Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Henüz bir ilkokul öğrencisiyken İstiklâl Marşı’mızın 4. kıtasında geçen “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” mısraına kafayı takmıştım.
Bu mısradan önce gelense “Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar” sorusuydu. Şair, millete apaçık güvence veriyordu: "Sen öyle bir iman ve inanç sahibisin ki seni tehdit eden 'medeniyet' görünümlü düşman hiçbir şey yapamaz."
Elbette o yaşta bu detayın peşine düşememiştik ama Atatürk’ün 1933’te okuduğu Onuncu Yıl Nutku’nda geçen “Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.” sözünün İstiklâl Marşı’mızda geçen “Tek dişi kalmış canavar” olarak nitelenen medeniyetle çeliştiğini ortaokul çağında fark etmek hayli şaşırtmıştı.
İstiklâl Marşı’mız sınıflardaki yazı tahtasının üzerinde, Atatürk’ün fotoğrafı ve Gençliğe Hitabe’nin yanında dururken bu “medeniyet” meselesini çok da kurcalamazdık.
Marşın şairi Mehmet Âkif 27 Aralık 1936’da hayatını kaybettiğinde cenazesine bir tane devlet yetkilisinin katılmadığını öğrendiğimdeyse o “medeniyet” çelişkisini daha iyi anlamıştım.

Aslında Gazi’nin bahsettiği “medeniyet” de emperyalizmin sevimli yüzü olan değildi. Çünkü o, ta 1 Aralık 1921’deki Meclis konuşmasında şöyle demişti:
“Efendiler! Biz bu hakkımızı saklı bulundurmak, bağımsızlığımızı güven altına almak için toplumumuzca, milletimizce bizi yok etmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı milletçe mücadeleyi uygun gören bir mesleği takip eden insanlarız.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri / Atatürk Araştırma Merkezi)

Bu sözlerde Milli Mücadele’yi destekleyen Sovyet Rusya’yla olan yakın ilişkilerin etkisi vardı muhakkak ve Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi Başkanı Mustafa Suphi ile 14 arkadaşının Karadeniz açıklarında öldürülmelerinin üzerinden henüz 11 ay geçmişti.
* * *
Âkif o gün genç Cumhuriyet’in yönetim kadrolarında yer alsaydı ve fikirleri kıymet görseydi bugünkü gündemimiz de siyasi tartışmalarımız da belki çok daha farklı olacaktı.

Âkif’in Ankara’daki Taceddin Dergâhı’nda yüreğinden çıkan dizelerle diğer ülkelerin marşlarındaki sözleri kıyasladığınızda Milli Mücadele’nin nasıl bir anlam taşıdığını çok daha iyi fark edersiniz.
Şair öyle yüce bir karaktere sahipti ki para ödülü konulduğu için ilk başta girmediği marş yarışmasına davetle katılmış, marşın kabul edilmesiyle de hak ettiği 500 lirayı Darü’l Mesai isimli bir yardım kurumuna bağışlamıştı.
“TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR” BOMBA YAĞDIRIYOR
İstiklâl Marşı’mızın 12 Mart 1921’de Meclis’te kabulünün 105. yıl dönümünde Türkiye’nin komşuları başta olmak üzere dünyadaki nice ülkeler istiklâlin kıymetini, emperyalizmin savaş uçaklarının yağdırdığı bombalarla ve yönetimlerinin âdeta sessiz kukla liderlere dönüştürülmesiyle çok daha yakından gördü.
Şairin “Tek dişi kalmış canavar” olarak nitelediği sözde “medeniyet” savaş uçaklarıyla ülkelere bomba yağdırırken bahanesini de her fırsatta yineliyor: Demokrasi ve özgürlük getirmek
Hasta yatağında “Acaba bir daha mı yazılsa“ denilen koca yürekli şairimizin “Allah bir daha bu millete İstiklâl Marşı yazdırmasın.” sözünü ve bir şiirini hatırlayarak ona da Milli Mücadele kahramanları başta olmak üzere tüm şehitlerimize de rahmet ve saygıyla:
Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,
Günler şu heyûlâyı da er, geç, silecektir.
Rahmetle anılmak, ebediyyet budur amma,
Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir?
