Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Türk devletleri, yıllar boyunca daha çok ortak tarih, dil ve kültür ekseninde anıldı. Ancak bugün tablo hızla değişiyor. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), kültürel yakınlığın ötesine geçerek enerji, ulaştırma, ticaret, güvenlik ve teknoloji başlıklarında giderek daha güçlü bir iş birliği zemini oluşturuyor.
Türk Devletleri Teşkilatı nasıl oldu da ortak kültür ve tarih temelindeki bir iş birliği platformundan, Avrasya jeopolitiğinde dikkate alınan çok boyutlu bir aktöre dönüştü? ABD, Rusya ve Avrupa Birliği neden artık Türk devletlerine daha yakından bakıyor? St. Petersburg Devlet Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler üzerine doktora yapan Buğra Bekir Işılak, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'a değerlendirdi. Yazı dizimizin ilk bölümünde, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bugüne Türk devletleri arasındaki kurumsal iş birliğinin nasıl geliştiğini konuştuk. İşte detaylar...

Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) Geopolitik Dönüşümü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Buğra Bekir Işılak: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılması, yalnızca Soğuk Savaş’ın sona ermesini değil, aynı zamanda Sovyetler Birliği bünyesinde yer alan birçok halkın bağımsızlıklarını elde etmesini de beraberinde getirmiştir. Bu gelişme, Avrasya coğrafyasında köklü siyasi, ekonomik ve jeopolitik dönüşümlerin yaşanmasına zemin hazırlamıştır.
Uzun yıllar Sovyet idaresi altında bulunan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan gibi Türk devletleri de bu süreçte bağımsızlıklarını kazanarak uluslararası sistemde egemen aktörler olarak yerlerini almışlardır. Bağımsızlık sonrasında söz konusu devletler, devlet kurumlarının inşası, ekonomik dönüşüm ve siyasi istikrarın sağlanması gibi önemli zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle 1990’lı yıllar büyük ölçüde yeniden yapılanma ve toparlanma süreci olarak geçmiştir.

Türkiye’nin Türk cumhuriyetleriyle ilişkilerini tarihsel olarak özetlemek gerekirse neler söylersiniz?
Buğra Bekir Işılak: Türkiye’nin Türk cumhuriyetleriyle geliştirdiği ilişkiler, ekonomik ve siyasi iş birliklerinden ziyade ortak tarih, dil ve kültür bağları temelinde şekillenmiştir. 2000’li yılların sonlarından itibaren ise hem bölgesel istikrarın artması hem de devlet kurumlarının güçlenmesiyle birlikte siyasi, ekonomik ve toplumsal alanlarda daha kapsamlı iş birlikleri geliştirilmeye başlanmıştır. Bunun yanı sıra Türk devletleri, küresel sistemde daha etkin bir konum elde edebilmek amacıyla farklı ekonomik ve siyasi oluşumlarda yer almaya yönelmiştir.
Türk devletlerini çok yönlü dış politika izlemeye yönelten temel nedenler nelerdi?
Buğra Bekir Işılak: Bunun temel nedenlerinden biri, bağımsızlığını kazanan Türk devletlerinin Rusya, Çin, Avrupa Birliği, ABD ve bölgesel aktörler arasında şekillenen yeni Avrasya jeopolitiğinde çok yönlü dış politika izleme ihtiyacı olmuştur. Sahip oldukları stratejik coğrafi konum ve doğal kaynaklar, bu devletleri yalnızca yeni bağımsız ülkeler değil, aynı zamanda büyük güç rekabetinin önemli unsurları hâline getirmişti.
Türk devletleri arasındaki kurumsal iş birliğinin temelleri, 1992 yılında kabul edilen Ankara Bildirisi ile atılmıştır. Bu çerçevede “Türk dili konuşan ülkeler” arasında iş birliğinin geliştirilmesine yönelik düzenli devlet başkanları zirveleri gerçekleştirilmiş ve bu süreç 2009 yılına kadar devam etmiştir. Bu süreçte Kazakistan Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Türk dünyasının kurumsal bütünleşmesini savunan en önemli liderlerden biri olarak öne çıkmıştır.
Türk Konseyi’nin fikir mimarlarından biri olarak kabul edilen Nazarbayev, 1992 yılından itibaren düzenlenen tüm Türk Devlet Başkanları Zirvelerine katılarak teşkilatın kurumsallaşma sürecine önemli katkılar sunmuştur. Bu rolü nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önerisi ve üye devletlerin oy birliğiyle “Türk Konseyi Ömür Boyu Onursal Başkanı” ilan edilmiştir.

