Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız ve değerli devlet adamı Profesör Doktor Numan Kurtulmuş'u iyi okumak ve çok iyi anlamak gerekir. Son gelişmeler ekseninde verdiği mesajlar, belki de tarihin en önemli notlarıdır.
Ortadoğu’da haritaların kanla yeniden çizilmek istendiği, vekalet savaşlarıyla bölgenin hallaç pamuğu gibi atıldığı bir dönemden geçiyoruz. İsrail'in bölge ülkelerine fiilen saldırdığı böylesine zorlu bir dönemde, Türkiye'nin "devlet aklı" ile tarihi bir virajı dönmesi tesadüf değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın iki yıl evvel Ahlat'ta üzerine basa basa vurguladığı, Sayın Devlet Bahçeli'nin stratejik olarak vermiş olduğu destek ve yol açıcı fikirleri ile Türkiye'nin, çevresindeki bu ateşe karşı öncelikle "iç kalesini" sarsılmaz bir şekilde tahkim etmesi hayati bir mecburiyettir.
Cumhuriyetimizin ilk asrını geride bırakırken, maalesef bu asrın yarısında terör meselesiyle Türkiye’nin ayaklarına pranga vurulmak istenmiştir. Bu örgütlerin kullandıkları iki temel unsur vardır; birisi etnik aidiyetler üzerinden kırılmalar yaratmak, bir diğeri de mezhebi ve dini farklılıklar üzerinden toplumu ayrıştırmaya çalışmak. Nitekim ülkemizdeki bu yıkıcı terör faaliyetleri kapsamında on binlerce insanımız hayatını kaybetmiş, binlerce evladımız şehit olmuş ve devasa maddi imkanlarımız bu mücadelede ne yazık ki heba edilmiştir. Fakat hepsinden önemlisi, küresel emperyalizm eliyle Türk ve Kürt toplumu arasına nifak tohumları ekilerek ülkemiz bölünmeye ve parçalanmaya çalışılmıştır. Ne mutlu ki; dünya genelindeki çatışma çözümü örneklerine bakıldığında 8-9 yılda zor gelinen o kritik eşiğe, devletimizin sarsılmaz iradesiyle sadece 1 yılda ulaşmış, fevkalade önemli bir başarıya imza atmıştır.
Bu tarihi sürecin mimarisi, TBMM çatısı altında müzakereci demokrasinin ve şeffaflığın tüm kuralları işletilerek inşa edilmiştir. Meclis'te bir parti hariç gurubu bulunan ve bulunmayan tüm siyasi aktörlerin katılımıyla kurulan komisyon, bu demokratik adımların en etkili aracı olmuştur. 18 Şubat'ta 50 komisyon üyesinin 47'sinin oyuyla kabul edilen rapor, partilerin üzerinde uzlaştığı tarihi bir yol haritasıdır. Meclis'te beklentilerin çok ötesine geçerek, son derece nadir görülen 467 gibi devasa bir oyla kabul edilen o tarihi yasa ile de tarihi bir konsensüs oluştu. Bilhassa terör örgütü PKK/KCK'nın kendini feshedip silah bırakmasını düzenleyen 6. Bölümündeki genel çerçeveye uygunluğu açısından bu rapor çok önemlidir. 467 oyluk mutabakat ise, milletin kahir ekseriyetinin "terörsüz Türkiye" hedefine verdiği muazzam desteğin siyasete yansımasından başka bir şey değildir.
Süreç boyunca şehit ailelerimizin, gazilerimizin ve maşeri vicdanın hassasiyetleri daima baş tacı yapılmış; asla onların duygularını incitecek bir adım dahi atılmamıştır. Nitekim yasanın çıkmasından hemen bir gün evvel, 9 Ağustos Pazar günü Meclis'te şehit yakınları ve gazilerimizle ilgili tüm partilerin tam mutabakatıyla kabul edilen yasal düzenleme bu hassasiyetin en net kanıtıdır.
Şunu çok net ifade etmek gerekir: Hazırlanan metinde, Anayasanın ilk dört maddesi, devletin üniter yapısı veya resmi dil gibi konular asla tartışmaya açılmamış; federasyon veya konfederasyon gibi üniter devletin yönetim yapısını tartışmaya açacak tek bir teklif dahi gündeme gelmemiştir. Tüm kesimlerin hassasiyetleri gözetilmiş; Türkiye'nin milli birliğini tehlikeye atacak tek bir kelime bile bu yasada yer almamıştır. Bu süreç, devletin bir grupla masaya oturup savaşı bitirmesi değil; silahlı terör örgütünün "ben vazgeçtim, kendimi feshediyorum" diyerek silah bırakması ve terörün tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Yasanın muhatabı doğrudan onlardır ve "Kürt'ün onuru, Türk'ün gururunu" koruyarak etnik fay hatlarını asla harekete geçirmeyecek bir devlet aklı devrededir. Yasa kapsamında örgütün üst düzey yönetimi 1. maddeyle net bir şekilde kapsam dışı bırakılırken; cezası 15 yılın altında olanlara 5 yıl, üstünde olanlara ise 10 yıl infaz ertelemesi gibi hukuki adımlar yetkili kurullar tarafından titizlikle yönetilecektir.
Bu süreç inşa edilirken, devletin temel niteliklerinden zerre taviz verilmemiştir. Siyasi aklın ve maşeri vicdanın devrede olduğu bu yasal zeminde, kırmızı çizgiler son derece nettir ve üç temel "emniyet sibobu" ile güvence altına alınmıştır:
Bu yasanın meselesi etnik gruplar arasında bir barış yapmak değildir; zira Türkiye'de Türk ile Kürdün arasında asırlardır süren kardeşliğe dayalı, sarsılmaz bir birliktelik vardır ve hiçbir husumet söz konusu değildir. Atılan adımlar, "Kürt'ün onuru, Türk'ün gururunu" koruyarak etnik fay hatlarını asla tetiklemeyecek bir hassasiyetle dizayn edilmiştir.
