Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi, yerel saatle 03:02'de merkez üssü Kocaeli'nin Gölcük ilçesi olan, 7,4 büyüklüğünde ve 45 saniye süren Türkiye yakın tarihinin en büyük yıkımlarından biri olarak kayıtlara geçti. Meclis araştırma raporuna göre 18.373 kişi hayatını kaybetti.
| Olay | Tarih | Saat | Merkez Üssü | Büyüklük | Süre | Hayatını Kaybedenler | Yaralananlar | Hasar Gören/Yıkılan Evler | Doğrudan/Dolaylı Etkilenen İnsanlar |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi | 17 Ağustos 1999 | 03:02 (Yerel Saat) | Kocaeli, Gölcük | 7,4 | 45 saniye | 18.373 | 48.901 | Yaklaşık 285.211 | Yaklaşık 16 milyon |
Bugün felaketin 27. yıldönümünde Deprem Uzmanı Prof. Dr. Naci Görür'ün, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş’a, verdiği görüşte aynı acıların yeniden yaşanmaması için alınması gereken önlemlere dikkat çekti. Prof. Dr. Naci Görür, İstanbul için dikkat çeken mesajlar verdi. Marmara’da kırılmayan tek noktaya işaret eden Görür, “Eninde sonunda deprem olacak” diyerek İstanbul ve Türkiye için en risk taşıyan alanları sıraladı.

1999 depreminin üzerinden 27 yıl geçti. Sizce bu yıllarda deprem konusunda Türkiye ne kadar yol aldı?
Prof. Dr. Naci Görür: Şimdi hiç yol almadı dersem doğru olmaz. Muhakkak, öncelere göre bir şeyler yapıldı. Yani en azından yapı stokunu iyileştirmek için bazı şeyler yapıldı. Devlet tarafından para yardımı yaptılar. Yapı stokunu iyileştirmek için kısmi destek sağladılar. Kentsel dönüşüm desteği verildi.
Kentsel dönüşümü cesaretlendirdiler ama kentsel dönüşüm kesinlikle bir kenti depreme hazırlamak demek değildir. Sadece kentsel dönüşüm yaparak depreme hazırlık yapılamaz. Eğer bilimsel olarak değerlendirirsek şu ana kadar yapılanlar yeterli değil.

İstanbul için konuşursak, artık son uyarı noktasında mıyız, yoksa hala zamanımız var mı?
Prof. Dr. Naci Görür: Bir sefer, normal olarak yapılan araştırmalara göre yeniden aynı bölgede depremin olması 1999'dan sonra 30 yıl içerisinde bekleniyor. 1999 Marmara Depremi sonrasında yapılan bilimsel araştırmalarda İstanbul’da 30 yıl içerisinde büyük deprem yaşanma olasılığının yüzde 60’ın üzerinde olduğu biliniyor. Yeni çalışmalar sonucunda risk oranı yüzde 48 olarak revize edildi. Artı eksi tabii 10-11 senesi var. Yani 2030 yılından artı eksi 15 sene olarak düşünülebilir.
Şimdi bu durumda çalışmalar yapıldı, yayınlar yapıldı ve bütün dünya böyle biliyor. Biz de öyle biliyoruz ve ona inanıyoruz. Dolayısıyla sene 2026, bence son dönemlerine artık geldik sayılır. Dolayısıyla şu ana kadar yapılanlar yeterli değildir.
Şu anda büyük bir deprem İstanbul'u vurmaya kalkarsa, o zaman İstanbul'da büyük bir afet oluşturabilir.

Böyle bir deprem olursa ilk 24 saatte en büyük sorun sizce ne olur İstanbul'da?
Prof. Dr. Naci Görür: Şimdi böyle bir şey yaşanırsa ABD'li jeofizikçi Tom Parsons ve ekibi bunun için birtakım şeyler yazmışlardı. Şimdi her şeyden önce bu depremle trafik felç olur. İkincisi, hastaneler tükenir, yangınlar artar. Şehirde büyük yangınlar çıkar. Nüfus kaybı çok önemli olur. Binalar yıkılır. Yollar ve tüneller vesaire, demir yolları hasar görür. Yani bence İstanbul büyük bir afete uğrar. İnsanlar bu afetten çok zarar görürler.

Sizce en riskli ilçeler hangileri İstanbul'da?
Prof. Dr. Naci Görür: Avrupa Yakası'nda sahile yakın olan ilçelerin büyük bir kısmı zarar görecek. Çünkü sahile yakın İstanbul'un batı kesiminde hem zemin kötüdür, sağlam kaya azdır, daha genç çökeller vardır, yeraltı suyu fazladır ve oradaki faya yakındır.
Dolayısıyla bütün bu nedenler zarar görmesi için etkin olan, söz konusu olan nedenlerdir.
Ama göreceli olarak Anadolu Yakası, özellikle E-5'in kuzey tarafları, yani E-5'ten denize taraf değil, karaya taraf olan kesimleri nispeten daha sağlamdır.

