Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Eylül 2026 itibarıyla Türkiye finans piyasalarını sarsan borsa fon krizi, fiili dolaşımı düşük hisselerde bazı serbest yatırım fonları üzerinden yapılan işlemlerin ve fiyat manipülasyonlarının yol açtığı bir likidite ve güven krizi olarak kaydedildi. Kriz, Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) manipülasyonları sınırlamak adına getirdiği sert düzenlemelerin ardından fonların nakit sıkışıklığı yaşaması ve yatırımcıların para çekme taleplerini karşılayamamasıyla patlak verdi.
Borsa ve fon piyasasında yaşanan kriz yatırımcıların gündemindeki yerini korurken, yüz binlerce kişinin akıbeti ve piyasaların önümüzdeki dönemde nasıl şekilleneceği merak konusu oldu. Fonlardaki likidite sıkışıklığından sığ hisselerdeki sert hareketlere, yatırımcıların ana para endişesinden piyasalarda güvenin yeniden nasıl tesis edileceğine kadar birçok başlık tartışılırken, Ekonomist Necmettin Batırel, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş’a yaşanan süreci ve bundan sonraki döneme ilişkin değerlendirmelerini anlattı.

Borsa fon krizini en basit haliyle nasıl tanımlarsınız? Burada tam olarak ne oldu?
Ekonomist Necmettin Batırel: Eylül 2026 itibarıyla Türkiye finans piyasalarını sarsan borsa fon krizi, fiili dolaşımı düşük hisselerde bazı serbest yatırım fonları üzerinden yapılan işlemlerin ve fiyat manipülasyonlarının yol açtığı bir likidite ve güven krizidir. Kriz, Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) manipülasyonları sınırlamak adına getirdiği sert düzenlemelerin ardından fonların nakit sıkışıklığı yaşaması ve yatırımcıların para çekme taleplerini karşılayamamasıyla patlak verdi.
Türkiye finans piyasalarında Eylül 2026 ortasında yaşanan fon krizi, sınırlı sayıdaki portföy yönetim şirketinin likidite sıkışıklığı yaşaması ve yatırımcıların nakit iade taleplerini karşılayamayarak temerrüde düşmesiyle başladı. Yüksek enflasyon ortamında hızlı getiri arayan tasarruf sahiplerinin yöneldiği bu fonların kilitlenmesi, Borsa İstanbul'da zincirleme sert satışları tetikledi.
Fonlar, borsada işlem hacmi düşük ve fiili dolaşımı az olan sığ hisse senetlerinde çok büyük miktarda pay topladı. Fonların bu sığ hisseleri sürekli alması, hisse fiyatlarını yapay şekilde yukarı taşıdı. Hisseler yükseldikçe fonların kâğıt üzerindeki getirileri devasa boyutlara ulaştı. Bu yüksek "getiri"yi gören yeni yatırımcılar fona nakit akıttı. Fon yönetimi, gelen yeni parayla yine aynı sığ hisseleri alarak fiyatları daha da şişirdi.

Bu krizden doğrudan kimler etkilendi?
Ekonomist Necmettin Batırel: Bu fonlar aracılığıyla gerçekleştirilen suni fiyat oluşumu ve usulsüzlüklerle 455 bin kişi mağdur edilerek yaklaşık 20 milyar dolarlık, yani 900 milyar liralık devasa bir vurgun gerçekleştirildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında şu ana kadar yaklaşık 750 milyon TL değerindeki varlığa ve fona el koyma/dondurma tedbiri uygulanmıştır.
Kriz, 15 Eylül 2026 tarihinde bir portföy yönetim şirketinin, Pusula Portföy'ün bazı fonlarında nakit ödeme yapamayacağını, yani temerrüde düştüğünü açıklamasıyla patlak verdi.
Yatırımcılar paralarını geri çekmek istediğinde veya Sermaye Piyasası Kurulu ağustos sonunda koordineli işlemlere yönelik sıkı düzenlemeleri devreye aldığında bu sığ hisseleri satıp nakde dönmek imkânsız hale geldi. Alıcı bulunamayınca fonlar kilitlendi ve ödemeler durdu.

