savaş analizi yapan birisi çıksa bundan 23 sene evvelki Irak işgalini hatırlatıyor. Bugünkü savaş ortamında ise ülkelerin komutanlık merkezleri “İşte böyle vurduk” dercesine saldırı görüntülerini yayınlıyor.

* * *

Netanyahu’nun kısa süre önce Yunanistan, Hindistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve ismini gizlediği Asya, Afrika ve Arap ülkeleriyle birlikte İsrail’in kuracağını duyurduğu “altıgen” ittifakın İran’a yapılan son saldırıdaki payı henüz “Savaş ne zaman bitecek?” sorusunun önüne geçmemişken İslam ülkelerinin sessizliği de koskoca bir duvar gibi duruyor.

Onca Arap ülkesi, çevredeki ABD üslerini hedef alan İran’a “Saldırıları durdur” çağrısı yaparken ne İsrail’e ne de ABD’ye bir ses çıkarabiliyor. Devlet başkanlığı koltuklarında oturanlar ABD’ye üs kullanma izni vermeyen bir İspanya kadar olamıyorsa utanmaları gerek ama o utancı daha önce Gazze’de duymadıklarına tanık olduğumuz için şaşıracak bir durum yok.

Bu yazının yazıldığı saatlerde Milli Savunma Bakanlığı, İran’dan ateşlenen ve ülkemiz hava sahasına doğru ilerleyen bir füzenin NATO güçlerince imha edildiği bilgisini paylaştı. Saatler önceyse TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar şu açıklamayı yapmıştı:

“İran tarafından ‘Amerikan üssü’ denilerek İncirlik’e bir saldırı olabilir. Ancak şunu bilin arkadaşlar, bu yanlış biliniyor. İncirlik Üssü’nün A’dan Z’ye, kapısından penceresine, tavanından bacasına kadar her şey Türkiye’nin kontrolünde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolündedir. Orada sadece Amerikanlar değil, ikili müttefiklerimiz, Katar, Suudi Arabistan, Amerika, Almanya, İspanya gibi müttefikimiz kim varsa hepsi misafir.”

İran, Türkiye’deki üssü hedef alarak mı o füzeyi ateşledi yoksa bu bir kaza mı? Şimdi bu soruya cevap alınana kadar bizim gündem bunun üzerinden şekilleneceğe benziyor.

SOSYAL MEDYANIN İKİ YÜZÜ

Birkaç ay önce İran’da hayat pahalılığı nedeniyle başlayan protestoları sosyal medyada paylaşıp “İran’a özgürlük” diyenler nedense İran’a yapılan saldırıları ve hayatını kaybedenleri gündemine bile almadı.

Sosyal medya, ikiyüzlülüğüyle bilinir, insanlık o paylaşımların insafına kaldıysa tüm haksızlar daha yargılanmadan haklı sayılmış demektir.

2 FARKLI FATMA NUR ÇELİK

İstanbul Çekmeköy’deki liseyi basan 17 yaşındaki öğrencinin sınıfta ders anlatan Biyoloji Öğretmeni Fatma Nur Çelik’i bıçaklayarak katletmesi artık “çocuk katil” kavramını, eğitimdeki sorunları ve artan cinayet olaylarını klasik soruşturma ve tedbirlerle önleyemeyeceğimizi bir kez daha gösterdi.

İran’daki okul, 2 Fatma Nur Çelik ve sokakta ağlayan genç

Özellikle ABD’de ve bazı Avrupa ülkelerinde sık görülen okul basıp cinayet işlemelerin bizde de yaygınlaşmaya başlaması sıradan bir asayiş zafiyeti değil.

Olay sonrası öğretmenlerimiz aslında yıllardan beri tehlikenin “Geliyorum.” dediğini, eğitimcilere karşı yapılan tavır ve baskıları örnek göstererek anlattı, sendikalar iş bırakma kararı aldı.

Bu gibi olayların artık son bulması, bir canın daha yitmemesi için Türkiye’yi yönetenlerin, yasa yapıcıların, kanun üstüne kanun koyucuların daha fazla vakit kaybetmeden radikal adımlar atması ve öğretmenlerimizin de “eğitim işçisi” gibi görülmesinin önüne geçilmesi gerekiyor.

* * *

Fatma Nur öğretmenle aynı isim ve soy ismini taşıyan bir kadının hikâyesiyse ülkemizin bir başka yüzünü gösterdi.

