Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Türkiye’de altın piyasasında alışılmış dengeler bu kez tersine döndü. Uzun süredir dünya piyasalarına göre daha pahalı işlem gören altın, iç piyasadaki talebin gerilemesiyle birlikte uluslararası fiyatların altına indi. Kilogram altında fiyat farkı 300 dolar eksiye kadar gerilerken, gram altında Türkiye ile yurt dışı arasındaki makas yaklaşık 28 lirayı buldu.
Piyasadaki değişimin arkasında en önemli nedenlerden biri, altına yönelik iç talebin zayıflaması. Yüksek faiz ortamında TL cinsi yatırım araçlarının cazibesini koruması, yatırımcıların yeni altın alımlarına daha temkinli yaklaşmasına yol açıyor. Bir yandan da nakde ihtiyaç duyan bazı yatırımcıların ellerindeki altının bir bölümünü satışa çıkardığı belirtiliyor.
İşte bu tablo, geçmişte Türkiye aleyhine çalışan fiyat farkını tersine çevirmiş durumda.
Geçen yıl eylül ayında kilogram başına yaklaşık 12 bin dolara kadar yükselen iç ve dış piyasa arasındaki fark, 2026'nın başında 5 bin dolar seviyesine kadar geriledi. Talebin zayıflamayı sürdürmesiyle fark önce 1.500 dolara, yaz aylarında ise 500-700 dolar aralığına indi. Gelinen son noktada ise Türkiye’deki altın fiyatı, uluslararası piyasanın yaklaşık 300 dolar altında kaldı.
Altının Türkiye’de dünya fiyatlarının altında işlem görmesi, ürünü yurt dışında ya da Borsa İstanbul’da değerlendirmek isteyenlerin ilgisini artırmış durumda. Ancak piyasadaki bu sıra dışı fiyatlama, standart ve standart dışı altın arasında da yeni bir fark yaptı. Sektör temsilcilerine göre sertifikalı standart altına talebin artmasıyla kilogram bazında yaklaşık 1.000 dolarlık ilave bir makas oluştu.
Mevcut tablonun uzun süre devam etmesinin zor olduğu görüşü öne çıkıyor. Piyasadaki fiyatlama bozulmasının temelinde ise özellikle likidite sıkışıklığı gösteriliyor.
Sorun yalnızca altının fiyatındaki değişim değil. İç piyasadaki durgunluk, kuyumcu esnafını da giderek daha fazla zorluyor.
Yüksek kira, işçilik ve vergi maliyetlerine satışlardaki gerileme de eklenince nakit akışı iyice sıkıştı. Sektör temsilcileri, bazı kuyumcuların günlük faaliyetlerini sürdürebilmek için birbirlerinden borç para istemek zorunda kaldığını aktarıyor. İşten çıkarmaların arttığı sektörde yaklaşık yüzde 20 oranında istihdam kaybı yaşandığı ifade ediliyor.
Normal şartlarda kuyumcular için yılın en hareketli dönemlerinden biri olan yaz ayları, bu kez beklenen canlılığı getirmedi.
Yüksek altın fiyatları hane halkının bütçesini zorlarken, düğünlerde alınan altın miktarı da azaldı. Ekonomik sıkıntılar ve parasal sıkılaşma, piyasadaki hareketliliği sınırlayan diğer başlıklar arasında. Sektör verilerine göre özellikle takı satışlarında geçen yıla kıyasla yarıdan fazla düşüş yaşandı. Yatırım amacıyla alınan altın ürünlerindeki gerilemenin ise daha sınırlı kaldığı belirtiliyor.
Türkiye’de altının uluslararası piyasanın altında kalması, mücevher ihracatçıları açısından kısa vadede önemli bir avantaj yapıyor. Özellikle stoktan yapılan satışlarda ve yolcu beraberinde gerçekleştirilen ihracatta düşük fiyat, firmaların elini güçlendirebiliyor. Ancak işin bir başka tarafı daha var. Fiyat farkının ne yönde değişeceğinin kestirilememesi, ihracatçıların maliyet hesabını zorlaştırıyor.
Siparişin alınmasıyla ürünün müşteriye gönderilmesi arasında yaklaşık 45 günlük bir süre bulunuyor. Bu süreçte fiyatların değişmesi halinde firmaların satış fiyatını ve kâr marjını önceden hesaplaması güçleşiyor. Dolayısıyla negatif fiyat farkı ihracatçıya avantaj sağlarken, aynı zamanda ciddi bir belirsizlik de yapıyor.
Piyasadaki mevcut fiyat farkının kalıcı olmayabileceği belirtiliyor. Sektör temsilcilerine göre negatif makasın temel nedeni, iç piyasadaki satışların altın arzını geçici olarak artırması. Önümüzdeki dönemde arzın sınırlı kalması ve iç talebin yeniden canlanması halinde tablonun tekrar değişebileceği değerlendiriliyor. Bu senaryoda eylül-ekim döneminde kilogram başına 500, 1.000 hatta 1.500 dolara ulaşan pozitif fiyat farklarının yeniden oluşabileceği öngörülüyor.