TÜVTÜRK eşkıyalığı, Satılık Adam ve 2 imamlı namaz

GİRİŞ:
2026-02-12
saat ikonu 01:39
|
GÜNCELLEME:
2026-02-12
saat ikonu 01:43

Ülkemizin gündemi insanın akıl ve ruh sağlığını bozmasının yanında neredeyse ince hastalıklara da davetiye çıkaracak türden konu ve olaylarla hız kesmeden şekilleniyor. Bize de bu çılgın kalabalığın eylemlerine şahit olmak yükünü sırtlamak düşüyor ama bu iş hiç de öyle kolay değil.

TÜVTÜRK Ankara İvedik Araç Muayene İstasyonu’nda polis memuru Melih Okan Keskin’in, stop lambasının yanmadığı gerekçesiyle aracının muayeneden geçmemesi üzerine başlayan tartışmada kurumdaki 20-30 kişilik çalışan grubunun saldırısına uğraması ve hastanede hayatını kaybetmesi bir ülke için nasıl normal bir haber olabilir mesela?

Her akşam gerekli gereksiz tüm politik gelişmeleri “Aldığım kulis bilgilerine göre…” diye aktararak büyük bir iş yaptığını sanan kerli ferli amcalar, teyzeler nedense bu konuyu tartışmadı bile.

2 tutuklamanın olduğu olayla ilgili İçişleri, Adalet ile Sanayi ve Ticaret bakanlıkları başmüfettiş görevlendirildiğini bildirdi. Sonra bu bildirimi yapanlardan 2 bakanımız görevi yeni isimlere devretti.

* * *

1’i Türk 3’ü yabancı 4 şirketin ortak yönettiği TÜVTÜRK’le ilgili araç sahibi vatandaşların yıllardan beri şikâyetleri var. Bunun ne boyutta olduğunu şikâyet yorumlarına bakarak bile anlayabiliyorsunuz.

Bunlar arasında cam filmi olmayan arabaya filmden kusur yazıldığı, 3 yaşındaki temiz bir arabanın muayeneden geçemediği gibi örnekler var. Üstelik muayeneden çıkan aracınızın fotoğraf ya da videosunu çekmeye çalıştığınızda istasyonlardaki görevlilerin yüksek tondan ağızlarından çıkardıkları "Çekemezsiniz" uyarısıyla karşılaşmanız da cabası.

TÜVTÜRK eşkıyalığı, Satılık Adam ve 2 imamlı namaz

Aracını muayeneye getiren vatandaşların yaka silktiği bu kurumla ilgili mesele sadece bir Ankara istasyonundan ibaret değil. Bugün orada 20-30 kişilik bir grupla polisi öldürebilen bir eşkıyalık yarın daha da ileri seviyelere çıkabilecektir.

Milyonlarca aracın trafikte olduğu bir kurum neden kamu yönetiminde değil de güven vermeyen ve hizmetiyle kendisinden nefret ettiren şirketlerdedir anlamak mümkün değil.

Bir eşkıyalık ve bir ölüm daha yaşanmadan kurumun baştan sona işleyişinin değişmesi, hatta kamulaştırılmasının bile düşünülmesi çok zor olmasa gerek.

SATILIK OLMAYAN ADAM

Onu ilk kez bir ana haber bülteninde görmüş, yazdığı “Yılgın Türkler” kitabını da bu vesileyle okumuştum. Sonra Zeytinburnu Kültür Sanat’taki söyleşilerine katılarak zihnindeki harika detay bilgileri esprili ve güzel anlatımıyla karşısındakilere anlattığına yakından şahit olmuştum.

Nelerden bahsetmiyordu ki? Nietzsche’den, Gogol’dan, Orhan Gencebay’ın “Cevap Ver” albümüyle çizgisini değiştirdiğinden, Neşet Ertaş’ın yokluğunda Aleyna Tilki’ye maruz kalışımızdan, bir kişinin sosyal medyada gün boyu 10 tane fotoğraf paylaşmasının zavallılığından, dalağımızın nerede olduğunu bilemeyişimize karşı “Bilmiyorum” yerine cevap verme gayretimizden, güzel ve etkili konuşmaya inat güzel ve etkili susma sanatından…

Kitaplarının adında da popüler kültüre muzipçe bir eleştiri seziliyordu: Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır, İçinizdeki Öküze Oha Deyin, Cinnetim Cennetimdir…

“Felsefeden Acil Çıkış” kitabını gören, bir de içini karıştırdığında gülme krizine tutulabilirdi. Çünkü kitap “Felsefeden Acil Çıkış Kitabına Mütevazı Bir Giriş” ile “Felsefeden Çıkmadan Önceki Son Çıkış” diye 2 bölümden oluşuyor ve sayfalarda hiçbir şey yazmıyordu.

Ön sözde ise şöyle diyordu: “Şimdi sizi 15 bin kitap okuyarak ulaştığım zirve kitabımla baş başa bırakıyorum. Gidersem benden sonra bu boşluğu kim dolduracak? İşte onu çok merak ediyorum doğrusu.”

* * *

Bülent Akyürek’in vefatını bir Ankara yolculuğunda öğrendim. Üstelik 14 yıl aranın ardından çıkan “Satılık Adam” romanını okuduğum sıra yazarını kaybetmenin dramı düşmüştü bize. İşte hayat buydu! Uzun süredir mücadele ettiği kanser, okurlarına “Felsefeden Acil Çıkış” kitabındakinden daha büyük bir boşluk bırakmıştı.