Sermaye Piyasası Kurulu'nun 28 Ağustos 2026'da ve öncesindeki süreçte serbest fonların likidite yönetimine yönelik aldığı kararlar, borsa tarihindeki en büyük fon krizlerinden birini tetikleyerek sığ hisselerde nakde dönmeyi neredeyse imkânsız hale getirdi.
SPK'nın Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber'e eklediği yeni hüküm, serbest fonların karşılaşacağı ani nakit çıkışlarını, yani likidite riskini yönetebilmeleri için iade takvimini değiştirme ve ödemeleri zamana yayma imkânı tanıdı. Bu durum, fondan parasını çekmek isteyen yatırımcının önüne yasal bir duvar koydu.
Sığ hisselerin en büyük özelliği, piyasada derinliklerinin olmamasıdır. Fonların alımı kesmesi ve ardından SPK'nın 131 yatırım fonu için tasfiye kararı almasıyla piyasada büyük bir panik başladı. Herkes aynı anda satmak istedi ancak tahtalarda hisseleri alacak hiçbir kurumsal ya da bireysel alıcı kalmadığı için hisseler günlerce "taban" oldu ve likidite tamamen kurudu.

Burada fonların yaptığı temel hata neydi?
Ekonomist Necmettin Batırel: Fonların, istendiği an nakde dönüştürülebilecek likit varlıklar yerine, satılması günler sürecek likit olmayan sığ hisselere tüm parayı bağlaması. Bu basit bir hata değil, resmen piyasa dolandırıcılığı.
SPK'nın sorunu 2025'in son çeyreğinde tespit etmesine ve uluslararası kurumlardan, MSCI'dan uyarılar gelmesine rağmen, kapsamlı düzenleyici kurallar ancak 28 Ağustos 2026'da yürürlüğe girdi. Bu durum ani bir sıkışmaya yol açtı.
SPK, sığ hisselerdeki sert satış dalgasının tüm borsayı çökertmesini önlemek adına fonların tasfiye sürecini 3 aydan 6 aya uzattı ve fonları Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu (TEFAS) işlemlerine kapattı.
Fonların içindeki varlıkların piyasayı bozmadan, zamana yayılarak nakde çevrilmesi kararlaştırıldığı için yatırımcıların paraya anında ulaşması imkânsızlaştı.
Krizin tüm finansal sisteme ve reel ekonomiye yayılmasını, yani bulaşma riskini engellemek amacıyla ekonomi yönetimi çok boyutlu bir tasfiye ve müdahale planı devreye aldı. Bu fonların elindeki devasa hisse bloklarının borsada bir anda satılarak borsayı çökertmemesi için tasfiye süreci İş Bankası ve Ziraat Bankası koordinasyonunda 6 aya yayılarak gerçekleştiriliyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Merkez Bankası, piyasanın ihtiyaç duyduğu nakit, yani likidite sıkışıklığını gidermek için gerekli teyakkuz önlemlerini aldıklarını açıkladı.

Fondaki parası 1 milyon liranın altındaki hesap sahiplerine ödemede öncelik verilecek. Soruşturma kapsamında adli ve idari adımlar atıldı. İncelemelerin ilerlemesiyle birlikte Eylül sonu itibarıyla suça karışmadığı netleşen 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbirleri kaldırılırken, şüpheli gerçek kişiler üzerindeki blokaj ve yasal takip devam ediyor.
Yatırımcıların paralarının ne kadarını ve ne zaman geri alabileceği, likit olmayan bu hisselerin 6 aylık süreçte hangi fiyatlardan nakde dönüştürülebileceğine bağlı olarak netleşecek.
Peki bu sistemin gelecekte tekrar benzer bir kriz yaşamaması için ne yapılmalı?
Ekonomist Necmettin Batırel: Para fonu, birikimlerin değerlendirildiği gölge bankacılık görevi yapan bir kuruluştur. Ama bankacılık kurallarına tabi değildir, resmi ana para garantisi vermez. Para yatıranlar uygunluk testinden sonra hesap açar ve kaderine teslim olur.
Erken uyarı sisteminin devreye alınması ile tasfiye fonu kurulması öngörülüyor. Borsada erken uyarı sistemi; piyasalardaki ani çalkantıları, şirketlerin finansal bozulmalarını veya krizleri önceden tespit ederek yatırımcıları ve kurumları korumayı amaçlayan analitik veya yapay zekâ destekli mekanizmalardır.
Makroekonomik veriler, şirket bilançoları ve piyasa hareketleri sürekli taranır. Algoritmalar anormal hareketleri ve risk sinyallerini algılar. Yatırımcılara veya denetleyici kurumlara kritik eşiklerde otomatik uyarılar gönderilir.
Fon krizi sonrası Türkiye'nin 5 yıllık risk primi 251 düzeyine çıktı. Şu anda en büyük problem güven bunalımı. Bu aşılamazsa giderek yayılacak, ekonomik dengeler bozulacak. Ancak konunun büyüklüğü ve milyarlarca liralık para hareketleri, arka planda yapısal bir organizasyon veya dış destek olup olmadığına dair FETÖ şüphesinin ve iddialarının tartışılmasına yol açmıştır.
Bunun yanında sermaye piyasalarına güven kaybı da önemli bir sorun. Saadet zinciri olarak nitelendirilen bu düzeneğin meydana getirdiği en büyük kalıcı hasar, bireysel yatırımcının Borsa İstanbul'a ve denetleyici kurumlara, yani SPK'ya duyduğu güvenin zedelenmesi. Yatırımcıların borsadan kalıcı olarak uzaklaşması, şirketlerin sermaye bulma süreçlerini zorlaştırabilir.
Fitch gibi uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları da krizin ardından yüksek enflasyon ve dış şokların sermaye çıkışlarını tetikleme riskine dikkat çekerek Türkiye'nin kredi notu görünümü üzerinde baskı oluşturduğunu belirtmiştir.

