Google Derinlemesine Analiz, Teyitli Haber! Tıkla ve favori kaynağın yap.

Türkiye'den Mekke Anlaşması ile Orta Doğu'ya stratejik mesaj! Cihat Yaycı'dan dikkat çeken analiz: 'İlk kez üç çok farklı kapasite...'

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, savunma iş birliğinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, bölgesel güvenlik mimarisini yeniden şekillendirmesi beklenen ittifakın stratejik anlamını, Türkiye'nin kazanımlarını ve Orta Doğu'da oluşturacağı yeni güç dengesini Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'e değerlendirdi.

Türkiye'den Mekke Anlaşması ile Orta Doğu'ya stratejik mesaj! Cihat Yaycı'dan dikkat çeken analiz: 'İlk kez üç çok farklı kapasite...'
KAYNAK:
Zeynep Gizem Er
|
GİRİŞ:
07.08.2026
saat ikonu 15:02
|
GÜNCELLEME:
07.08.2026
saat ikonu 15:57

Cumhurbaşkanı 'ın 'a gerçekleştirdiği kritik ziyaret, Türkiye'nin savunma diplomasisinde tarihi bir adımla sonuçlandı. Türkiye, Suudi Arabistan ve arasında imzalanan Mekke Anlaşması, üç ülke arasında savunma, güvenlik ve stratejik iş birliğini yeni bir seviyeye taşıdı.

HABERİN ÖZETİ

Türkiye'den Mekke Anlaşması ile Orta Doğu'ya stratejik mesaj! Cihat Yaycı'dan dikkat çeken analiz: 'İlk kez üç çok farklı kapasite...'

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, üç ülke arasında savunma, güvenlik ve stratejik iş birliğini yeni bir seviyeye taşıyarak bölgede yeni bir güvenlik mimarisinin temellerini atmayı hedefliyor.
Mekke Anlaşması, Türkiye'nin NATO, Türk Devletleri Teşkilatı ve İslam dünyası arasında bir güvenlik köprüsü kurabilen merkez ülke konumuna gelmesini sağlayabilir.
Anlaşma, Türkiye'nin askeri teknoloji ve operasyon kabiliyeti, Pakistan'ın stratejik ve nükleer caydırıcılığı ile Suudi Arabistan'ın ekonomik ve enerji gücünü bir araya getiriyor.
Bu anlaşma ile İsrail, İran ve ABD'ye bölgenin askeri güç kullanılarak yeniden düzenlenmesine karşı bir mesaj veriliyor.
Anlaşma, Akdeniz'den Kızıldeniz'e, Babülmendep'ten Arap Denizi'ne kadar uzanan ticaret hattının güvenliği konusunda önemli bir kapasite doğurma potansiyeli taşıyor.
Mısır'ın da katılmasıyla anlaşma, Süveyş Kanalı'nı, Kızıldeniz'in kuzey girişini ve Doğu Akdeniz'in önemli bir bölümünü kontrol eden bu yapının jeopolitik ağırlığını artıracaktır.

Bölgesel ve küresel dengeleri etkilemesi beklenen anlaşma, Orta Doğu'da yeni bir güvenlik mimarisinin temellerini atan en önemli gelişmelerden biri olarak değerlendiriliyor.

Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Anlaşmanın Türkiye açısından stratejik önemini, bölgesel yansımalarını ve gelecekte doğurabileceği sonuçları Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'e değerlendirdi. Yaycı, Mekke Anlaşması'nın maddelerini, Türkiye'nin savunma vizyonuna sağlayacağı katkıları, NATO ve İslam dünyasıyla ilişkiler üzerindeki olası etkilerini kapsamlı şekilde analiz etti.

Prof. Dr. Cihat Yaycı, ayrıca Mekke Anlaşması'nın yalnızca üç ülke arasındaki savunma iş birliği olarak okunmaması gerektiğini belirterek, Türkiye'nin NATO, Türk Devletleri Teşkilatı ve İslam dünyası arasında güvenlik köprüsü kurabilecek merkez ülke konumuna yükselebileceğini söyledi.

Türkiye'den Mekke Anlaşması ile Orta Doğu'ya stratejik mesaj! Cihat Yaycı'dan dikkat çeken analiz: 'İlk kez üç çok farklı kapasite...'

''TÜRKİYE, BATIDA NATO, TÜRK DÜNYASINDA TDT, İSLAM DÜNYASINDA YENİ BÖLGESEL GÜVENLİK MEKANİZMALARI ARASINDA BAĞLANTI KURABİLEN MERKEZ ÜLKE KONUMUNA GELEBİLİR''

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması nasıl bir stratejik anlam taşıyor?