Türk Konseyi nasıl kuruldu ve bu kuruluş Türk devletleri arasındaki iş birliğini nasıl değiştirdi?
Buğra Bekir Işılak: Söz konusu çalışmaların sonucunda Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan tarafından imzalanan Nahçıvan Anlaşması ile Türk Dili Konuşan Ülkeler İş birliği Konseyi (Türk Konseyi) resmen kurulmuştur. Böylece Türk devletleri arasındaki iş birliği, ikili ilişkilerin ötesine taşınarak Avrasya’da ortak hareket edebilen kurumsal bir bölgesel yapı oluşturma yönünde ilerlemeye başlamıştır. Bu durum, bölgesel gelişmelere ortak yaklaşım geliştirilmesini kolaylaştırırken teşkilatın uluslararası görünürlüğünü de artırmıştır.
Kuruluşunun ardından teşkilatın kurumsal yapısı giderek güçlenmiş ve üye sayısı genişlemiştir. Özbekistan, 15 Ekim 2019 yılında Bakü’de gerçekleştirilen 7. Zirve’de tam üye statüsü kazanırken; Macaristan 2018’de, Türkmenistan ise 2021 yılında gözlemci üye olarak teşkilata katılmıştır. Daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de 2022 yılında Semerkant’ta düzenlenen zirvede gözlemci statüsü elde etmiştir. 2020 yılında gerçekleşen II. Karabağ Savaşı, Türk devletleri arasındaki iş birliğinin gelişiminde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Türkiye’nin savaşın başladığı ilk günden itibaren Azerbaycan’a verdiği çok yönlü destek, savaşın 44 gün gibi kısa bir sürede başarı kazanılmasında etkili olmuştur.

II. Karabağ Savaşı, Türk devletleri arasındaki ilişkileri nasıl etkiledi?
Buğra Bekir Işılak: Türkiye ve Azerbaycan ortaklığı sadece Karabağ’daki işgalin sona erdirilmesini sağlamamış, aynı zamanda Türk devletleri arasındaki ilişkinin çok yönlü gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur. Karabağ Savaşı aynı zamanda Güney Kafkasya’daki güç dengelerinin yeniden şekillenmesine neden olmuş, ulaştırma koridorları ile bölgesel bağlantısallık projelerini Türk devletlerinin ortak gündeminin merkezine taşımıştır. Böylece teşkilatın faaliyet alanı, kültürel iş birliğinin ötesinde jeopolitik gelişmelerle doğrudan ilişkilenen bir nitelik kazanmıştır. Bu dönüşüm, 2021 yılında İstanbul’da düzenlenen 8. Zirve’de teşkilatın adının Türk Dili Konuşan Ülkeler İş Birliği Konseyi’nden Türk Devletleri Teşkilatı’na (TDT) değiştirilmesiyle kurumsal düzeyde de teyit edilmiştir.
TDT’nin 2021’deki isim değişikliğinin ardından nasıl bir dönüşüm yaşandı?
Buğra Bekir Işılak: 2021 yılında gerçekleştirilen isim değişikliğinin ardından Türk Devletleri Teşkilatı, yalnızca üye devletler arasındaki kültürel bağları güçlendiren bir platform olmanın ötesine geçerek Avrasya jeopolitiğinde daha görünür bir konum kazanmaya başlamıştır. Günümüzde Türk Devletleri Teşkilatı; ulaştırma, enerji, ticaret, dijital dönüşüm ve ekonomik bağlantısallık gibi farklı alanlarda iş birliğini geliştirmeyi amaçlayan çok yönlü bir kurumsal yapı niteliği taşımaktadır. Bu dönüşümün en dikkat çekici göstergelerinden biri ise Karabağ Zaferi sonrasında yeniden gündeme gelen Zengezur Koridoru'dur.

Zengezur Koridoru Türk Devletleri Teşkilatı açısından neden önemli?
Buğra Bekir Işılak: Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında doğrudan kara bağlantısı kurulmasını öngören koridor, Türkiye ile Nahçıvan arasında kesintisiz kara bağlantısının sağlanmasının yanı sıra, Azerbaycan üzerinden Hazar Havzası ve Türkistan’a uzanan ulaştırma ve lojistik ağlarının güçlendirilmesini hedeflemektedir. Bu yönüyle Zengezur Koridoru yalnızca bir ulaştırma projesi değil; Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkeler arasındaki fiziki bağlantısallığı güçlendirecek, ekonomik iş birliğini derinleştirecek ve Türk dünyasının jeopolitik bütünleşmesini destekleyecek stratejik bir bağlantı hattı niteliği taşımaktadır.

