Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Sürekli açlık hissi, yemek yedikten kısa süre sonra yeniden acıkma ve özellikle tatlıya karşı koyamama… Bu belirtilerin arkasında yalnızca yetersiz beslenme değil, stres, uykusuzluk ve duygusal yeme davranışı da bulunabiliyor. Karnı tok olduğu halde kendini sürekli mutfakta bulan, üzüldüğünde veya sıkıldığında yemek yeme ihtiyacı hisseden kişilerde duygusal açlık etkili olabiliyor.
Diyetisyen Nesrin Eriş, Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'e yaptığı değerlendirmede sürekli yemek yeme isteğinin nedenlerini ve duygusal açlıkla fiziksel açlığın nasıl ayırt edilebileceğini açıkladı.
Sürekli açlık hissetmenin tek bir nedeni olmadığını belirten Dyt. Nesrin Eriş, bazı durumlarda yemek yemenin fiziksel açlıktan çok duygusal bir ihtiyacı karşılamaya yönelik olabileceğini söyledi.
Üzüntü, yalnızlık, sıkıntı ve içsel boşluk hissinin kişiyi yemeğe yöneltebildiğini vurgulayan Dyt. Eriş, tatlı veya çikolata tüketiminin kısa süreli rahatlama sağlayabileceğine dikkat çekti.
Dyt. Eriş, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:
"Bazen insan karnı tok olduğu hâlde buzdolabının kapağını tekrar tekrar açar. Aslında fiziksel olarak aç değildir ama sanki içinde bir şey eksiktir. Peki, bu gerçekten açlık mı, yoksa bedenin ve beynin bize anlatmaya çalıştığı başka bir şey mi?
Bilimsel açıdan bakarsak, sürekli açlık hissetmenin tek bir nedeni yoktur. Yetersiz veya dengesiz beslenme, uyku eksikliği, stres, bazı ilaçlar, hormonal ve metabolik durumlar bu hissi etkileyebilir.
Bazen de yemek, fiziksel açlıktan çok duygusal bir ihtiyacı karşılamaya çalışır. Kişi bazen üzüntüsünü, yalnızlığını, sıkıntısını veya içindeki boşluk hissini yemekle yatıştırmaya çalışır. Çikolata ya da tatlı yediğinde kısa süreli rahatlama hissedebilir. Ancak altta yatan duygu çözülmediğinde yeme isteği yeniden ortaya çıkabilir."
Sürekli yemek yeme isteğinin ortaya çıkmasında stres, öğünlerin doyuruculuğunun yetersiz olması, tıbbi ve metabolik nedenler ve uyku sorunlarının etkili olabileceğini belirten Dyt. Nesrin Eriş, 4 gizli faktörün iştah mekanizmasını farklı şekillerde etkilediğini ifade etti:
"Stres herkeste aynı etkiyi yaratmaz. Kısa süreli stres iştahı azaltabilirken uzun süreli stres bazı kişilerde iştahı ve özellikle enerji yoğun yiyeceklere yönelimi artırabilir. Kortizol ve beynin ödül sistemleri bu süreçte rol oynayabilir. Yetersiz uyku, iştahın düzenlenmesini ve yiyeceklere verilen ödül tepkisini etkileyebilir. İnsan bazen enerji düşüklüğünü daha fazla yemek isteğiyle karşılamaya çalışır.
Karnın dolu olması, öğünün uzun süre tok tutacağı anlamına gelmez. Protein, lif ve yağ içeriği yetersiz; enerji miktarı kişinin ihtiyacına göre düşük bir öğünden sonra açlık erken geri dönebilir. Çok kısıtlayıcı diyetler ve öğün atlamak da sonraki saatlerde yeme isteğini artırabilir.
Yetersiz uyku, iştahın düzenlenmesini ve yiyeceklere verilen ödül tepkisini etkileyebilir. İnsan bazen enerji düşüklüğünü daha fazla yemek isteğiyle karşılamaya çalışır.
Kan şekeri düzensizlikleri, diyabet, tiroit hormonlarının fazla çalışması ve bazı ilaçlar iştahı artırabilir. Sürekli açlığa aşırı susama, sık idrara çıkma veya açıklanamayan kilo kaybı eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme gerekir. Her sürekli açlık hissi psikolojik değildir.
Yetersiz uyku, iştahın düzenlenmesini ve yiyeceklere verilen ödül tepkisini etkileyebilir. İnsan bazen enerji düşüklüğünü daha fazla yemek isteğiyle karşılamaya çalışır."
