Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Sosyal mecralarda birkaç saniyede bir değişen videolar arasında gezinmek artık sıradan bir alışkanlık haline geldi. Ancak kısa videoların oluşturduğu bu bitmeyen akış, sanıldığı kadar masum olmayabilir. Avustralya merkezli Griffith Üniversitesi'nden bilim insanlarının gerçekleştirdiği "Beslemeler, Duygular ve Odaklanma: Kısa Video Kullanımının Bilişsel ve Ruh Sağlığı İlişkilerini İnceleyen Sistematik Bir İnceleme ve Meta-Analiz" başlıklı çalışma, Amerikan Psikoloji Derneği bülteninde paylaşıldı.
Araştırma, TikTok, Instagram Reels ve YouTube Shorts'ta gezintinin beyin çürümesine yol açabileceğini ortaya koydu. Peki araştırma sonucu ne kadar gerçeklik taşıyor? Kısa video tüketiminin bilişsel işlevler ve ruh sağlığıyla ilişkisi nasıl? "Artık biz cihazları kullanmıyoruz, cihazlar bizi kullanıyor!" diyen Nörobilim Uzmanı, Yazar Prof. Dr. Sinan Canan, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'a araştırma nezdinde çok kritik bilgiler verdi.

Siz araştırma sonucunu ne kadar gerçekçi buluyorsunuz? Sizce bu durum geçici bir dijital yorgunluk mu, yoksa kalıcı bir zihinsel deformasyon mu?
Prof. Dr. Sinan Canan: Aslında bu tip araştırma sonuçları uzun zamandır karşımıza çıkıyor. Özellikle de son 15 yıldır hayatımıza gittikçe daha fazla giren bu dijital teknolojilerle insan davranışı arasındaki ilişkinin pek de olumlu sonuçlar doğurmadığını biliyoruz. Her ne kadar kullanım süresine veya o insanın daha önceki zihinsel ya da duygusal durumuna bağlı da olsa, dijital teknolojinin özellikle uzun vadede bize pek iyi gelmediğini biliyoruz. Kullanım süresine ve duygusal bağımlılık derecesine bağlı olarak, geçici bir dijital yorgunluktan kalıcı bir zihinsel deformasyona çok hızlı dönüşebilen tehlikeli bir durumdan bahsediyoruz. Bu bulgular da bu gerçeği destekliyor gibi gözüküyor.

Kısa videoların insan beynindeki ödül mekanizmasını (dopamin döngüsünü) geleneksel medyadan farklı kılan temel tehlike nedir?
Prof. Dr. Sinan Canan: Aslında, kısa videolar tek başlarına çok daha zararından bahsedebileceğimiz bir uyaran değil. Burada iki tane önemli faktör var. Bir tanesi, uzun zamandır hayatımızda olan “sürekli ve sonsuza kadar kaydırabilme” özelliğine sahip uygulama ve sayfalarla karşı karşıya olmamız. Bu teknoloji, dijital deneyimin herhangi bir sonuca bağlanmadan, sürekli açık uçlu bir beklentiyle sürdürülebilmesine imkân veriyor ve devamlı olarak durmaksızın bize içerik sunan bu sistem ikinci bir özellikle de birleştirince bizim için büyük problem haline geliyor.
Bu ikinci özellik, akıllı algoritmaların, yani yapay zekâ destekli arka plan uygulamalarının, bize kullanım verilerimize bağlı olarak, en çok cezbedecek yahut cezbetme potansiyeli taşıyabilecek içerikleri sürekli olarak çekip gösterebilme yeteneği. Bu yetenek, sonsuza kadar kaydırma sistemi ile de birleşince ilginç bir durum ortaya çıkıyor: İnsan beyninin davranış motivasyon sistemi, diğer bütün hayvanlarda olduğu gibi, ödül beklentisi ile yönetilen bir temel çekirdeğe sahiptir. Bu çekirdek, ödülün kendisine değil, ödül beklentisi yahut iyi bir şey geleceği beklentisi üzerine dikkati yoğunlaştıran ve davranış motivasyonunu oraya döndüren bir sistemdir aslında.

Dopamin sistemi diye meşhur olan bu sistem aslında ödülün kendisinden ziyade beklentisi ile ilgilidir. Beklenti arttıkça dopamin salgısı artar ve bu da aynı davranışı daha fazla yapmamıza neden olur. Milyonlarca yıldır bütün davranışlarımızın kökenini oluşturan ve doğada hayatta kalmamızı sağlayan en temel özelliklerimizden birisi olan bu sistem, maalesef bu dijital dünyada bir sonrasında ne olacağını bilemediğimiz ve sürekli olarak ödül ve haz beklentisini azami noktaya çıkaran bu yeni teknolojik uyaranlarla karşı karşıya kaldığında hayatımızda birçok yeni sorunu da başlatmış oluyor. Aynen bağımlılık yapan tüm davranışlarda olduğu gibi, sosyal medyadaki içerik tüketimi de gittikçe kendisinden kopmakta zorlandığımız bir bağımlılık nesnesi haline geliyor.
Burada bence unutmamamız gereken en önemli unsur şu: bu tip kısa videolardan oluşan ve sürekli sonsuza kadar kaydırılan sayfalardan müteşekkil bir sistemin bizde oluşturduğu beklenti ve bu beklentinin getirdiği içsel haz duygusu nedeniyle alkol, uyuşturucu veya diğer bağımlılık yapıcı her türlü madde ve davranış kadar önemli bir bağımlılık meselesi olduğunu fark etmemiz lazım. Bunu fark ettikten sonra ise, tüm bağımlıkların uzun vadede bedenimize ne yaptığını bir kez daha düşünüp, bu yeni tür bağımlılığın bize neler yapabileceğini de fark etmemiz lazım. Zira burada bahsettiğimiz çalışma, aslında bu tip sonuçlardan bir tanesine açıkça dikkat çekiyor.