Prof. Dr. Cihat Yaycı: ''Burada başlangıç noktası 17 Eylül 2025 olmalıdır. O tarihte Suudi Arabistan ile Pakistan, Riyad’da “Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması” imzaladı. Açıklanan en önemli hüküm şuydu: Taraflardan birine yönelik saldırı, her ikisine yönelik saldırı kabul edilecek. Yani ortada yalnızca eğitim, tatbikat veya savunma sanayii iş birliği değil, kolektif savunmaya yaklaşan bir yükümlülük vardır. Türkiye’nin şimdi bu yapının içine girmesi, eğer aynı kolektif savunma mantığı korunuyorsa, meselenin mahiyetini tamamen değiştirir. Çünkü üç ülke birbirinin eksik tarafını tamamlayan özelliklere sahip: Türkiye, NATO’nun ikinci büyük ordusuna, ciddi operasyon tecrübesine, güçlü bir savunma sanayiine, İHA/SİHA, elektronik harp, füze, hava savunma ve deniz platformlarında giderek artan milli kabiliyete sahip. NATO da Temmuz 2026’da Türkiye’yi ittifakın ''ikinci büyük ordusuna sahip ülke'' olarak tanımlamıştır. Pakistan, büyük ve savaş tecrübesi bulunan bir orduya sahip olmasının yanı sıra nükleer silaha sahip tek Müslüman ülkedir. Ayrıca füze teknolojisi, hava kuvvetleri ve Çin’le geliştirdiği savunma teknolojisi ilişkileri önemlidir. Suudi Arabistan ise çok büyük ekonomik ve enerji kapasitesine, yüksek savunma harcamasına, Körfez ve Kızıldeniz üzerindeki stratejik coğrafyaya sahiptir. Dolayısıyla kaba bir ifadeyle; Türkiye’nin askeri teknoloji ve operasyon kabiliyeti + Pakistan’ın stratejik/nükleer caydırıcılığı + Suudi Arabistan’ın ekonomik ve enerji gücü bir araya gelmektedir. Bunun için anlaşmayı yalnızca “üç ülkenin savunma iş birliği” olarak okumak eksik kalır.

''KOLEKTİF SAVUNMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN NATO YÜKÜMLÜLÜKLERİYLE NASIL İLİŞKİLENDİRİLDİĞİ ÇOK ÖNEMLİ''

Türkiye açısından özellikle görmek istediğim hususlar anlaşmanın ayrıntılarındadır.

  • Birincisi, “birine saldırı hepsine saldırıdır” hükmü üçlü anlaşmada aynen bulunacak mı?
  • İkincisi, saldırının tanımı nedir? Sadece devlet saldırısı mı, terör saldırısı mı, füze veya İHA saldırısı mı, deniz ticaret yollarına yönelik saldırı mı?
  • Üçüncüsü, yardım otomatik midir, yoksa her devlet kendi anayasal usullerine göre mi karar verecektir?
  • Dördüncüsü, müşterek komuta merkezi, müşterek harekât planlaması, istihbarat paylaşımı, hava ve füze savunması, üs kullanımı gibi mekanizmalar olacak mıdır?
  • Beşincisi ve Türkiye açısından belki de en hassas husus: Taraflardan birinin üçüncü bir ülkeyle yaşadığı kendi ihtilafı diğer tarafları otomatik olarak savaşa sürükleyebilir mi?

    Bunları görmeden “İslami NATO kuruldu” demeyi erken bulurum. NATO ile çelişir mi? Prensip olarak Türkiye’nin NATO üyesi olması başka ülkelerle savunma anlaşması yapmasını yasaklamaz. Ancak Washington Antlaşması’nın 8. maddesi, NATO üyelerinin NATO Antlaşmasıyla çelişen uluslararası yükümlülükler üstlenmemelerini öngörmektedir. Dolayısıyla Mekke metnindeki kolektif savunma yükümlülüğünün NATO yükümlülükleriyle nasıl ilişkilendirildiği hukuki açıdan son derece önemlidir. Ben bunu NATO’dan kopuş olarak değil, doğru kurulursa Türkiye’nin güvenlik ilişkilerini çeşitlendirmesi olarak değerlendiririm. Hatta NATO bakımından da ilginç bir durum ortaya çıkar: Türkiye bir taraftan NATO’nun önemli askeri gücü olmaya devam ederken diğer taraftan Körfez–Hint Alt Kıtası ekseninde ikinci bir güvenlik ağının merkez ülkelerinden biri hâline gelebilir. Türk Devletleri Teşkilatı açısından burada Türkiye çok dikkatli olmalıdır. Türkiye’nin uzun vadeli jeopolitik aidiyetlerinden biri Türk dünyasıdır. Dolayısıyla oluşturulacak yeni mekanizma, Türk Devletleri Teşkilatı’nın alternatifi gibi sunulmamalıdır. Tam tersine Türkiye; Batıda NATO, Türk dünyasında TDT, İslam dünyasında yeni bölgesel güvenlik mekanizmaları arasında bağlantı kurabilen merkez ülke konumuna gelebilir. İslam İşbirliği Teşkilatı açısından Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan zaten İİT’nin üç önemli üyesidir. Ancak İİT’nin bir askeri ittifak olmadığını unutmamak gerekir. Bu üçlü mekanizma başarılı olursa İİT bünyesindeki siyasi dayanışmanın ilk kez fiili askeri caydırıcılıkla desteklenebileceği bir çekirdek yapı ortaya çıkabilir. Bu nedenle “İslam dünyası için tarihi kırılma” denilecekse bunun ölçüsü imza töreni değil, mekanizmanın gerçekten çalışıp çalışmayacağıdır.''

Türkiye'den Mekke Anlaşması ile Orta Doğu'ya stratejik mesaj! Cihat Yaycı'dan dikkat çeken analiz: 'İlk kez üç çok farklı kapasite...'

TÜRKİYE GÜVENLİK DİPLOMASİSİNDE YENİ DÖNEM: İŞTE 3 KRİTER

Mekke Anlaşması Orta Doğu’nun güvenlik dengelerini nasıl etkiler? Bölge için yeni bir güvenlik mimarisinin başlangıcı ve Türkiye'nin savunma diplomasisinde yeni bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir mi?

Prof. Dr. Cihat Yaycı: ''Anlaşmanın en önemli anlamı tam burada ortaya çıkıyor. Orta Doğu güvenliği yaklaşık yarım asırdır büyük ölçüde bölge dışındaki güçlerin garantilerine dayanıyordu. ABD’nin Körfez’deki askeri varlığı, İngiltere ve Fransa’nın bölgesel bağlantıları ve sonrasında İsrail’in giderek artan askeri üstünlüğü bu mimarinin temel unsurlarını oluşturuyordu. Fakat son yıllardaki gelişmeler bölge ülkelerine şu soruyu sordurdu: “Bir kriz çıktığında güvenliğimizi gerçekten kim sağlayacak?” Suudi Arabistan–Pakistan anlaşmasının ortaya çıkmasının arkasında da esasen bu arayış vardır. 17 Eylül 2025 anlaşması iki ülke arasındaki tarihi askeri ilişkiyi açık bir karşılıklı savunma taahhüdüne dönüştürdü. Türkiye’nin katılması halinde başka bir şey daha meydana gelir: Güvenlik ekseni yalnızca Körfez–Pakistan olmaktan çıkar; Doğu Akdeniz-Anadolu-Kızıldeniz-Körfez- Hint Okyanusu-Pakistan hattına dönüşür. Bu olağanüstü geniş bir jeopolitik kuşaktır. Türkiye burada yalnızca asker gönderen ülke değildir. Türkiye’nin asıl ağırlığı; savunma sanayii, askeri eğitim, komuta-kontrol, elektronik harp, insansız sistemler, deniz güvenliği, hava savunması, istihbarat gibi alanlarda ortaya çıkabilir. O nedenle ben bunu Türkiye açısından savunma diplomasisinde yeni bir merhale olarak değerlendiririm. “Yeni güvenlik mimarisi başladı” demek için üç kriter ararım: Ortak tehdit tanımı olacak mı?, Ortak askeri planlama ve komuta sistemi kurulacak mı? ve Bir kriz çıktığında ülkeler verdikleri güvenlik taahhüdünü yerine getirecek mi? Bunlar gerçekleşirse gerçekten yeni bir bölgesel güvenlik mimarisinden söz edilebilir. Gerçekleşmezse üçlü bir siyasi deklarasyondan ileri gidemez.''

Türkiye'den Mekke Anlaşması ile Orta Doğu'ya stratejik mesaj! Cihat Yaycı'dan dikkat çeken analiz: 'İlk kez üç çok farklı kapasite...'

MEKKE ANLAŞMASI İLE İSRAİL, İRAN VE ABD'YE KRİTİK MESAJLAR

Üç ülkenin savunma kapasitesinin birleşmesi nasıl bir caydırıcılık yaratır?