Son kitabı “Satılık Adam”da da Dert Babası isimli bir karakter, ünlü bir yazarken her şeyden kaçarak kedi ve köpekleriyle yaşayan Deli Behiye’nin olduğu mahallede köfte ekmek satmaya çalışıyordu. Üstelik sattığı ürünlerin parasına elini sürmek istemediği için müşterilerin kutuya atmalarını ve para üstlerini de kendi almalarını istiyordu.

TÜVTÜRK eşkıyalığı, Satılık Adam ve 2 imamlı namaz

Dert Babası’nın ününden sıyrılması, komşularının, ölen bir üniversiteli kız için annesine teselli verecek söz bulmasını ondan istemesiyle olmuştu ve Dert Babası olarak bilinen ünlü yazar ne “Allah rahmet eylesin” diyebiliyor ne de cennetten, ahiretten bahsedebiliyordu, çünkü inançsızdı. İşte o zamana kadar okuduğu kitaplardan utanmış, içinde boğulduğu hayattan kendisini sokaklara atarak kurtulmuştu.

Bülent Akyürek’in kendi hayatında da benzer bir durum vardı ve bu olayı aslında kendisi yaşamıştı. Ateistken Allah inancıyla tanışmış, hatta “Edison Müslüman değil ama o da cennete girmeli.” diyenlere “Ampulü icat ederek Müslümanların gece vakti fitne fücur işlerle uğraşmasına neden olan bir adam nasıl cennetlik olur?” sorusunu sormuştu.

Kişisel gelişimcilerin bol keseden vaatlerine kızmış, “Söylediklerinin hepsi Kur’an’ın tersine.” sözüyle manifestosunu “İçinizdeki Öküze Oha Deyin”le ilan etmişti ve o aslında kitabının adındaki gibi asla satılık bir adam olmamıştı.

Bugüne kadar Akyürek’in eserlerine ve anlattıklarına yolunuz düşmediyse onunla ilgili ne buluyorsanız temin edin. Yazıları, kitapları, söyleşi videoları. En azından “büyük yazar” hegemonyasında fabrikasyon bir üretime dönüşen ve yıldan yıla gittikçe sığlaşan yazın hayatımızda gerçek edebiyatın farkına varır, belki kendinzile ilgili de hayırlı bir çıkış yolu bulursunuz.

2 İMAMLI NAMAZ

Kardan beyaza bürünmüş kente vardığımda dünyaya bir mola vermek isteğiyle ikindi vakti yolumun üstündeki camiye giriyorum.

Kışı soğuk geçen her memleket camisinde olduğu gibi ’da da cemaatin azlığı ve ısınmanın daha kolay olması sebebiyle küçük bir bölümde ibadet ediliyordu. Bunun için de caminin alt katı uygun görülmüştü.

Kapıdan girerken orta boylu bir amca da bir şeyler söyleyerek yukarı çıkıyor fakat dediklerini anlayamıyordum. Ezan okunup namaza geçileceği sıra, o gördüğüm amca da imamın yanında namaza durmuştu. Farzda da imamla beraber sanki cemaate namaz kıldırmaya çalışıyordu.

Namaz bittiğinde, ilk kez girdiğim bu caminin imamına amcanın hikâyesini sordum. Burası memleketim olmasına rağmen yıllardır İstanbul’da yaşamak, bu kentle ilgili belki de herkesin bildiği bir kişiyi tanımaktan alıkoymuştu beni.

* * *

Geçtiğimiz cuma günü acı bir haber geldi. Kastamonu merkezde yaşlı bir adama kargo kamyonu çarpmış, hastanede hayatını kaybetmişti. Bu kişi, 1 ay önce camide görüp hikayesini imama sorduğum amcaydı.

Cami imamı bana şunları söylemişti: “Pır Seyin ismiyle bilinen bu adam, özellikle tarihi camileri gezerek namaz kılar. Hatta şöyle de bir şey anlatılır, bir gün zamanın valisinden çorba ısmarlamasını ister ama vali tersler, gece valinin rüyasına girerek onu kavak ağacının üstüne çıkarır. Vali, o gün Pır Seyin’i gördüğünde rüyanın etkisiyle çorba ısmarlamak ister ama duyduklarına şaşırır. Seyin amca ona ‘Kavak ağacının üstü çok mu esiyordu?’ der.”

TÜVTÜRK eşkıyalığı, Satılık Adam ve 2 imamlı namaz

“Deli görünümlü veli” olarak bilinen Hüseyin Ekici’nin Kastamonu Nasrullah Meydanı’ndaki cenazesindeki kalabalık, kentte ne kadar sevildiğinin göstergesiydi.

Ancak benim 1 ay önce namaz çıkışı hakkında bilgi almaya çalıştığım Pır Seyin amcayla ilgili cemaatten birisi de şunları söylemişti: “Bir zaman onun hâline aldırmayıp dövenler olmuş. Çok üzülmüştüm. Yapanları görüp bulsaydım…”

Anadolu’da hiç kimseye zararı olmayan deli görünümlü velilerin de çoğu işte böyle böyle yitiyor. “O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler.” diyor ya yazar, aynen öyle. Şimdi artık ne deli ne veli olan ne de bunları fark edip değerini bilen, sadece bu çağın insanlıktan çıkmış insanları var, bir de her şeye rağmen bu rezil görüntüye direnenleri. Direncimiz mübarek olsun.

Yahya Kemal’den:

Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer

Ay geçmiyor ki almayayım gamlı bir haber.

Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulu;

Zihnim düşünceden dağınık, gözlerim dolu.

Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü,

Lakayd olan mühimsemiyor gamlı bir günü.

(..)

İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri

Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri.