Pazarı AVM’de harcayan kent insanı ve site yönetimlerini devirmek

GİRİŞ:
2026-01-15
saat ikonu 01:24
|
GÜNCELLEME:
2026-01-15
saat ikonu 01:24

Haftada sadece bir günü tatil olan insanın, henüz taksitleri bitmemiş otomobiline binerek en yakın AVM’ye gidip gününü öldürmeye çalıştığı bir pazar ülkede ve dünyada neler yaşanmaktadır?

Ülkede ve dünyada neler yaşandığı bir kenarda dursun, bu kişi, bir aile kuracak refah seviyesine kavuşmuştur ve şansı yaver gitmiş ki eşinin de tatil günü pazar günü olmuştur. Bu devirde hele kent insanı için az şey midir bu denk geliş?

Haydi hayal bu ya, bu çiftin 2 de çocuğu olsun, onlar da yarıyıl tatilleri için ailelerine, bu gittikleri AVM’den çok istedikleri birkaç şey aldırma heyecanını taşısınlar.

AVM gezisi sırasında orta yaşlı çiftin zihninde gençlikleri, öğrencilikleri ve artık geri gelmeyen bir zamanın düşünceleri kendini belli eder mi dersiniz?

AVM gezileri pek böyle sorgulamalara izin vermez. Çoğu AVM’de para vermeden sırt desteği olan bir bank ya da oturak bile bulamazsınız çünkü. İlla bir kafeye, restorana gidilip bütçe el verdiğince para dökülecek ve yarım ya da 1 saatlik bir zenginlik satın alınacaktır. Başka türlüsü mümkün değildir. Herkese açık, ücretsiz sandalye ve masa bulunduran bir elin parmaklarını geçmeyecek AVM’lere ise buradan selam olsun!

Çiftimizin çocukları gözünü dünyaya kentte açıp yine betonlar içinde büyüyen akranları gibi bu geziden gayet mutludur ve dakikalar akşama doğru yol almaktadır.

Çocuklarına en üst katta hamburger alan adam kıvançlıdır. Karısının kredi kartına gerek kalmadan bunu yapabilmiştir ve kendilerine de ayrı menü alacak ekonomik seviyede oldukları ellerindeki tepsilerden bellidir.

Onlar bir şeyler atıştırıp açlıklarını yatıştırmakla meşgulken AVM temizlik görevlileri de masalardaki yemek artıklarıyla dolu tepsileri toplamaya çalışır.

Görevlilerin akıllarındaki tek şey, maaş gününün tez zamanda gelmesidir. Buna bağlı olarak ödenecek borç taksitleri vesilesiyle hayatlarında önemli bir aşamanın daha geçileceğine olan inançlarıdır.

Nice çiftler, nice çocuklar ve nice gençler ellerinde bir pazarı daha un ufak edip harcamaktadır. Öğrencilerin önünde yarıyıl tatili vardır, çalışan yetişkinlerinse eninde sonunda sabah çalacak saat alarmıyla başlayacak günün disiplin içinde hakkını verme sorumluluğu.

* * *

Karla kaplı Anadolu şehirlerinde de bu kış günlerinde farklı bir hayat çıkarmak kolay değildir. Anadolu’da da sabahları gün ağarmadan yollara düşüp trafiğe takılmadan işe varma telaşı, belki biraz daha geç saatlerde yaşanır. Köylerdeyse sabah ezanından önce güne başlama hassasiyeti olanlar hayvanlarının temizliği ve sağımıyla uğraşır.

Gün sonunda kenttekilerde de köy ve kasabadakilerde de bir yorgunluk oluşacaktır. Kentte olanlar, bunalımlarını gittikçe artırıp farklı sağlık sorunlarına davetiye çıkaracak, köydekiler de sağlıklı bir hayat yaşadığının farkında olmadan ayrı bir yorgunluğun içinde bir “yarın” umudu daha çıkaracaktır. Geçen gün herkes için ömürdendir.

ÖZGÜRLÜĞÜN YOLU SİTE YÖNETİMİNİ ELE GEÇİRMEKTEN GEÇER

Köy ve kent demişken kentteki insanın kendisini medeniyet içinde sanacağı yüksek yüksek tepelere kurulan dev gibi konutlarda karşılarına acı bir gerçek çıkar. Bu gerçeğin adı site yönetimidir.

Henüz kredi taksitleri devam eden araçlarını sorunsuz park edebildikleri, giriş ve çıkışlarda güvenlik kulübesinde kalkıp inen bariyerlerin açıldığı bu güzide yerlerde site yönetimleri de kimsenin babasının hayrına bulunmaz.

Her ay onlara belli bir ücret verilecek ve “medeniyet” denilen hizmetlerden bu ücret karşılığında yararlanılacaktır.

Ev sahibi olmak için binlerce lira parayı toplayıp bir ömür harcayan insanların sitelerde bu kadar ödeyerek yaşamalarıysa ne onlara ne de başkalarına şaşırtıcı gelir.

Gelin görün ki kent insanları enflasyonu, hayat pahalılığını, ekonomide bir şeylerin iyi gitmediğini sorgularken aidatların da fahiş artış göstermesiyle bu site yönetimlerini henüz birkaç yıldır sorgulamaya başladılar.

Ancak komşuluk denen bir şey kalmadığı, kimsenin yan, alt ve üst dairede oturanı bile tanımadığı koca koca binalardaki bu insanların durumu site yönetimlerini dört köşe yapmıştır.

Çünkü bu insanlar birlik olma denen şeyi akıllarından bile geçirmeyip aidatların yanında ayrıca toplanan paralara da her akşam iş yorgunluğuyla söylenip yatıp zıbarmaktadır ve asla mı asla “Bu düzen değişmelidir.” gibi bir şey söylemeyi hayal bile etmemektedir.