Prof. Dr. Cihat Yaycı: ''Burada çok önemli bir husus var: Caydırıcılık sadece sahip olduğunuz silahların toplamı değildir. Karşınızdaki aktörün, saldırması hâlinde üç ülkenin birlikte karşılık vereceğine inanması gerekir. Mekke Anlaşması bunu sağlayabilirse ciddi bir caydırıcılık ortaya çıkar. Türkiye’nin NATO standardındaki ordusu ve savunma sanayii, Pakistan’ın büyük ordusu ve nükleer kapasitesi, Suudi Arabistan’ın mali imkânları ve stratejik coğrafyası birleştiğinde bölgedeki hiçbir aktörün görmezden gelemeyeceği bir güç ortaya çıkar. Pakistan’ın Suudi Arabistan’la yaptığı mevcut anlaşmanın kâğıt üzerinde kalmadığını da gördük. Mayıs 2026’da Pakistan’ın Suudi Arabistan’a binlerce asker, JF-17 uçakları, dronlar ve hava savunma unsurları sevk ettiği bildirildi. Yani ortada tamamen teorik bir savunma ilişkisi yoktur. Nükleer caydırıcılık meselesini burada çok dikkatli konuşmak gerekir. Pakistan’ın nükleer kapasitesi otomatik olarak Türkiye’nin veya Suudi Arabistan’ın “nükleer şemsiyesi” anlamına gelmez. Bunun anlaşmada açıkça tarif edilmesi gerekir. Ancak stratejik algı açısından Pakistan’ın böyle bir ittifakta yer alması dahi karşı tarafta şu hesabı doğurur: “Bu çatışma hangi noktaya kadar tırmanabilir?” Caydırıcılığın bir kısmı zaten bu belirsizlikten doğar. Mesaj kime? Ben anlaşmanın tek bir ülkeye karşı yapılmış bir ittifak olarak okunmasını doğru bulmam. Fakat zamanlamasına bakıldığında verilen mesajların adresleri açıktır.

  • İsrail’e: Bölgenin askeri güç kullanılarak yeniden düzenlenmesinin ve saldırıların sınırsızlaştırılmasının karşısında artık bölgesel devletlerin kendi güvenlik mekanizmalarını kurabileceği mesajıdır.
  • İran’a: Körfez ülkelerine, enerji altyapısına veya deniz ulaşımına yönelik tehditlerin yalnızca ilgili ülkeyle sınırlı kalmayabileceği mesajıdır.
  • ABD’ye: “Sizinle ilişkilerimizi sürdürüyoruz ancak güvenliğimizi tamamen Washington’un kararlarına bırakamayız” mesajıdır.
  • Diğer büyük güçlere: Orta Doğu’nun yalnızca dış güçlerin oyun alanı olmadığı mesajıdır.
Türkiye'den Mekke Anlaşması ile Orta Doğu'ya stratejik mesaj! Cihat Yaycı'dan dikkat çeken analiz: 'İlk kez üç çok farklı kapasite...'

KIZILDENİZ'DEN HİNT OKYANUSU'NA GÜVENLİK HATTI

Özellikle deniz boyutunun üzerinde dururum. Suudi Arabistan’ın hem Kızıldeniz’e hem Körfez’e kıyısı var. Türkiye Akdeniz ile Karadeniz arasında kilit konumda. Pakistan Hint Okyanusu ve Umman Denizi’ne açılıyor. Bu üç devlet arasında gerçek bir deniz güvenliği iş birliği oluşturulursa; Akdeniz’den Kızıldeniz’e, Babülmendep’ten Arap Denizi’ne kadar uzanan ticaret hattının güvenliği konusunda çok ciddi bir kapasite doğar. Dolayısıyla anlaşmanın ileride müşterek deniz görev grupları, deniz resmi paylaşımı, ticari gemilerin korunması ve limanlar arası lojistik destek gibi maddelere genişlemesi şaşırtıcı olmaz.''

Türkiye'den Mekke Anlaşması ile Orta Doğu'ya stratejik mesaj! Cihat Yaycı'dan dikkat çeken analiz: 'İlk kez üç çok farklı kapasite...'

''MISIR KATILIRSA YAPI BAMBAŞKA BİR JEOPOLİTİK AĞIRLIĞA KAVUŞUR''

Mekke Anlaşması daha geniş bir savunma platformuna dönüşebilir mi? Mısır katılabilir mi?