Saniyeler içinde tüketilen içerikler, bireylerin özellikle iş, eğitim veya derin okuma gibi uzun soluklu süreçlerdeki dikkat sürelerini nasıl etkiliyor?
Prof. Dr. Sinan Canan: İnsanın diğer hayvanlardan farklı olarak yapabildiği şeylerin nasıl yapılabildiğine yakından baktığımızda, aslında ilginç bir şey fark ederiz. İnsanı bazı işlerde üstün kılan birkaç önemli özellikten belki de en önemlisi, çok uzun süreler boyunca dikkatini belli bir konu üzerinde odaklayarak o konuyla ilgili önemli değişimler yapabilmesidir.
Mesela, yıllar boyunca kendini okumaya, bilim yapmaya adamış birilerinin yıllar içinde çok ilginç aydınlanmalar ve bilimsel fikirler ürettiğini biliyoruz. Yahut herhangi bir el becerisine yıllarca odaklanan insanlar, o el becerilerinde harikalar doğurabiliyorlar. Bütün bunlar, uzun süreli dikkati toplayabilme ve dikkati orada tutabilme becerisi ile alakalıdır. Fakat günümüz dünyası, anlık dikkat patlamalarıyla saniyeler içerisinde tüketilen ve bizim dikkatimizi sürekli birbiriyle alakasız ve kopuk noktalar arasında gezdiren ilginç bir uyaran tipi ile etrafımızı çevirmiş durumda.
Bu “beceri”, kullandığımız uygulamaların esas başarı kriteri; yani bizim dikkatimizi birim zamanda ne kadar farklı odağa kaydırabilirse, bu uygulamaların ticari başarısı da o kadar fazla olacaktır; çünkü bizim dikkatimiz, bu mecralarda ana pazarlama nesnesidir. Fakat insanın başarısı, dikkatini uzun süre odaklamakla ilgili ise, dolayısıyla bu tip hızlı tüketilen içeriklerin olduğu bir yerde uzun süre dikkat gerektiren işleri yapamıyor olmamız ve gittikçe bu konularda da sıkıntı çekiyor olmamızın nedenlerini anlamak çok kolaydır.

Sürekli bir akış halinde maruz kalınan bu yoğun ve hızlı içerikler, bireylerde hangi duygusal sıkıntılar yol açar?
Prof. Dr. Sinan Canan: Aynı insan yapımı cihazlarda olduğu gibi, biyolojik donanımlarımız da aslında belli ortamlarda ve belli sınırlar içerisinde optimum işlev görmek üzere tasarlanmış gibi gözüküyor. Dolayısıyla, insan beyninin ve insan bilgi işleme sisteminin nasıl bir ortam için tasarlandığını biyolojimizden yola çıkarak daha iyi anlamaya başladığımızda, bu kadar çok ve yoğun bilgi akışının bizim zihnimiz için pek de iyi sonuçlar doğurmayabileceğini hemen fark ediyoruz.

Zira insan beyni, sürekli olarak bilgi izlemek ve toplamak için değil; ihtiyacı olan bilgiyi alıp, daha sonra bunlardan hayatı için gerekli olan bir şeyler üretmek üzere evrimleşmiştir. Bugün tipik bir şehirli insan, tipik bir günü içerisinde normalde hiç ihtiyacı olmayacak binlerce, belki milyonlarca veriyle karşı karşıya kalıyor. Bu veri sağanağına maruz kalan insanın durumunu, önüne çıkan her türlü yenilebilir nesneyi durmaksızın yiyen bir insanın durumuna benzetebiliriz. Nasıl ki bu insan, bizim kültürümüzde "mide fesadı" denen bir sıkıntıyla çok kısa bir süre içerisinde düçar olursa, bu yoğun bilgi akışının da beynimize ve zihnimize yaptığı şeye, bugün İngilizce ‘de "brain rot" diye tabir edilen beyin fesadı dememiz, gayet uygun düşer.
Zira her sistem, ancak kendi koşulları içerisinde optimal çalışır ve maalesef bugün bizim kendi ellerimizde yaptığımız bu teknolojik ortam, pek bizim yapımıza ve ayarlarımıza uygun gözükmüyor. Beyin fesadı olarak tanımlayabileceğimiz bu durumun etkilerini aslında çoğumuz artık maalesef aşinayız: Hafıza sorunları, uyku problemleri, sürekli gerginlik ve endişe, bağımlılık potansiyelinde artış, olumsuz duyguların etkisinden kurtulamama hali (ki buna duygusal istikrar yahut rezilyans bozukluğu da deniyor), öfke kontrol sorunları, yeme problemleri, yalnızlık ve ilişki sorunları gibi sayısız olumsuz durum, maalesef bu tip dijital bağımlılıklar yakından alakalı. Kısacası, konu bir çoğumuzun zannettiğinden çok daha ciddi boyutlara çoktan gelmiş durumda.