8 yaşındaki kızıyla birlikte Zeytinburnu Kazlıçeşme Sahili’nde cansız bedenleri bulunan Fatma Nur Çelik, 8 yaşındaki kızı Hifa İkra Şengüler için cinsel istismar davasında adalet arıyordu.

Vahim olan iddiaysa Çelik’in kendisine tecavüz eden kişiyle evlendirilmesi ve bu kişinin, öz kızına da istismarda bulunmasıydı.

İran’daki okul, 2 Fatma Nur Çelik ve sokakta ağlayan genç

En az bunun kadar vahim olansa bu kişinin adında “Kur’an” geçen bir vakfın yöneticisi olduğuydu. Sahilde kızıyla birlikte cansız bedeni bulunan Fatma Nur Çelik, başına gelecekleri sezmiş gibi verdiği röportajda şunları söylemişti:

“5 Mayıs'a kadar hayatta kalabileceğimi düşünmüyorum. Başıma bir şey gelirse bu karanlık yapı ve beni koruyamayanlar, sesimi duyup da susan herkes sorumludur.”

Bu bilgiler kadar sarsıcı olansa görgü tanıklarının anlattığına göre anne ve kızının denize kendilerini atmalarıydı.

Konuyla ilgili Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın açıklamasında çocuk için koruma kararı alındığı ancak aileye ulaşılamadığı bilgisi paylaşılmıştı.

Fatma Nur Çelik’in adalet nöbetinin mahşere kalmadan sonuçlanması, “karanlık yapı” olarak tanımladıklarının açığa çıkması, kızıyla birlikte kendi canlarına kıymaya kadar nasıl sürüklendiklerinin aydınlatılması bu ülkenin hukuk mekanizmasının da sınavı olacaktır.

SOKAKTAKİ GÖZYAŞLARI

Yazının başında kentlerin birindeki cadde üzerinde birkaç basamaklı merdiven basamağında ağlayan üniversiteli bir kızdan bahsetmiştik.

Yazının sonunda bu kızın ağlamayı bırakıp merdiven basamaklarından kalkarak caddede tebessümle yürüdüğünü söylemeliyiz. Ancak onun bu değişiminde etkili olansa önünden geçen orta yaşlı bir adamın söyledikleridir.

Adam, ağlama nedenini sorduğu kızdan “Hayat istediğim gibi gitmiyor.” cevabını almış, o da “Kimin gidiyor ki?” karşılığını vermiştir. Elçiye zeval olmaz, adamın kıza söylediklerini aynen aktarıyorum:

“Yakınlarınızdan birini mi kaybettiniz? Aileniz sağ mı? Onların yanında mısınız? Kimseyi kaybetmediğinize, ailenizin yanında öğrencilik yaptığınıza göre hayat bu gözyaşlarını dökecek kadar uzun değil.

Bakın ben de bundan yıllar önce böyle bir merdivende ağlamıştım. İnanın sizden 10 kat daha fazla gözyaşı dökmüştüm. Bugün o hâlime gülümsüyorum. Ama iyidir bir yandan bu gözyaşları. Siz de yarın tebessümle anacaksınız.

Bakın, insanlar gelip geçiyor, kimse sizi fark edip ‘Neden ağlıyorsun?’ diye sormuyor bile. Paylaşmayabilirsiniz nedenini ama size içten söyleyebilirim ki neye ağlıyorsanız değmez ve değmeyecek.

Ben hayattan bunalınca hastanelere ve mezarlıklara gidiyorum. Sonra utanıyorum kendimden. Ve her türlü zorluğa karşın pes etmeyip mücadele etmeyi bir yaz günü çay bahçesinde çok güzel gülen bir kızdan öğrendim. Bu kızın yanında annesi vardı ve tekerlekli sandalyede bulunuyordu. Hadi kalkın artık hem üşüteceksiniz bu merdivende…”

Rıfat Ilgaz’dan:

(...)

Zorumuz ne insan kardeşlerim,

Amacınız kökümüzü kurutmaksa,

Yetmiyor mu tayfunlar, taşkınlar,

Bunca aç, bunca sayrı, kırım, kıyım,

Sayısız işkence kurbanları…

En kötüsü,

Gün günden başımıza inen bu gökyüzü!

(...)

Ah uzak görüşlü yetkililer,

Bıraksanız da büyük sorunları bir yana,

Biraz da ulusunuz için,

Halkınız için konuşsanız…

Çocuklarınız için…

Kökleri kuruyup gitmeden!