Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Aldatma nedeniyle eşlerin birbirinden ayrılması durumunda boşanma sürecinin seyri, nafaka ve deliller konusu oldukça merak ediliyor. Türk Medeni Kanunu’nda özel boşanma sebebi olarak düzenlenen zina için eşin mutlaka suçüstü yakalanması gerekmiyor. Tanık anlatımları, otel ve konaklama kayıtları, seyahat bilgileri, fotoğraflar, WhatsApp yazışmaları ve sosyal medya mesajları, hukuka uygun şekilde elde edilmeleri şartıyla zinanın ispatında değerlendirilebiliyor.
Flört veya duygusal yakınlaşma da evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçesiyle boşanma davasına konu olabiliyor. Peki aldatılan tarafın dava açmak için ne kadar süresi var? Deliller, nafaka ve tazminat için hangi şartlar aranıyor? Av. Selma Karaduman, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş’a merak edilen detayları anlattı.

Aldatılan kişinin hakları neler? Eşinin aldattığını öğrenen kişi, boşanırken bunu ispatlamak zorunda mı?
Av. Selma Karaduman: Burada öncelikle toplumda kullanılan "aldatma" kavramı ile Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesinde düzenlenen “zina” kavramını birbirinden ayırmak gerekir. Hukuken zina; evli bir kişinin eşi dışında başka biriyle cinsel ilişkiye girmesidir ve kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle zina iddiası, boşanma davalarında en ağır kusur isnatlarından biridir ve mutlaka hukuka uygun delillerle ispatlanmalıdır.
Boşanma dosyalarında en sık karşılaştığımız yanlışlardan biri, zinanın ancak "suçüstü" yapılması hâlinde ispatlanabileceği düşüncesidir. Oysa uygulamada durum böyle değildir.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamasında zinanın ispatı bakımından mutlaka doğrudan bir delil aranmaz. Tanık anlatımları, HTS kayıtları, otel ve konaklama kayıtları, seyahat bilgileri, fotoğraflar, dijital yazışmalar ve olayın bütününü ortaya koyan diğer emareler birlikte değerlendirilerek sonuca gidilebilir.

Nitekim günlük hayatta toplum tarafından "aldatma" olarak değerlendirilen her davranış hukuken zina anlamına gelmez, ancak evlilik birliğini temelinden sarsan sebepler arasında yer alabilir. Flörtleşme, duygusal yakınlaşmalar, romantik mesajlaşmalar veya sadakat yükümlülüğünü ihlal eden davranışlar boşanma sebebi oluşturabilir; ancak cinsel ilişkinin varlığı ispatlanamadığı sürece bunların tamamı zina kapsamında değerlendirilmeyebilir.

İşte bu ayrım, dava stratejisi bakımından son derece önemlidir. Çünkü bu gibi durumlarda davanın, Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinde düzenlenen “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” sebebine dayandırılması çok daha isabetli bir hukuki tercih olacaktır.
Evliliğin temelini oluşturan en önemli yükümlülüklerden biri sadakattir. Bu nedenle mahkeme tarafından zinanın sabit kabul edilmesi hâlinde sonuç yalnızca boşanma kararıyla sınırlı kalmaz. Somut olayın özelliklerine göre aldatılan eş lehine maddi ve manevi tazminata da hükmedilebilir. Yargıtay'ın istikrarlı uygulamasında zina, diğer eşin kişilik haklarına yönelmiş ağır bir saldırı ve ağır kusur olarak kabul edilmektedir.

Telefon mesajları, WhatsApp yazışmaları ve sosyal medya DM'leri mahkemede delil sayılıyor mu?
Av. Selma Karaduman: Boşanma dosyalarında en dikkat çekici değişimlerden biri, dijital delillerin artık uyuşmazlığın merkezinde yer almasıdır. Bugün WhatsApp yazışmaları, sosyal medya mesajları, e-postalar, konum kayıtları ve benzeri dijital veriler birçok davada önemli ispat araçları olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak burada altını özellikle çizmek istediğim husus şudur: Bir yazışmanın telefonda bulunması ile mahkemede hukuken delil niteliği taşıması aynı şey değildir.
Delilin hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olması yalnızca boşanma davasını değil, somut olayın özelliklerine göre ceza hukuku bakımından da sonuç doğurabilir.

Yakın tarihli bir Yargıtay kararında da bu dönüşümün yargı kararlarına yansımaya başladığını görüyoruz. İlk derece mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi zina olgusunun ispatlanmadığı kanaatine varmışken, Yargıtay; sosyal medya paylaşımları, dijital içerikler ve dosyadaki diğer delilleri birlikte değerlendirerek zina olgusunun gerçekleştiği sonucuna ulaşmış ve kararı bu yönüyle bozmuştur.
Dijital ortamda yaşanan sadakat ihlalleri, somut olayın özelliklerine göre evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle açılacak boşanma davalarında ağır kusur olarak değerlendirilebilir; hatta diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde zina iddiasının ispatına katkı sağlayan önemli emarelerden biri de olabilir.