Azerbaycan cephesinde, Zengezur Koridoru’nun stratejik önemi nasıl değerlendiriliyor?
Buğra Bekir Işılak: Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Zengezur Koridoru’nun stratejik önemini vurgularken, geçmişte Zengezur’un Azerbaycan’dan koparılarak Ermenistan’a bağlanmasının “Türk dünyasının coğrafi olarak parçalanmasına, adeta vücuduna bir hançer saplanmasına neden olduğunu” ifade etmiştir. Aliyev’e göre bugün Zengezur üzerinden hayata geçirilecek ulaştırma, iletişim ve altyapı projeleri, tarihsel olarak kesintiye uğrayan bu coğrafi bütünlüğü yeniden tesis ederek Türk dünyasının fiziksel ve stratejik entegrasyonuna hizmet edecektir. Bu çerçevede Zengezur Koridoru, yalnızca Nahçıvan ile Azerbaycan arasında bir ulaşım hattı oluşturmayı değil, aynı zamanda Türk dünyasının fiziksel bütünleşmesini pekiştirerek TDT’nin uzun vadeli jeostratejik vizyonunu somutlaştırmayı hedefleyen temel projelerden biri olarak öne çıkmaktadır.

Avrasya’daki son gelişmeler TDT’nin jeopolitik önemini nasıl etkiledi?
Buğra Bekir Işılak: Rusya-Ukrayna krizi, Orta Doğu’da yaşanan çatışmalar ve küresel tedarik zincirlerinde meydana gelen kırılmalar, Avrasya’nın jeopolitik ve jeoekonomik önemini daha da artırmıştır. Bu süreçte Türk Devletleri Teşkilatı, yalnızca sahip olduğu enerji kaynakları ve ulaştırma koridorlarıyla değil, Avrupa, Rusya, Çin, Güney Asya ve Orta Doğu arasında uzanan stratejik coğrafi konumu sayesinde de Avrasya jeopolitiğinin önemli aktörlerinden biri hâline gelmiştir.
Doğu-Batı ve Kuzey-Güney ulaştırma eksenlerinin kesişim noktasında bulunan TDT coğrafyası, enerji arz güvenliği, kritik ham madde tedariki, ticaret yolları ve küresel bağlantısallık açısından giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bu kapsamda Çin’in Bir Kuşak Bir Yol Girişimi, Orta Koridor, Zengezur Koridoru ve Çin-Kırgızistan-Özbekistan Demiryolu gibi projeler, TDT’nin Avrasya ulaştırma ağlarındaki merkezî konumunu güçlendirmektedir. Bunun yanında teşkilatın bulunduğu coğrafya; Rusya, Çin, İran, Afganistan ve Güney Kafkasya gibi farklı güvenlik havzalarının kesişiminde yer alması nedeniyle güvenlik bakımından da stratejik bir nitelik taşımaktadır. Bu güvenlik ortamı, TDT’nin savunma ve güvenlik alanındaki iş birliğini de giderek daha görünür hâle getirmektedir.
Nitekim Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, TDT üyesi ülkelerin Azerbaycan’da ortak askerî tatbikat gerçekleştirmesini önererek, teşkilatın yalnızca ekonomik ve kültürel iş birliğiyle sınırlı kalmaması, aynı zamanda bölgesel güvenlik ve savunma alanlarında da daha koordineli hareket etmesi gerektiğini vurgulamıştır. Aliyev’in bu yaklaşımı, TDT’nin güvenlik boyutunun da kurumsallaşmaya başladığına işaret etmektedir.Dolayısıyla TDT, günümüzde yalnızca ortak tarih ve kültüre dayalı bir iş birliği platformu değil; enerji güvenliği, ulaştırma, ticaret, bölgesel istikrar ve Avrasya jeopolitiği üzerinde etkisi giderek artan çok boyutlu bir bölgesel aktör olarak öne çıkmaktadır.