Kriz borsadan reel ekonomiye yayılabilir mi?
Ekonomist Necmettin Batırel: Fon krizi nedeniyle borsadaki büyük şirketlerin hisselerinin değer kaybetmesi, krizin sığ, yani küçük hisselerden başlayıp tüm finansal sisteme ve reel ekonomiye yayılmasına, yani bulaşma etkisine yol açar.
Bu durum, sadece borsadaki yatırımcıları değil, şirketlerin finansman sağlama gücünü ve makroekonomik istikrarı da doğrudan sarsar. Büyük şirketler ellerinde nakit tutmak için düşen hisselerini toplayamıyor.
Peki bu kriz nasıl aşılabilir?
Ekonomist Necmettin Batırel: Ama bu kriz aşılamayacak değil. Yani kaderimiz bu diyerek kapılar kapatılmamalı. Biz bugüne kadar bundan çok daha büyük krizler atlattık. Hükümet, fon krizinde kaybolan güven ortamını yeniden tesis etmek için şeffaf soruşturma yürütmeli, tasfiye sürecini adil yönetmeli ve düzenleyici denetimleri güçlendirmelidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan krizin fon piyasasında sınırlı bir kısımda meydana geldiğini, finansal sisteme sirayet etmiş herhangi bir risk mevcut değildir, diyerek güven aşıladı. Siyasi ya da kamusal bağlantısı olup olmadığına bakılmaksızın, piyasa bozucu işlem yapan ve usulsüzlük içeren kim varsa hukuk önünde hesap sorulmalı.

Mağdur yatırımcıların zararlarının giderilmesi için ne yapılmalı?
Ekonomist Necmettin Batırel: Soruşturma kapsamındaki para trafiği ve yatırımcı hareketleri, spekülasyonlara ve dezenformasyona yer bırakmayacak şekilde kamuyla paylaşılmalı.
Tasfiye sürecine alınan fonlardaki varlıkların nakde çevrilmesi aşamasında, yatırımcıların haklarının korunması için şeffaf ve net bir ödeme takvimi oluşturulmalı. Mağdur olan yüz binlerce küçük yatırımcının zararının en aza indirilmesi için piyasa derinliğini bozmayacak adımlar atılmalı.
Fon krizine neden olan ve manipülasyon iddialarıyla soruşturulan şüphelilerin el konulan lüks mal varlıklarının, hukuki süreçlerin ardından fona geri kazandırılması ve mağdurlara ödenmesi amaçlanıyor.
Adalet Bakanlığı ve savcılık makamları, bu soruşturmalardaki temel hedefin yurt dışına kaçırılan veya haksız kazançla edinilen paraları geri getirerek iyi niyetli vatandaşların mağduriyetini gidermek olduğunu belirtiyor.
Yani haksız servet edinenlerin bu varlıkları paraya çevrilerek zarara uğrayanlara dağıtılacak. Bu yapıldığı takdirde güven ortamı yeniden kazanılır, krizin izleri silinir.
Önümüzdeki 1-3 ay içinde piyasalarda nasıl bir süreç bekliyorsunuz?
Ekonomist Necmettin Batırel: Önümüzdeki süreçte yatırımcıların paralarının ne kadarını ve ne zaman geri alabileceği, tasfiye kapsamındaki likit olmayan hisselerin 6 aylık süreçte hangi fiyatlardan nakde dönüştürülebileceğine bağlı olarak netleşecek. Tasfiye sürecinin piyasayı bozmayacak şekilde zamana yayılması ve güven ortamının yeniden tesis edilmesi kritik önem taşıyor.