Eşinin telefonunu karıştırmak suç mu, yoksa boşanmada delil olarak kullanılabilir mi?
Av. Selma Karaduman: Eşlerin birbirine karşı şeffaf olması başka; eşin telefonuna rızası dışında girerek özel yazışmalarına ulaşmak bambaşka bir hukuki meseledir.
Eşlerin evli olması, birbirlerinin özel hayatına veya haberleşmelerine sınırsız biçimde müdahale edebilecekleri anlamına gelmez. Bu nedenle telefonun şifresini aşarak yazışmalara ulaşmak, özel iletişimleri kopyalamak ya da sistematik biçimde takip etmek, olayın niteliğine göre yalnızca boşanma davasında delilin kullanılıp kullanılamayacağı sorununu değil, ayrıca özel hayatın ve haberleşmenin gizliliği bakımından hukuki ve cezai sorumluluk meselelerini de gündeme getirebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bir kararında, davacı kadının davalı erkeğin telefonundaki Skype uygulamasında başka kadınlarla yaptığı cinsel içerikli yazışmaların ekran görüntülerini alarak dosyaya sunması, somut olayın koşulları içinde hukuka aykırı delil olarak kabul edilmemiştir.
Buna karşılık, ortak konuta gizli kamera yerleştirilmesi veya eşin bilgisi dışında sistematik ve planlı biçimde ses ve görüntü kaydı alınması gibi yöntemlerde Yargıtay'ın özel hayatın gizliliğini çok daha güçlü biçimde koruduğu kararlar da bulunmaktadır. Dolayısıyla burada belirleyici olan yalnızca “telefon” veya “kamera” gibi kullanılan araç değildir; delilin hangi koşullarda, hangi amaçla ve hangi yöntemle elde edildiğidir.

Aldatma affedilirse daha sonra aynı olay boşanma davasında yeniden kullanılabilir mi?
Av. Selma Karaduman: Boşanma hukukunda en çok yanlış bilinen konulardan biri, aldatmanın affedilmesinin hukuki sonucudur. Toplumda yaygın olan düşünce şudur: "Bir kez affettim ama yıllar sonra aynı olayı yine boşanma sebebi olarak ileri sürebilirim." Oysa hukuk bu meseleye çok daha teknik yaklaşır.
Türk Medeni Kanunu'na göre zina nedeniyle boşanma sebebinde, affeden eş artık aynı aldatma olayına dayanarak boşanma davası açamaz. Ancak burada belirleyici olan, gerçekten bir "af" iradesinin oluşup oluşmadığıdır. Çünkü af sadece "Seni affettim." cümlesiyle gerçekleşmez; kimi zaman aldatmayı öğrendikten sonra evlilik birliğinin bilinçli şekilde sürdürülmesi de mahkeme tarafından örtülü af olarak değerlendirilebilir.

Kanunumuz, zina sebebine dayalı boşanma davalarında hak düşürücü süre öngörmüştür. Buna göre aldatılan eş, zina fiilini öğrendiği tarihten itibaren altı ay, her hâlde ise zina fiilinin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl içinde dava açmalıdır.
Bu nedenle kanunda açıkça "Affeden tarafın dava hakkı yoktur." hükmüne yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle, zina öğrenildikten sonra eşlerin evlilik hayatına normal şekilde devam etmeleri bazı durumlarda hukuken affetme olarak değerlendirilebilir ve aynı olaya dayanılarak daha sonra zina sebebiyle dava açılması mümkün olmayabilir.

Aldatan eş nafaka ödemek zorunda mı, yoksa nafaka tamamen kaldırılabilir mi?
Av. Selma Karaduman: Türk Medeni Kanunu'na göre yoksulluk nafakası talep eden eşin, boşanmaya sebep olan olaylarda diğer eşe göre daha ağır kusurlu olmaması gerekir. Bu nedenle sadakat yükümlülüğünün ihlali, nafaka bakımından son derece önemli bir hukuki vakıadır. Ancak aldatmanın varlığı kadar, bunun mahkeme önünde kusur değerlendirmesine nasıl yansıtıldığı da belirleyicidir.
Aynı olay, eksik kurgulanmış bir dosyada beklenen hukuki sonucu doğurmayabilir; buna karşılık doğru delillerle desteklenmiş ve doğru hukuki çerçeveye oturtulmuş bir dosyada nafaka bakımından tamamen farklı sonuçlara ulaşılabilir.