Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Dağa, bayıra, çayıra, ırmağa ve denize bakmaya fırsat bulamayan insan, bu güzellikleri bir reklamda görünce içinde bir heyecanın oluşmasına engel olamaz. Engel olanlar da sadece iş ve “daha fazla” düşüncesinden çıkamayanlardır.
İçinde bulunduğu kederden kaçmaya çalışan da sağlık sorunu saçan sıradan hayatı sorgulamayan da günleri elinde ufalayıp eritirken ömür takviminde daha ne kadar sayfası kaldığını bilmemesi tesellidir bir bakıma.
İNSAN SON GÜNÜNÜ BİLSEYDİ…
Birkaç gün sonra hayat yolculuğunun sona ereceğini bilen bir insan nasıl rahat yaşayacaktır? Oysa böyle bir düşünebilse şu an üzüldüğü ve sevindiği şeylerin ne kadar da saçma olduğunu çok iyi anlayacaktır.
Yıllar önce yazılmış kitaplar, çekilmiş filmler ve yaşanmış olaylar üzerinde çokça duranlar, insan ömrünün hayat karşısındaki acizliğini daha yakından görerek “O kitaplara, filmlere, olaylara konu olmuş insanlar bugün neredeler?” diye sorar.
Siyah beyaz filmlerde bile kendini yeşil yeşil belli eden İstanbul, daha yaşanılası Anadolu kentleri ve bu kadar yozlaşmamış insanların iletişimi artık aransa da bulunamaz bir hâldedir.
ŞİDDETE DAYALI GÜNDEM
Ülkenin gündeminde 6 sene önce Tunceli’de kaybolan Gülistan Doku isimli üniversiteli bir kızın akıbetiyle ilgili dönemin valisinin ve oğlunun da içinde bulunduğu şüpheler zincirinin kuvvetlenmesi, Şanlıurfa’da bir lisenin, 19 yaşındaki eski öğrenci tarafından basılıp 16 kişinin yaralandığı, saldırganın canına kıyması ve 1 gün sonra bu kez Kahramanmaraş’ta bir ortaokulun 8. sınıf öğrencisi tarafından basılıp 9 kişinin öldüğü, 20 kişinin yaralandığı bir dehşete dönüşmesi varsa ve benzer olayların yaşanmayacağı konusunda kimsenin yarından emin olmadığı bir dönemden geçiliyorsa yurdum insanının güzel şeyleri fark edebilmesi de pek kolay olmayacaktır.
Böyle bir ortamda bir kesim, her yaşanan travmatik gelişmeyle içten içe kederlenirken diğerleri de hiçbir şeye takılmadan kendi özel gündemlerinden başka bir şeye dikkat etmezler. Belki böylece bir savunma geliştirirler ama hangi tarafta yer alınırsa alınsın ülkede alarm veren olaylara “Bunlar münferit vakalar efendim” diye bakmak gittikçe zorlaşmaktadır.
TOPLUM MÜHENDİSLERİ NE İŞ YAPAR?
Sosyolojiden, psikolojiden yararlanan ve ismini duyana asla kötü bir çağrışım yapmayan toplum mühendisliği aslında devletlerin başka devletlerin halkları üzerinde vermek istedikleri etkiye dayanır.
Kavramı ortaya atansa ismi oldukça fiyakalı filozof Karl Popper’dir. Popper, Einstein’a, Karl Marx’a, Freud’a ve Adler’e kafayı taktıktan sonra harıl harıl çalışarak sosyalizmi, muhafazakârlığı ve liberalizmi uzlaştırma gayretiyle de tanındı.
Popper, toplum mühendisliğini pek de hayırlı bir şey olarak görmeyerek buna girişenlerin halklara istedikleri şekli vermeye çalıştığı tespitine vardı.
ÇOCUKLAR VE GENÇLER ÜZERİNDEN ACI BİR DÖNÜŞÜM
Bu ülkede yaşayanlar 103 yıllık Cumhuriyet’te ve öncesinde Osmanlı Devleti zamanında az şey görüp geçirmedi ama bu aşamalara tanık olanların ekseriyeti artık dünyada değil. Sonraki kuşaklarsa bu tanıklıkların tecrübelerini bilmeden hayatlarında gördüler.
Gündemi sürekli sarsan adli meselelerin yaşanması, yolsuzluk, rüşvet, cinayet, yarım asrın harcandığı teröre karşı bugün devam eden süreç gibi konularda, anayasasında “Bir hukuk devletidir” yazan sevgili ülkemizin yıllardan beri maruz kaldığı toplum mühendisliğinin etkisi var mıdır, yok mudur?
Son zamana kadar ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde görülen okul baskınlarının Türkiye’de gittikçe yaygınlaşması, özellikle 18 yaş altında yaşanan şiddet olaylarının günden güne artması, toplumun çocuklar ve gençler üzerinden nasıl bir dönüşüme maruz kaldığının da delili gibi.
Ama biz çocuk ve gençlerimizdeki bu bozulmaya önce yetişkinlerimizdeki yozlaşmayla başlamadık mı?
Okullarda yayılan şiddet olaylarına karşı öğrenciler, öğretmenler ve veliler tedirginken dizilerden internet oyunlarına kadar çok şeyi tartışarak “Neden böyle olduk?” sorusuna cevap aramaya çalışıyoruz.
Arayışımız çok sürmeden bu olayların sonunun gelmesi için ümit ediyoruz ama “Bu noktaya yıllardan beri farklı yöntemlerle süren şiddet propagandasının aşılanmasıyla gelmedik mi?” diye bir başka soruyla karşılaşıyoruz.
Bugün çocuk ve gençlerimiz üzerinden çalan tehlike çanlarının aslında bir ülkeyi, sistemli bir nesil savaşının içine sürükleyip buradan ayrı bir bozulma çıkartmak amacını taşıdığı da söylenebilir.
Yaşananlar “Okullarımızdaki güvenliğin acilen artırılması gerekir” önerisini gündeme getirecektir elbette ama bu yaranın tedavisi için daha radikal çözümlere ihtiyaç duyulduğunu da artık saklamayalım.
Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan:
Türküler bitti
Halaylar durdu
Horonlar durdu
Al damar, mor damar, şah damar sustu
Bahçeler put kesildi birer birer
Meyveler salkım saçak taş.
Bir bulut uçardı
Başı boş bedava
Yandı kül oldu.
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim yoruldu.