Hem fiziksel hem duygusal bir denge kurmak için nasıl önlemler alabiliriz?
Prof. Dr. Sinan Canan: Bu konuyla ilgili her birimizin çok geç olmadan bireysel önlemleri ivedilikle alması gerekiyor. İlk ve en önemli adım, burada kısaca bahsetmeye çalıştığım zararların ve bu zararları ortaya çıkaran temel mekanizmanın sade bir düzeyde anlaşılmasıdır. Bu anlaşıldıktan sonra şunu fark etmek gerekiyor: Bu sistem, bizi yatakta uyumadan önce ya da tamamen kendi başımıza olduğumuz durumlar gibi en savunmasız halimizde bile yakalayabilecek bir şekilde hayatımıza girmiş durumda.
Dolayısıyla bireysel olarak çok ciddi prensipler ve sınırlamalar koyarak kendi davranışımızı denetlemeyi öğrenmek zorundayız. Eğer bu kullanım kültürünü geliştiremezsek, üzgünüm ama bu sistemi tasarlayan kar odaklı girişimler ve gruplar, bizim hayrımıza olacak şekilde bu sistemleri düzeltmeyecekler. Evet, belki böyle sistemlerle gece gündüz sürekli karşı karşıya kalmamız bizim suçumuz değil ama doğrudan bizim sorunumuz. Dolayısıyla bireysel olarak önemli davranış değişikliği yapmamız gerekiyor.
Mesela en önemli şeylerden bir tanesi, ne olursa olsun gün içerisinde hatırı sayılır bir zamanı dijital cihazlar olmadan geçirebileceğimiz bir yaşam tarzı kurmamızdır. Elbette, bunun için en büyük yardımcımız, hayatımızda gerçekten önem verdiğimiz bir uğraşın, mesela bir hobinin, merkezi konumda yer almasıdır.

Ayrıca sene içerisinde mümkünse bir ya da birkaç hafta dijital cihazlardan tamamen uzak kalabilmenin antrenmanını yapmak çok önemlidir. Belki de hepsinden önemlisi, dijital teknolojiyi sadece belli amaçlar doğrultusunda ve bilinçli bir şekilde kullanıp kullanmadığımıza dikkat vermemizdir. Bunun da çok temel bir ölçütü var: Eğer cep telefonumuzu elimize nasıl aldığımızı ya da o bilgisayarın başına oturduğumuzda, o açtığımız sayfaya neden baktığımızı hatırlamıyorsak, yani bunu dürtüsel olarak yapmaya başlamışsak, tehlike çanları çalıyor demektir.
Dijital tüm cihazlar aslında çekiç, çivi yahut otomobil gibi birer alettir ve bu aletlerin kullanım amaçları vardır. Sürekli elinizde çekiçle gezmez yahut otomobilinizde yatmazsınız. Eğer biz elimizdeki cihazı herhangi bir amacımızı gerçekleştirecek şekilde kullanıyor ve daha sonra bu cihaz yahut teknolojilerle ilişkimizi sınırlayabiliyorsak, o zaman bir sorun yok. Ama eğer sürekli olarak kendimizi o cihazlarla zaman geçirirken buluyorsak, şunu fark etmeliyiz: Artık biz o cihazları kullanmıyoruz; o cihazlar bizi kullanıyor ve bunun da sonuçları maalesef gittikçe yıkıcı bir hale geliyor. Özetle, kendimizle ilgili çok ciddi ve öz disipline dayanan bazı kararlar almak zorundayız.

Bu konuyla giren fazla soruyu da özellikle küçük çocukları olan anne babalardan alıyorum ben şahsen. Onlara da söylediğimi burada tekrar edeyim: Çocuklarınızın dijital teknoloji ile ilişkisini düzenlemek için önce kendinizin dijital teknoloji ile ilişkisini doğru bir şekilde düzenleyebilmeniz lazım. Biz bunu disiplinli bir şekilde yapabildiğimizde etrafımızdaki insanların da er ya da geç bize uyum sağlayacağını rahatlıkla görebileceğiz. Yapamadığımız şeyleri tavsiye etmek, hiçbir zaman işe yaramadığı gibi, çocuklarımıza da teorik tavsiyeler ya da eğitimler hiçbir fayda vermeyecek. Onları dijital oyuncaklar yerine, gerçek güzelliklerin daha cezbedici olduğu bir ortamda yaşatmak, bugün temel sorumluluklarımızdan bir tanesi.
Bunun için yapmamız gereken şeylerin aslında ne olduğunu hepimiz biliyoruz; bunun için bir uzmanın bize bir şeyler öğretmesine gerek yok…