Kontrol etmek mi, yaşamak mı?

GİRİŞ:
2026-01-10
saat ikonu 09:21
|
GÜNCELLEME:
2026-01-10
saat ikonu 09:21

Son aylarda Avrupa başkentlerinden gelen haberleri, Brüksel’in o bitmek bilmeyen regülasyon raporlarını ve prestijli gazetelerin teknoloji eklerini fırsat buldukça takip etmeye çalışıyorum. Ve gerçekten de Avrupa’da garip bir manzara var: Yani bir yanda dünyayı değiştiren bir devrim (Yapay Zeka) gümbür gümbür geliyorken, diğer tarafta bu devrimi sadece "nasıl sınırlandırırız?" diye düşünen, eli ayağına dolaşmış bir Avrupa kıtası...

Gerçekten merak ediyorum bu durumu. Avrupa neden bu kadar korkuyor yapay zekadan? Neden her şeyi bir kalıba sokmadan, üzerine bin tane kural koymadan hareket edemiyor? Bu bilinçli bir strateji mi, yoksa artık iyice hantallaşan bir zihniyetin son çırpınışları mı?

Esasen teknoloji de Amerika bu işin mutfağında! Onlar; "önce yapalım, kırılırsa tamir ederiz" diyen ve kervanı yolda dizen bir topluluk. Yine, Çin’de durum biraz daha merkezi bir hırsla yukarıdan aşağıya inşa edilebiliyor. Avrupa ise olup bitenleri sadece izliyor, tartışıyor ve sonunda yine bir "yasak listesi" yayınlıyor. Sanki herkesin koştuğu bu maratonda, Avrupa kenarda durmuş koşucuların ayakkabı bağcıklarının standartlara uygun olup olmadığını denetliyor gibi hissettiriyor.
Oysa yaşanan bu durum sadece ekonomik bir kayıp değil, bence zihinsel bir tıkanma da yaşanıyor...

Bu tıkanmanın medya dünyasına yansıması ise daha da dramatik. Bugün Avrupa medyasını okuduğunuzda o meşhur "kaliteyi" görüyorsunuz, evet. Ama ruh nerede? Dijital medyada okuduğumuz her metin buz gibi insanı hiç heyecanlandırmıyor! Yeni bir şey yok. Yeni bir şey üretecek takatleri de yok anlaşılan. Ve her şey gereğinden fazla steril, gereğinden fazla güvenli ve bir o kadar da cansız.

Ruhsuz insanların kadavradan ne farkı varsa, risk almayan, heyecan duymayan, sadece "kontrol etmeye" odaklanmış bir medyanın da o soğuk masadaki bedenden farkı yok bence. Şekil yerinde, anatomi doğru ama Avrupa’nın bu hususta nabzı atmıyor.

Korkarım ki Avrupa, her şeyi kontrol altına alma tutkusu yüzünden kendi geleceğini boğmaya çalışıyor. Kim bilir, belki de kaderleri böyle… Bir teknolojinin sadece risklerine odaklanıp potansiyelini ıskalamak, aslında geleceği başkalarının eline teslim etmek olduğunu binlerce kez dile getirdim. Ve Avrupalılar: "Amerikalılar yapsın, biz denetleyelim" kolaycılığına alışmış bir izlenim sunuyor, bu durum bir süre sonra onları tıpkı Türkiye’nin 20-30 sene önceki hali gibi "tüketici" ve "izleyici" yapacağa benziyor.

Bizim açımızdan mesele sadece hıza yetişmek değil. Hatta bu hızın içinde "insan nefesini", "insan ruhunu" koruyabilmek için bir uğraşı var. Zira, medya sadece bir aktarım aracı değil aynı zamanda bir duruştur. Yapay zeka ile ilgili kuralları yazarken, o teknolojinin ruhunu anlamaya çalışmak yerine sadece sınır çizmeye kalkmak, elinizde kalan tek şeyin ruhsuz bir kurallar silsilesi olacağıdır.

Gelecek, sadece kontrol edenlerin değil, kontrollü bir cesaretle "yeniye" entegre edebilenlerin olacaktır. Biz, o masadaki kadavranın soğukluğunu değil, hayatın o karmaşık ve heyecan verici akışını takip etmeye devam edeceğiz. Çünkü medya, ancak bir ruhu olduğunda gerçektir, ötesi laf-ı güzaf…
Haftaya tekrar görüşmek üzere.

Sağlıcakla kalın…