Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
İnsan bazen yaşadığı çağın kötülüğünden değil, o kötülüğe zamanla alışmaktan korkmalı. Çünkü bir toplumda yanlışlar çoğaldıkça, insanın vicdanı da onları sıradan görmeye başlayabilir. Bugün dönüp topluma baktığımızda bunun birçok örneğini görmek mümkün.
İnsanlar birbirini kolayca aşağılıyor. Eşler birbirine destek olması gerekirken birbirinin karşısında durabiliyor. Dostluklar menfaatle ölçülüyor, verilen sözler kolayca unutuluyor. Yalan, sahtekarlık, iki yüzlülük ve insanların birbirini kullanması hayatın olağan bir parçasıymış gibi kabul ediliyor. En acısı ise insanların bütün bunlara alışması.
Bir insanın kalbini kırmak kolaylaşmışsa, bir başkasının onurunu zedelemek eğlenceye dönüşmüşse, aile içinde bile güven azalmışsa orada yalnızca ilişkiler değil, toplumun ruhu da yara alıyor demektir.
Böyle bir zamanda insana düşen, kötülüğe bakıp kötülüğü çoğaltmak değil; kendi kalbini korumaktır. Kehf Suresi'nde anlatılan Ashab-ı Kehf gençleri bu açıdan çok şey söylüyor.
Onlar, yaşadıkları toplumun baskısı ve bozulmuş düzeni karşısında inançlarını korumayı seçtiler. Rabbimiz onların kalplerini pekiştirdi:
"Onların kalplerini pekiştirdik."
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyulan şeylerden biri budur: Kalplerin pekişmesi.
Her duyulana inanılmaması, her düşüncenin doğru kabul edilmemesi, her insanın hayatın merkezine alınmaması... Çünkü insan çevresinden bağımsız değildir.
Kiminle yürüdüğü, neyi dinlediği, hangi sözleri tekrar ettiği, hangi ortamda bulunduğu zamanla kalbine de yansır. Bu yüzden kötü sözün çok söylendiği yerde güzel sözün kıymeti bilinmeli. Yalanın çoğaldığı yerde doğruluk terk edilmemeli.
İnsanlar birbirini küçük düşürürken kimse bir başkasını incitmekten güç almamalı. Eşler birbirinin açığını aramak yerine birbirinin yükünü taşımalı. Dostluk, insanın düştüğü gün yanında olmakla ölçülmeli.
Bir başkasının kusurunu yaymak marifet değil, kusuru örtmek erdem sayılmalı. Çünkü toplumları yalnızca büyük olaylar değiştirmez.
Bazen bir evde söylenen güzel bir söz, bir eşin diğerine verdiği destek, bir dostun zor zamanda gösterdiği vefa, bir insanın kendisine yapılan kötülüğe aynı kötülükle karşılık vermemesi de bir toplumu iyileştirir.
Bu çağda kalbi korumak, dünyadan uzaklaşmak anlamına gelmez. Asıl mesele, dünyanın kötülüğünü kalbe yerleştirmemektir. İnsan herkes gibi olmak zorunda değildir.
Herkes öfkeleniyor diye öfkelenmek, herkes küçümsüyor diye küçümsemek, herkes çıkarını düşünüyor diye vicdanı ikinci plana atmak gerekmez.
Bazen kalabalığın içinde doğru kalabilmek, en büyük direniştir. Rabbim kalpleri kendi sevgisinden mahrum bırakacak her şeyden korusun.
Yozlaşmış fikirlerin, kötü arkadaşlıkların, huzursuz mekanların ve insanı hakikatten uzaklaştıran alışkanlıkların esiri olmaktan muhafaza etsin.
Temiz rızık, temiz mekan, temiz dostluk ve temiz bir kalp nasip etsin. İnsanları birbirine düşman eden değil, birbirine merhamet ettiren bir anlayış nasip etsin.
Eşlere birbirlerinin rakibi değil, yoldaşı olmayı; dostlara zor günde birbirine sahip çıkmayı; insanlara da birbirinin kusurunu büyütmek yerine iyiliğini çoğaltmayı öğretsin. Çünkü dünya ne kadar değişirse değişsin, insanın asıl imtihanı kalbinde devam eder.
Kalpler kirlenirse en güzel şehirler bile huzur vermez. Kalpler temiz kalırsa en zor zamanlarda bile insanın içinde bir sığınak bulunur.
Öyleyse bu çağın gürültüsü içinde kalplerimizi koruyalım. Kötülüğü çoğaltmayalım. Birbirimizi incitmekte yarışmayalım. Sevgiyi zayıflık, merhameti saflık, affetmeyi küçüklük sanmayalım.
Ve Rabbimize şu duayla sığınalım:
Rabbim, kalplerimizi yıka, temizle ve pekiştir. Bizi sevginden uzaklaştıracak her şeyden koru. Rızkımızı temiz, mekanımızı huzurlu, çevremizi hayırlı eyle. Bizi hakikatten ayırma ve kalplerimizi Kıble'den ayırma.
Çünkü bu çağda belki de en büyük ihtiyaç, daha çok şey bilmek değil; kalbi kaybetmeden yaşayabilmektir.