Türkiye genelinde deprem konusunda genelde Bingöl'ü söylüyorsunuz ama en yakın zamanda riskli gördüğünüz bölgeler hangileri?
Prof. Dr. Naci Görür: Yani şöyle diyelim: Bakın, depremler nerelerde olur? Depremlerin oluştuğu yerler levha sınırlarıdır. Kuzey Anadolu Fayı, Avrasya ile Anadolu levhasının sınırıdır. Bu sınır boyunca, yani Kuzey Anadolu'nun Kuzey Kolu boyunca depremler olur. Zaten levha sınırları fay demektir.
Yalnız her fay deprem üretmez. Bir fayın deprem üretmesi için bir sürtünme kuvvetinin olması, o fayın belirli alanlarının tümüyle veya kısmen kilitlenmesi lazım.
Ne zaman ki levha hareketleri, levha kuvveti sürtünmeyi aşacak duruma gelir, o zaman deprem üretir. Yani fay demek deprem demek değil. Burada yanlışlık var. Faydan söz ederken sanki deprem olurmuş, olacakmış gibi söz edilmektedir. O yanlıştır.
Bir fayın deprem üretebilmesi için sürtünme kuvvetinin levha hareketini yenmesi lazım ki levha sınırlarında, yani faylar boyunca depremler olsun. Şimdi bunu söyledikten sonra şöyle söyleyeyim: Nerede bir fay kilitlenmiş ise o bölgede levha hareketini yenen veya yenmeye hazırlanan bir kuvvet birikimi vardır. Kuvvet birikir, birikir. Ne zaman ki levha hareketini aşacak duruma gelir, o zaman deprem üretir.

Yani Kuzey Anadolu Fayı'nı düşünün. Bu bir levha sınırı. Nereden başlıyor? Bingöl, Karlıova'dan başlıyor, ta Yunanistan'a kadar gidiyor. Biz Kuzey Kolu'nu konuşursak Marmara'nın kuzeyinden geçerek devam ediyor, Ege sınırına, oradan Yunanistan'a kadar gidiyor. Bu Kuzey Anadolu Fayı, aynı zamanda levha sınırı.
Orada bir yerde deprem oluyorsa, orada kilitlenme var demektir. O bölge müthiş bir şekilde enerji biriktirir ve levha hareketini yenecek, ani hareket oluşturacak bir birikim var demektir. O zaman orada levha hareketi olur, deprem olur.
Yani böyle düşünecek olursak bizim için Kuzey Anadolu her yerde tehlikeli ama Kuzey Anadolu Fayı büyük ölçüde kırıldı. Kırılmayan yeri Marmara Denizi'nin bulunduğu yer.
1912'de Şarköy kırıldı, 1999'da Kocaeli kırıldı. Şarköy ile Kocaeli'nin arası, Marmara Denizi kırılmadı.
İşte kırılacak. Bu kadar basit. Yani depremin nerede olacağı, hangi fayın kırılacağı, nasıl kırılacağı, derinliği önemli değil. Eninde sonunda deprem olacak.

Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbür gün, öbür gün olmazsa daha öbür gün. Ve olduğu zaman insanlar ölecektir. Kendi çoluk çocuğumuz ölecektir. Biz insanlar ölsün istemiyoruz.
Bir kentin altı bileşeni var. Bir, yönetim. İki, halk. Üç, altyapı. Dört, yapı stoku. Beşincisi ekosistem ve çevre. Altıncısı ekonomi. Bunların hepsini düzeltmezsen o kentte yaşayamazsın.
Sabah kalktığın zaman evinde yıkıntı yok ama elektrik çalışmıyorsa, suyun çalışmıyorsa, lağımın çalışmıyorsa, yani su içecek su bulamıyorsan, trafikten yola çıkamıyorsan, hastaneler ne olduğu belli değilse, her tarafta yangınlar çıkmışsa, yani senin o evinin sağlamlığının bir faydası var mı? Bir işe yaramaz.

Peki İstanbul'u deprem dirençli bir kent hâline getirmek mümkün mü?
Prof. Dr. Naci Görür: Bak, bir kente sen istersen İstanbul'u tarihî kente dönüştürebilir misin? Dönüştürürsün. Tarihî binaları çoğaltarak veya önünü açarak, göz gözeterek dönüştürebilirsin.
Spor kentine dönüştürebilir misin İstanbul'u? Dönüştürebilirsin. Spor tesislerini yaparak dönüştürebilirsin. Öyle değil mi?
Finans kentine dönüştürebilir misin İstanbul'u? Dönüştürebilirsin. Devamlı banka yaparak, finans müdürlükleri yaparak, merkezler yaparak finans kentine dönüştürürsün.
Finans kentine dönüştürdüğün gibi, tarihî kente dönüştürdüğün gibi, yapısal olarak da depreme uygun hâle getirirsin.

Bugün yapacağın tek şey var: Eşeğini sağlam kazığa bağlayacaksın. Eşeğin kaçmaması için sağlam kazığa bağlayacaksın. Sağlam kazık da deprem dirençli kente sahip olmak demektir.
Sen İstanbul'u deprem dirençli kent hâline getirirsen insanlar minimum, minimum, minimum zarar görür. Minimum ölüm olur, minimum kayıp olur. Bu kadar.
Ondan sonra sen burada yaşayabilirsin. Çünkü kentin afet getirmesi minimum ölçüde olur. Ama bunu yapmazsan belli değil ne olacağını. Kimse bilemez.