Bu yasa her şeyin bittiği anlamına gelmiyor; rapor bu barış kapısını aralamış, büyük oyla kabul edilen yasa ise o kapıyı ardına kadar açmıştır. Ancak mühim olan eldeki silahların bırakılmasından öte, zihinlerdeki ve kalplerdeki silahların bırakılması, o zihniyetin değişmesidir. Zira Ortadoğu'da emperyalistler taşeronlarına istedikleri an on binlerce yeni silah temin edebilirler. Asıl devrim; bu memlekette artık hiçbir Kürt gencinin "benim dağa çıkmam gerekir" demeyeceği bir siyasi olgunluğu, kalıcı bir kardeşlik bütünleşmesini sağlamaktır.
Sahadaki tablo bu ruhsal dönüşümün en büyük ispatıdır. Çukur ve Hendek eylemleri döneminde, bombalardan kaçarak Midyat'taki etüt merkezlerine sığınan o 14-15 yaşındaki çocuklarımızın gözlerindeki gerilim ve öfke dolu bakışları unutmak mümkün mü? O karanlık ve acı dolu dönemin yegane kazananı; elleri kirli, heybelerinde kan dolu olan emperyalistlerden başkası değildi. Bugün ise çok şükür o günleri geride bıraktık. O çocukların kardeşleri, geçmişte hiçbir sivilin adım atamadığı Cudi'de, Gabar'da binlerce kişinin katıldığı şenliklerde buluşuyor; Şırnak'taki TEKNOFEST yarışmalarında yüzlerce takımla, binlerce evladımız ülkenin geleceği için teknoloji üretiyor. İki yıldır kimsenin burnunun kanamadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu, bugün turizm ve yatırımla şahlanırken; toplum bu barış, esenlik ve motivasyon iklimini kabul etmiştir.
Tarihsel derinliğimize baktığımızda; Selahaddin Eyyubi'nin çocuklarıyla, Nureddin Zengi'nin, Alparslan Han'ın çocuklarını birbirinden ayırmak imkansızdır. Aziz milletimiz Anadolu'nun kapılarını birlikte açmış, varoluş mücadelemizde kaderimiz ve geleceğimiz hep bir olmuştur. Türkü Kürt'ten ayıracak hiçbir kültürel farklılık yoktur; dışarıdan dayatılan bu politik husumetleri kökünden söküp atma vaktidir. Bu yüzden eski dönemin husumete ve karşıtlıklara dayalı siyasi ezberleri artık geride kalmalıdır. Vatanseverlik, ayrıştırıcı ve şoven bir dar kalıba sığdırılamaz; İstanbul ve Ankara ne kadar Şırnaklının, Diyarbakırlının ise, Şırnak ve Diyarbakır da bir o kadar hepimizindir, bizimdir. Siyasetçilere düşen, ötekileştiren değil, birleştiren bu yeni aidiyet dilini inşa etmektir.
Elbette bu süreci sabote etmek isteyen, İsrail başta olmak üzere dış tehditler ve içeride provokasyonlar olacaktır. Geçmişte merhum Turgut Özal'dan Necmettin Erbakan'a, Süleyman Demirel'den Bülent Ecevit'e ve 2013'te Sayın Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı dönemine kadar terör örgütünden kurtulmak için birtakım çabalar sarf edilmiş olsa da; Eşref Bitlis Paşa ve Uğur Mumcu suikastları gibi karanlık provokasyonlarla, Türkiye düşmanı şer odakları tarafından akamete uğratılmaya çalışılmıştır. Ancak bugün, Sayın Cumhurbaşkanımızın devlet aklıyla yürüttüğü süreç ve Sayın Devlet Bahçeli'nin en stratejik noktalarda sunduğu paha biçilmez yol açıcı destek sayesinde kurulan bu siyasi ittifak, tüm o kumpasları yıkacak güçtedir.
Bu sağlam iradenin bir sonraki tarihi sorumluluğu, Türkiye'nin boynunun borcu olan sivil bir anayasa yapmaktır. Sultan Abdülaziz döneminden (1878) beri süregelen anayasa arayışımızı taçlandırmak; hala 1961'in vesayetçi ruhunu taşıyan, egemenlerin hakim olduğu 1982 Anayasası'ndan ülkemizi kurtarmak şarttır. Hiçbir partinin tek başına sayısal çoğunluğa sahip olmadığı, müzakere ve uzlaşmaya en müsait aritmetiği barındıran bu 28. Dönem Parlamentosu, eşitlikçi ve özgürlükçü yeni anayasayı yapmaya ziyadesiyle muktedirdir.
Son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız ve değerli devlet adamı Profesör Doktor Numan Kurtulmuş'un da altını çizdiği gibi; Bizler sadece kendi sınırlarımız için değil; Suriye'deki Arap, Kürt, Türkmen ve Nusayrileri de kapsayan devasa bir coğrafi kaderdaşlık hissiyle hareket ediyoruz. Etnik ve mezhepsel fay hatlarıyla bölgeyi hallaç pamuğu gibi dağıtanlara inat, başarıyla tamamlanacak bu "Türkiye Modeli", yarın tüm dünyadaki hukuk ve siyasal bilgiler fakültelerinde ders olarak okutulacaktır. İşte bu yüzden TBMM'de yankılanan 467 oyluk bu "Türkiye İttifakı", en ufak bir şüphemiz olmasın ki dünyada kurulacak "İnsanlık İttifakı"nın da en güçlü müjdecisi olacaktır.