Sürekli yemek yeme isteği yaşayan kişilerin fiziksel açlık ile duygusal yeme isteği arasındaki farkları anlamasının önemli olduğunu belirten Dyt. Nesrin Eriş, bazı belirtilerin bu ayrımı yapmaya yardımcı olabileceğini ifade etti.
Dyt Eriş'e göre fiziksel açlık genellikle zaman içinde gelişiyor. Midede boşluk hissi, mide guruldaması ve enerji düşüklüğü gibi belirtiler görülebiliyor.
Duygusal yeme isteği ise stresli bir olay, tartışma, yalnızlık veya can sıkıntısının ardından aniden ortaya çıkabiliyor.
İki durum arasındaki farklar şöyle sıralanıyor:
"Bazen karnımız tok olduğu hâlde kendimizi mutfakta buluruz. Üstelik ne yiyeceğimizi de biliriz: Çikolata, tatlı ya da özellikle canımızın çektiği bir yiyecek…
Peki, o anda gerçekten aç mıyız, yoksa içimizdeki başka bir ihtiyacı mı doyurmaya çalışıyoruz?
Fiziksel açlık, bedenin enerji ihtiyacıdır. Duygusal yeme isteği ise bazen duygularımızı düzenleme, rahatlama veya kendimizi ödüllendirme arayışıyla ortaya çıkar. İkisi birbirine benzeyebilir ama bazı ipuçları bize yardımcı olur.
Duygusal yeme isteği: Bir tartışma, stresli bir telefon görüşmesi, yalnızlık veya sıkıntı sonrasında aniden ortaya çıkabilir.
Ne yemek istiyorsun?
Duygusal yeme isteği: Özellikle çikolata, cips veya tatlı gibi belirli bir yiyeceğe yoğun istek duyulabilir. Ancak bu tek başına duygusal açlık kanıtı değildir.
Yemek yiyince ne oluyor?
Duygusal yeme isteği: Kişi karnı doysa bile yemeye devam edebilir veya yedikten sonra bile aradığı rahatlamayı bulamayabilir.
O sırada ne hissediyorsun?
Duygusal yeme isteği: Kaygı, öfke, üzüntü, yalnızlık, can sıkıntısı veya zihinsel yorgunluk eşlik edebilir.
Yemekten sonra ne hissediyorsun?
İştahı artıran sebepler arasındaki psikolojik nedenlere işaret eden Dyt. Eriş, beynin, duygusal sıkıntılarla başa çıkmak için yemek yemeyi geçici bir rahatlama ve ödül aracı olarak kullanabileceğini ifade etti:
"Stres, kaygı, yalnızlık ve mutsuzluk iştahı artırabilir. Çünkü beyin, duygusal sıkıntılarla başa çıkmak için yemek yemeyi geçici bir rahatlama ve ödül aracı olarak kullanabilir. Özellikle şeker ve yağ bakımından zengin yiyecekler, beynin ödül sistemi üzerinde etkili olarak kısa süreli haz ve rahatlama sağlayabilir.
Stres sırasında salgılanan kortizol de bazı kişilerde iştahı artırabilir. Ancak bu durum herkeste aynı şekilde görülmez; bazı kişiler stresliyken iştahını kaybedebilir. Sorun, yemeğin kendisi değil; bazen duygularımızı yatıştırmanın tek yolu hâline gelmesidir. Bu nedenle sürekli yeme isteği duyulduğunda yalnızca ne yediğimize değil, hangi duyguyla yemek yediğimize de bakmak gerekir."
Sürekli açlık hissinin her zaman duygusal yeme veya psikolojik sorunlarla açıklanamayacağını vurgulayan Dyt. Nesrin Eriş, bazı tıbbi durumların da iştah artışına neden olabileceğini belirtti.
Kan şekeri düzensizlikleri, diyabet, tiroit hormonlarının fazla çalışması ve bazı ilaçlar sürekli açlık hissiyle ilişkili olabiliyor. Özellikle açlık hissine aşırı susama, sık idrara çıkma veya açıklanamayan kilo kaybı eşlik ediyorsa tıbbi değerlendirme yapılması gerekiyor.
Eriş, sürekli açlığın tek başına depresyon veya anksiyete belirtisi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Sürekli açlık hissi depresyon veya anksiyete gibi ruhsal sorunlarla ilişkili olabilir. Depresyonda bazı kişilerde iştah artarken bazılarında azalabilir; anksiyete ve kronik stres de yeme davranışını etkileyebilir. Bazı kişiler yemek yiyerek geçici rahatlama sağlamaya çalışır ve bu durum duygusal yeme döngüsüne dönüşebilir.