Prof. Dr. Cihat Yaycı: ''Mısır ihtimali bana göre söylenti olmaktan daha güçlü bir ihtimaldir. Çünkü Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır zaten R-4 adı verilen dörtlü istişare mekanizmasını işletiyor. 21 Haziran 2026’da Kahire’de dört ülkenin dışişleri bakanları bir araya geldi ve bölgesel barış, güvenlik ve istikrar için koordinasyonu sürdürme iradelerini resmen açıkladılar. Bu çok önemli. Yani üçlü savunma yapısının yanında zaten; Türkiye + Pakistan + Suudi Arabistan + Mısır şeklinde çalışan siyasî-stratejik bir dörtgen mevcut. Bu nedenle genişlemenin ilk doğal adayı gerçekten Mısır’dır. Mısır’ın katılması halinde yapı bambaşka bir jeopolitik ağırlığa kavuşur. Çünkü Mısır; Süveyş Kanalı’nı, Kızıldeniz’in kuzey girişini, Doğu Akdeniz’in önemli bir bölümünü kontrol eden çok büyük bir askeri güçtür. O zaman eksen; Türkiye – Mısır – Suudi Arabistan – Pakistan şeklini alır. Ve açık söylemek gerekir ki bu, Orta Doğu’daki güç dengelerini değiştirebilecek çapta bir oluşum olur. Daha sonra kimler gelebilir? Ben burada hızlı ve sınırsız genişleme yerine çekirdek kadronun sağlamlaştırılmasını tercih ederim. Bununla birlikte ikinci halkada; Katar, Ürdün, Azerbaycan, gibi ülkeler farklı modellerle düşünülebilir. Körfez’de BAE ve Kuveyt de doğal olarak önemli aktörlerdir. Nitekim Kuveyt’in Pakistan’la Suudi Arabistan modeline benzer bir savunma iş birliğini değerlendirdiğine ilişkin haberler de yayımlandı.''

Türkiye'den Mekke Anlaşması ile Orta Doğu'ya stratejik mesaj! Cihat Yaycı'dan dikkat çeken analiz: 'İlk kez üç çok farklı kapasite...'

ÜÇ FARKLI GÜÇ AYNI DENKLEMDE

Doğu Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'ndaki güç dengeleri nasıl değişir?

Prof. Dr. Cihat Yaycı: ''Türkiye açısından özellikle bir hususun altını çizerim: Azerbaycan herhangi bir İslam ülkesi gibi değerlendirilemez. Türkiye’nin “iki devlet, bir millet” anlayışıyla özel ve müttefiklik seviyesinde ilişkisi bulunan kardeş devlettir. Dolayısıyla gelecekte böyle bir güvenlik mimarisinin Türk dünyasıyla temas noktası oluşacaksa bunun Türkiye–Azerbaycan stratejik müttefikliği ve Türk Devletleri Teşkilatı hassasiyetleri gözetilerek kurulması gerekir. Özetle ben “Mekke Anlaşması”nı şimdiden “İslami NATO kuruldu” şeklinde takdim etmeyi doğru bulmam. Ama küçümsemek de büyük hata olur. Çünkü ilk defa üç çok farklı kapasite aynı güvenlik denkleminde buluşuyor: Türkiye’nin askeri ve teknolojik gücü, Pakistan’ın stratejik ve nükleer caydırıcılığı, Suudi Arabistan’ın ekonomik ve enerji gücü. Ve hemen yanı başında Mısır’ın da bulunduğu mevcut bir R-4 mekanizması vardır. Bu nedenle önümdeki esas soru şudur: Bu bir anlaşma mı olacak, yoksa bir ittifak mı? Aradaki fark büyüktür. Eğer yalnızca savunma sanayii, eğitim ve tatbikat iş birliği getirirse önemli fakat sınırlı bir anlaşmadır. Eğer “birine yapılan saldırı hepsine yapılmış sayılır”, müşterek planlama, müşterek hava ve füze savunması, istihbarat paylaşımı, deniz güvenliği ve gerektiğinde müşterek kuvvet kullanımını getirirse; o zaman gerçekten Orta Doğu’nun güvenlik mimarisinde tarihi bir kırılmadan söz edebiliriz. Ve böyle bir durumda Türkiye artık yalnızca NATO’nun güneydoğu kanadındaki ülke değil; Balkanlar ve Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kızıldeniz’den Körfez’e ve Hint Okyanusu’na uzanan güvenlik kuşağının merkez ülkelerinden biri hâline gelir. Bence anlaşmanın gerçek tarihi değeri de tam burada yatmaktadır.''

ETİKETLER
#Recep Tayyip Erdoğan
#Pakistan
#suudi arabistan
#Cihat Yaycı
#Mekke Anlaşması
#Gündem
YorumYORUM YAZ
Uyarı
Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.