* * *

Neyse ki vatandaşımızın düşünmediği şeyi yine saygıdeğer vekillerimiz düşünmüş, bununla ilgili de bir kanun düzenlemesi için uykularını vererek belki Meclis lokantasında öğün atlayıp su bile içmeyerek 634 Sayılı 1965 tarihli Kat Mülkiyet Kanunu’na el atmak için gayrete düşmüştür. Var olsunlar, sağ olsunlar!

Heyecana neden olacak kanun teklifi ve düzenlemesinin en önemli kısmı aidat üzerine. Buna göre sene başında site aidatlarında sadece Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın belirlediği Cumhurbaşkanlığı onayıyla yürürlüğe giren yeniden değerleme oranı kadar artış yapılabilecek.

Kentlerde kendilerini koca koca binalara sıkıştırıp site yönetimlerinin her hafta en az 2-3 mesajına maruz kalıp her ay da tıkır tıkır para ödemek zorunda kalanlar elbette ki düzenlemeyle rahat bir nefes almayı düşlemekte serbesttir.

Konuyu internette yoklayınca nasıl düşürülür, site yönetimi nasıl kurulur, apartman yönetimi nasıl feshedilir gibi aramaların yapıldığı fark ediliyor.

Anlaşılan, bir site yönetimini değiştirmek genel kurul toplamakla oluyor fakat beğenilmeyen yönetimin toplantılarına bile iştirak edemeyecek kadar yorgun ve yoğun olan insanlarımız, yönetimi değiştirmek için nasıl bir araya gelecektir?

Bu bir araya gelemeyiş ve selamsız sabahsız, komşuluk kültüründen uzak yaşayış site yönetimlerini semirtip büyütmüştür ve işte sonunda yüce Meclis’imiz bu konuya da el atmış bulunmaktadır.

Böyle bir açığı ’deki legal sol hareketlerin fark etmemesi de bir o kadar düşündürücüdür. Sistemin çok sevdiği zararsız hatta yararsız sosyal demokrat yumuşaklığın hantallığına aldırmadan site yönetimleri üzerine bir araştırma yapıp memleketteki güzel insanların “Güzel günler” görmesi adına “Arkadaşlar demokrasi içinde sandık kanalıyla yapılacak devrimin yolu site yönetimlerini çözmekten geçer.” denilebilseydi biz bugün belki de siyasette de ekonomide de çok farklı şeyleri konuşuyorduk.

Köylerden kentlere gelip hayatımız için farklı sayfa açmaya çalışalı şunun şurasında 100 yıl bile olmadı, neyleyelim, öğreniyoruz yavaş yavaş.

UMRE, ZEKÂT, MİRAÇ VE

Son yıllarda umre ibadetine yönelenlerin sayısında bir artış görür gibiyiz. Kutsal topraklara gitmeye karar verip arabasının arkasına “Umreye gidiyorum, tebrik için kornaya basın” yazan mı dersiniz, gidince Mekke’deki develerin üstünden inmeyen mi ararsınız, döndükten sonra “Tekrar nasip eyle ya Rabbi” diye sosyal medya hesabının hikâyesine ekleyen mi dersiniz, 32 kısım tekmili birden hepsi mevcut.

Mübarek olsun ama ben bu işte biraz “Hayırlı cumalar” mesajlarının soğukluğunu hisseder gibiyim.

Umre ibadeti bu kadar yoğun yapılabildiğine göre bu insanlarımız zekât verecek kazanca sahiplerse ya da sahip olunca gözlerini kırpmadan zekât ibadetini de yerine getireceklerdir demek.

Doğru dürüst çalıştıramadığımız zekât müessesesinin hakkını verebilsek ekonomimizin kanayan yarası gelir dağılımı adaletsizliğini de çözeriz gibi geliyor bana.

Ne dersiniz “Umreye gidiyorum” ve “Namaza başladım” diye arabasının arka camına yazdıranlar bir gün “Nisap miktarına ulaştım, ilk zekâtımı veriyorum, kutlamak için kornaya bas” diye de yazarlar mı?

Evet ibadet de kabahat de gizli ama zekâtı verip de gizliyorsak diğerlerini niye bu kadar gürültülü yapıyoruz? Yoksa niyetlerimizde mi bir şeyler eksik?

* * *

Bugün Miraç Kandili. Mübarek olsun. Bu demektir ki Ramazan-ı Şerif’e 1 ay gibi bir zaman kaldı. Üç aylara girince dillerde şöyle bir dua gezinir:

“Allah’ım! Recep ve Şaban aylarını hakkımızda mübarek eyle, bizi Ramazan ayına ulaştır.”

Bu duanın içinde insanın ölümlü bir varlık olduğu gerçeği de kendini hissettiriverir. Bunu fark edenler duaya şunu ekleyiverir: “Sevdiklerimizle birlikte…”

Dağın, taşın, akarsuyun, okyanusun kabul etmediği imtihanı insan yüklenince hâlimiz böyle oluyor işte! Sonra bu insan mübarek aya ulaştığında şöyle diyecek: “Nerede o eski Ramazanlar?”

Bedir Rahmi Eyüboğlu’ndan:

büyük şehirlere bağlanma Mehmedim.

öyle bir şehre yerleş ki

küçük fakat bizim olsun.

sokaklarında tanımadık yüz,

ensesine şamar atmayacağın kimse dolaşmasın.

her ağacına elin,

her karış toprağına terin değsin.

ve kuytu evlerden birinde

senden habersiz ölenler olmasın.