Ancak sürekli açlık tek başına depresyon veya anksiyete belirtisi olduğu anlamına gelmez. Yetersiz beslenme, uyku sorunları, bazı ilaçlar, diyabet ve tiroit hastalıkları gibi fiziksel nedenler de araştırılmalıdır. Açlık hissi uzun sürüyorsa veya duygu durumunda belirgin değişiklikler eşlik ediyorsa bir sağlık uzmanından destek almak önemlidir."
Tatlı, çikolata ve karbonhidratlı yiyeceklere duyulan yoğun isteğin hem biyolojik hem de psikolojik nedenleri olabileceğini belirten Dyt. Nesrin Eriş, bu yiyeceklerin kısa süreli haz ve rahatlama sağlayabildiğini ifade etti.
Stres, kaygı, yalnızlık veya mutsuzluk yaşayan kişilerde bu rahatlama hissini yeniden yaşama isteği, belirli yiyeceklere yönelimi artırabiliyor.
Bunun yanı sıra yetersiz uyku, uzun süre aç kalmak, öğünlerin yetersiz olması ve katı diyetlerle kendini fazla kısıtlamak da tatlı isteğini tetikleyebiliyor.
"CANIMIZ TATLI ÇEKTİĞİNDE BEDENİMİZ ENERJİYE İHTİYAÇ DUYUYOR OLABİLİR"
Dyt. Eriş, tatlı isteğinin tek başına duygusal açlık anlamına gelmediğini vurgulayarak önemli olanın bu isteğin ne zaman, ne sıklıkta ve hangi koşullarda ortaya çıktığını anlamak olduğunu belirtti.
"Özellikle tatlı, çikolata ve karbonhidratlı yiyeceklere yönelmenin hem biyolojik hem de psikolojik nedenleri olabilir. Bu yiyecekler beynin ödül sistemini harekete geçirerek kısa süreli haz ve rahatlama sağlayabilir. Stres, kaygı, yalnızlık veya mutsuzluk yaşayan kişiler, bu geçici rahatlamayı yeniden hissetmek için bu yiyeceklere yönelebilir.
Ayrıca yetersiz uyku, uzun süre aç kalmak, öğünlerin yetersiz olması ve katı diyetlerle kendini fazla kısıtlamak da tatlı isteğini artırabilir. Yani bazen canımız tatlı çektiğinde bedenimiz enerjiye, bazen de zihnimiz rahatlamaya ihtiyaç duyuyor olabilir. Ancak tatlı istemek tek başına duygusal açlığın göstergesi değildir; önemli olan bu isteğin ne zaman, ne sıklıkta ve hangi koşullarda ortaya çıktığını anlamaktır."
Lezzetli, şekerli ve yağlı yiyeceklerin beynin ödül sistemiyle etkileşime girerek haz ve tatmin hissi oluşturabildiğini belirten Dyt. Nesrin Eriş, bu durumun zamanla bir alışkanlığa dönüşebileceğini söyledi.
Dyt. Eriş, stresli, üzgün veya kaygılı hissedildiğinde yemek yemenin kısa süreli rahatlama sağlayabildiğini, beynin ise bu rahatlamayı hatırlayarak benzer duygular yaşandığında yeniden yemek yemeye yöneltebildiğini ifade etti.
Uzman ismin dikkat çektiği döngü şöyle gelişebiliyor:
"Yemek yemek, özellikle lezzetli ve şeker ya da yağ bakımından zengin yiyecekler tüketmek, beyindeki ödül sistemiyle etkileşime girerek haz ve tatmin hissi oluşturabilir. Bu süreçte dopamin gibi nörotransmiterler rol oynar. Kişi stresli, üzgün veya kaygılı olduğunda yemek yemek kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir; beyin bu rahatlamayı hatırlayarak benzer duygular yaşandığında yeniden yeme davranışına yönelmeyi öğrenebilir.
Üzüntü → yemek yeme → geçici rahatlama döngüsü oluşabilir. Rahatlama geçici olduğu ve altta yatan duygusal sorun devam ettiği için kişi tekrar yemek isteyebilir. Zamanla bu davranış bir baş etme alışkanlığına dönüşebilir. Ancak bu, kişinin iradesiz olduğu anlamına gelmez; beynin öğrenme ve ödül mekanizmalarının bir sonucudur. Duyguları fark etmek ve stresle başa çıkmak için farklı yollar geliştirmek, bu döngünün kırılmasına yardımcı olabilir."