Google Derinlemesine Analiz, Teyitli Haber! Tıkla ve favori kaynağın yap.

Katil çocuk ve balkondan beddua eden kadın

GİRİŞ:
2026-05-21
saat ikonu 00:53
|
GÜNCELLEME:
2026-05-21
saat ikonu 00:53

İstanbul’un aşırı nemle birleşmiş şıpır şıpır terleten bir yaz sıcağında dar sokaktaki bir çocuk “Annee” diye seslendi. Onu, eski apartmanın balkonundan gayet soğukkanlı karşılayan kadın “Annesiz kal e mi?” dedi.

Olaya şahit olan bir vatandaş, duyduğuna fena hâlde üzüldü ancak bundan kimsenin pek de haberi olmadı. Üstelik bu kişi, vergisini hep dolaylı olarak ödeyen her vatandaş gibi mütevazı bir hayatı yaşıyor ancak yine de geçinemiyordu. Konumuz şimdi bu değil.

SABAHATTİN ALİ’NİN 100 YIL ÖNCE HABERİNİ VERDİĞİ ÇOCUKLAR

Şimdilerde çocuklarda suç işlemenin yaygınlaştığı konuşulurken haberlerin “Ölen de öldüren de çocuk” başlıkları “Nereye varacak bu işin sonu?” diye düşündürüyor.

Sabahattin Ali 1926 tarihli Köprünün Çocukları isimli şiirinde şöyle sesleniyordu:

Kimbilir ki bu çocuk ne işler işleyecek?..

Belki üç kuruş için birini şişleyecek,

Yahut bir mağazanın delecek kasasını,

Bu vaka artıracak mücrim piyasasını

Şair, 100 yıl önce sokaklardaki çocuklardan bahsederken bir gün ana-babasıyla düzenli bir aile hayatını yaşayanların da suç işleyeceğini o günkü şartlar içinde düşünemezdi belki.

“SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK YOK…”

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılında 186 bin çocuğun suça sürüklendiğini açıkladı. Evlat yitirmiş acılı anneler bu kavrama şöyle karşı çıkıyor: “Suça sürüklenen çocuk yoktur, katil çocuk vardır.”

Aynı konunun tartışıldığı Arjantin’de cezai ehliyet yaşı 16’dan 14’e düşürüldü, hükümet “14 yaşındaki biri ne yaptığının bilincindedir.” dedi.

Sevgili ülkemizde “Ölen de öldüren de çocuk” başlıklı haberler sıradanlaşırken bizde tam ceza ehliyeti hâlâ 18’den başlıyor ve çocuk sayılan kişinin işlediği cinayetin cezası en fazla 24 yıl olarak uygulanıyor.

Geride çocukları öldürülmüş ailelerin meydanlarda pankartlarla adalet arayışları kalıyor. Üstelik çektikleri acı yetmezmiş gibi bir de katilin yakınları tarafından tehdit ediliyorlar.

İşin ceza tarafı bir yana bir çocuğun suçu bu kadar kolay işlemesine giden süreç, toplumdaki acı değişimi yakından gösteriyor.

90’LARDAKİ TÜRKİYE ÇOK MU İYİYDİ?

Çocukluğu 1990’larda geçenlerin bugüne kadar insan kalabilmiş olanları, 30 yıl öncenin özlemini çektiklerini sosyal medyada fazlasıyla hissettiriyor. Bunda daha çok “Yıllar geçti, çocukluk elden gitti, şimdiyse renksiz bir hayatı yaşıyoruz.” hayıflanması gizli gibi.

O yıllarda Türkiye’deki siyasi ve ekonomik durum pek de parlak olmamakla beraber bugün dert yandığımız enflasyonun 3 basamaklısı yaşanıyordu.

Siyasilerle dalga geçmek, bunun sanatını yapmak da milletin kızgınlığını bir parça alıyor ama kimse oy verdiği partiyi amigo gibi savunmuyordu.

Devlet hastanelerinin içler acısı durumu rahmetli Savaş Ay’ın A Takımı programında teneke içine yakılan ateş eşliğinde konuşuluyor, Ay, “Hafta sonu bile tatil yapmadan hastanelere gittim.” diyen Sağlık Bakanı’na “Hobiden bahseder gibi bahsediyorsunuz.” diye tepki gösteriyordu.

Her hafta televizyon başına kilitleyen “Süper Baba” dizisiyle ülkede enflasyona, Sapanca-Hendek-Düzce hattındaki faili meçhullere ve terörün tırmanmasına rağmen güzel şeylerin de olduğu hatırlatılırdı.

Tüm olumsuzluklara göğüs gerip kültüründen, inancından taviz vermeyen toplum, uğradığı şiddetli erozyonla şimdi 90’lı yılların çürümüşlüğünü taşır gibi bir görüntü veriyor.

90’larda devlet ve hükümetler şüphe çekip güven vermezken bugün toplum, bir sokak röportajına rast gelen Zeliha Bürtek Hoca’nın söylediği gibi “sosyal çürüme” yaşıyor.

YANLIŞI NEREDE YAPTIK?

Elbette karamsarlığa kapılmayalım, bugünden de yarından da umudu kesmeyelim. Yine eski defterleri karıştırıp “Nerede yanlış yaptık?” diye sorarsak kentlerimizdeki tarihi dokunun canına okuyan imar planlarından, 1949’da ABD ile yapılan eğitim anlaşmasına (Fulbright) kadar pek çok konuya değinmek gerekir.

Evet, bu toplum zor dönemlerden geçti. Ama bu topraklarda yaşayanlar bugünkünden daha zorlarını da görüp üstesinden geldi. Üstelik bugünkü kadar nimetler içinde de değildi.

* * *

Çocuklardaki suça bulaşmanın yaygınlaşması sadece acıyı yaşayanların hanesinde gündemde. Allah göstermesin bir vaka daha yaşandığında tekrar aynı şeyler konuşulacak.

Her şeye yeniden başlanıp yanlış gidişatı düzeltme imkanı her zaman bulunur da suça ve sosyal erozyona karşı verilecek cezaların artırılmasını düşündüğümüz gibi birkaç nesli daha yitirmeden bu sorunların köküne inip kurutmak için harekete geçmekte daha fazla geç kalmamayı da bilmeli.

Balkondan çocuğunun seslenişine karşılık veren kadın sanki şimdi “Annesiz kal e mi?” yerine “Efendim, oğlum!” der gibi…

Sabahattin Ali’nin şiirinin devamı şöyleydi:

Bir parça düşünelim biz de vazifemizi...

Çünkü bu nesil yarın tel'in edecek bizi...

Bu biçare sürüyü geliniz kurtaralım!

Biz onları bir öz kardeş gibi saralım...

Onlar kendilerine açılan bir aguşa

Nasıl atılacaklar bilseniz koşa koşa...