Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Yapılacaklar listemize hep bir şeyler ekleyip neredeyse hiç eksiltemiyoruz. Hayat gailesi içinde yanı başımızdan geçip giden imkân ve güzelliklerin farkına varmayışımızsa bu listede kendine pek yer bulmuyor.
Modern zamanlar dramı olarak hemen her kişinin hayatına sirayet eden bu durumda yapılacakların sürekli artması ilginç bir his veriyor. Sanki “Emekli olunca yaparım.” der gibi hep “Yarın” dedikçe bu döngünün içinde en çok yorulan yine biz oluyoruz.
ELLERİNİ OVUŞTURUP SİNSİ SİNSİ GÜLENLER VAR
Reklamları hazırlayanlar burada nasırsız ellerini ovuşturup sinsi sinsi gülüyorlar. Dudakları arasından “İşte elimize düşen biri daha.” sözünü çıkardıkları duyuluyor.
Oysaki bu yola ev ve araba hayaliyle çıkılmıştı. Her şey çok masum ve pek bir sevimliydi ama kredi taksitleri arttıkça, kartlar şiştikçe hastanelere daha sık gidilir oldu.
Bir hastane odasında gecenin çok uzun olduğu, sabahınsa gelmek bilmediği anca orada kalınca anlaşılıyor. Henüz sabah ezanı okunmadan insan sanki birkaç yılı birkaç saatte yaşadığını hisseder gibi oluyor.
Hastane otoparklarının yanı başından cenaze araçları geçiyor. Çünkü bu gecelerde ruhunu Hakk’a teslim edip dünyaya veda edenler de bulunuyor ve hiçbiri sabaha erişemiyor. Aslında hastanelerde yaşanan gecelerin uzunluğu da bundan kaynaklanıyor ama bu detay “Geceleriniz daha uzun olacak.” minvalinde cinselliği de paketleyip satmaya çalışan kışkırtıcı reklamlarda yer almıyor. Çünkü satış pazarlamada ölüme yer yok. Ciro ve kâr hesabında Azrail’in adı geçmiyor.
Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir / Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat diyen Bosnalı Sabit, beytinde en uzun geceyi yalnızca keder çekenlerin anlayabileceğine işaret ediyor. İnsansa bunun ayrımına kedere düştüğünde varıyor.
ÜNLÜ MARKALARIN SAHİPLERİNİN ANİ ÖLÜMLERİ HESAPTA VAR MIYDI?
Ülkenin her yanına âdeta “Biz hiç batmayacağız.” der gibi kendinden emin yayılan koca koca markaların sahiplerinin ani ölümleri bazı şeylerin sorgusunu da beraberinde getiriyor. Tabii yalnızca düşünebilenler ve “Ne oluyoruz yahu?” diyerek kendine gelmeye çalışanlar için oluyor bu.
Strateji yüklü ekonomik hesaplar, “daha fazla” hırsıyla ulaşılması beklenen hedefler, işçi çıkarımları-alımları ve sözde sektörün imparatoru olma hayalleri… İşte tüm bunlar bir “Hayatını kaybetti” cümlesiyle tuz buz oluveriyor ve sonra her şeyin ne kadar bomboş olduğu ayan beyan ortaya çıkıyor.
ESKİ PERDELER ŞİMDİ NEREDELER?
Mütevazı hayatların kıymeti, şimdi eski köy evlerinde bile zor bulunan özgün desenli perdeleri görmekle anlaşılmaya başlandı.
Toprak dinlendirirken şehir hep yorup durdu. Yüksek yapıların sardığı çehresinde rüzgârı bile hapsettiği müstekbir edasıyla kendinde yaşayanına asla “Hadi biraz dur.” demeyen şehirlerde kırılan kalpler ise hiçbir haber bültenine konu edilmedi.
Birbiri ardına yaşanan gelişmeler, aydınlık gibi görünen bazı yapıların aslında nasıl karanlık olduğunu ispatlarken hayata dair ince detaylara şimdilik sıra gelmiyor tabii.
Her şeye yetişmenin ömür törpüleyen yanıyla eski bir köy evinde rastlanan ve şimdilerde hiçbir pahalı mağazada satılmayan özgün desenli perdelere bakan insan, Necip Fazıl’ın şiirini hatırlıyor: Perdeler, hep perdeler / Her yerde, her yerdeler / (…) / Ya benim sevdiklerim / Şimdi nerde, nerdeler?
BU SORULARI SORAN YOK
Alınacaklar, kurulan hayallere ulaşma isteği, işe gidişler ve dönüşler içinde hemen her gün birbirinin aynısını yaşayanlar bir gün kendilerine has bir liste hazırlamayı düşündüler.
Yok, hayır, bu liste “Yapılacaklar Listesi” gibi bir şey olmayacaktı. Listeyi hazırlamadan adını “Kendime Bir Gün Soracağım Sorular” koydular ve soruları alt alta sıraladılar:
- En son ailecek birlikte ne zaman film izledik,
- Evimizde telefonlardan başımızı kaldırıp birbirimizin yüzüne ve gözleri içine hiç baktık mı,
- Reklamlarda almamız gerektiği söylenen ürünler kadar bir çiçeğin açışına, bir kuşun ötüşüne, bir karıncanın rızkını çıkarmak için verdiği mücadeleye dikkat ettik mi,
- Telefonda en çok konuştuğumuz kimseler, bizi düşünüp sevenler mi, yoksa iş arkadaşları, bankalar, sigorta şirketleri, otomobil servisleri ve satış pazarlama temsilcileri mi,
- Bizi mutlu eden şeyler; doğa yürüyüşleri, piknikler, uzun zamandır görmediğimiz bir yakınımızla karşılaşmak, bir bebeğin-çocuğun gülümsemesi, yardıma ihtiyacı olanın imdadına yetişmek ve bir tebdilimekân mı yoksa markette ilk kez gördüğümüz bir ürün, yeni çıkan otomobil, sahip olunmak istenen geniş odalı, manzaralı bir ev, yatırım hesapları, lüks restoranda yenen yemek, pahalı bir tatil mi?
Günleri sorgusuz ve hemen hemen birbirinin aynı gibi geçen insanlar hazırlayacakları listenin gittikçe uzadığını fark edince şimdilik bu işi de ertelediler. Kendilerini iyi hissetmeyerek internetten bir şeyler sipariş etmeye koyuldular. Bunu yaparken listede bir sorunun daha olması gerektiğini düşündüler.
Soru şuydu: “En son ne zaman kendimle baş başa kalıp kendimi dinledim?”
Sordular ama soruya asla cevap vermeden siparişi verdiler!