Teşkilatın yeni öncelikleri, Mayıs 2026’da Kazakistan’ın Türkistan kentinde gerçekleştirilen Gayri resmî Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’nde açık biçimde görülmüştür. Zirve gündeminde yapay zekâ, dijitalleşme, enerji iş birliği, ulaştırma ağları ve bölgesel bağlantısallık gibi başlıkların yer alması, TDT’nin faaliyet alanının kültürel iş birliğiyle sınırlı kalmadığını göstermektedir. Bu çerçevede teşkilat, ortak tarih ve kültürel mirası koruma misyonunu sürdürürken aynı zamanda ekonomik entegrasyonu, teknolojik gelişimi ve bölgesel koordinasyonu destekleyen kurumsal bir iş birliği mekanizmasına dönüşmektedir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TDT’nin kurumsal olarak daha da güçlendirilmesi konusunda mutabık kaldıklarını belirterek, “İnşallah önümüzdeki dönemi birlikte Türk Dünyası Yüzyılı yapacağız.” ifadelerini kullanmıştır. Erdoğan’ın bu açıklaması, Türkiye’nin TDT’yi yalnızca mevcut bir bölgesel iş birliği platformu olarak değil, Türk dünyasının uzun vadeli entegrasyonunu hedefleyen bir yapı olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.
TDT’nin artan ağırlığı ABD’nin bölgeye yaklaşımını nasıl etkiliyor?
Buğra Bekir Işılak: Türk Devletleri Teşkilatı’nın artan uluslararası ağırlığı, bölge dışındaki aktörlerin yaklaşımlarına da yansımaktadır. Son dönemde ABD’de, Washington’un Türk devletleriyle ilişkilerini güçlendirmesi gerektiği yönünde değerlendirmeler dikkat çekmektedir. Bu değerlendirmelerde TDT coğrafyasının sahip olduğu enerji kaynakları, kritik mineraller, ulaştırma koridorları ve Avrupa ile Asya arasında sağladığı stratejik bağlantısallık, Türk devletlerini yalnızca bölgesel aktörler değil, küresel jeopolitik rekabet açısından da önemli ortaklar hâline getiren temel unsurlar olarak değerlendirilmektedir.
Zengezur Koridoru ABD açısından neden stratejik önem taşıyor?
Buğra Bekir Işılak: ABD açısından TDT coğrafyasını stratejik kılan unsurlardan biri de ulaştırma koridorlarıdır. Bu çerçevede, Zengezur Koridoru'nun 99 yıl boyunca işletilmesine yönelik ABD’nin izlediği tutum, Washington’un Avrasya’daki ulaştırma ağlarında daha etkin bir rol üstlenme arayışının göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, ABD’nin, uzun vadeli olarak TDT coğrafyasında jeopolitik ve jeoekonomik etkisini artırma isteğini de yansıtmaktadır.

Rusya, TDT’nin güçlenen iş birliğini nasıl takip ediyor?
Buğra Bekir Işılak: Rusya perspektifinden bakıldığında ise, TDT önemle takip edilen bir örgüt olarak karşımıza çıkmaktadır. Moskova açısından Orta Asya, tarihsel olarak stratejik önem taşıyan bir nüfuz alanı olmayı sürdürmektedir. Bununla birlikte, Türk devletleri arasında son yıllarda güçlenen kurumsal iş birliği, ortak projeler ve koordinasyon mekanizmaları Rusya tarafından yakından takip edilmektedir.
Burada dikkat çeken husus yalnızca Türkiye’nin bölgedeki etkisinin artması değil, aynı zamanda Türk devletlerinin kendi aralarındaki ilişkileri daha kurumsal bir zemine taşıyarak ortak hareket etme kapasitesini geliştirmeleridir. Bu nedenle Türk dünyasına ilişkin değerlendirmelerde kültürel yakınlıktan çok jeopolitik ve jeoekonomik sonuçlara odaklanan analizlerin sayısı giderek artmaktadır.
Avrupa Birliği’nin Orta Asya’ya yönelik ilgisi nasıl bir dönüm noktasına ulaştı?
Buğra Bekir Işılak: Avrupa Birliği de Orta Asya’ya yönelik ilgisini son yıllarda belirgin biçimde artırmıştır. Bu kapsamda Nisan 2025’te Semerkant’ta düzenlenen ilk Avrupa Birliği-Orta Asya Zirvesi önemli bir dönüm noktası olmuştur. Zirvede ulaştırma, enerji, kritik ham maddeler ve dijital bağlantısallık gibi alanlarda iş birliğinin geliştirilmesi kararlaştırılmış, ayrıca taraflar ilişkilerini stratejik ortaklık seviyesine taşıma yönünde ortak irade ortaya koymuştur. Tüm bu gelişmeler, Türk Devletleri Teşkilatı’nın ve genel olarak Türk dünyasının artık yalnızca kültürel bağlar üzerinden değil, küresel ticaret yolları, enerji güvenliği ve Avrasya jeopolitiği açısından da önemli bir konuma yükseldiğini göstermektedir.