Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Şehirlerin hafızası taşlara, bazılarının türkülere, bir kısmının ise sofralara siner. Edirne’nin hafızasında ise beyaz bir lezzet bulunur. “Edirne Beyaz Peyniri”
Bir peynirin içinde Trakya’nın meraları, Meriç’in bereketi, hayvancılığın emeği, mandıraların sabrı ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir üretim kültürü saklı.
Edirne Beyaz Peyniri
Kahvaltı sofralarının sevilen lezzeti ama bir coğrafyanın da karakterini taşıyan coğrafi işaretli bir ürün. Türk Patent Kurumu tarafından 23 Ekim 2007’de tescil edilmiş. Şimdilerde AB tescil çalışmaları da devam ediyor.
Tescil belgesinde bu peynirin Edirne’nin Tunca, Meriç, Arda ve Ergene nehirlerinin oluşturduğu coğrafyanın doğal bitki örtüsü ve su kaynaklarıyla beslenen koyun, keçi ve inek sütünden üretildiği belirtiliyor.
Peynirden öte bir lezzet
Edirne Beyaz Peyniri’ni anlatırken “peynir” demek bence biraz yetersiz kalır. Çünkü lezzetin kaynağı o sütün ta kendisi. Sütün geldiği toprak da işin içinde. Hayvanların beslendiği bitki örtüsü de. Özellikle sütün, peynirin aromasına yansıdığı resmi nüshada da vurgulanıyor. Peynirin hafif sarımtırak beyaz rengi, kremamsı yapısı ve tatlımsı, tuzlu, ekşi nüansları da bu karakterin parçaları.
Resmî kayıtlarda Edirne Beyaz Peyniri, salamurada olgunlaşan, tam yağlı, yarı sert ve gözeneksiz/pürüzsüz yapılı bir peynir olarak tanımlanıyor. Geleneksel Peynir Envanteri’nde üretimin on iki ay sürdüğü, şirden kökenli peynir mayasının kullanıldığı ve peynirin tenekede salamura içerisinde en az üç ay olgunlaştırıldığı belirtiliyor.
Emeğin lezzete dönüşme hali
Benim için Edirne Beyaz Peyniri’nin anlamı, tüm bu teknik ayrıntıların ötesinde, emeğin lezzete dönüşmesinde saklı. Sütü sağan üreticiden mandıradaki ustaya, peyniri olgunlaştıran ellerden onu sofraya taşıyan insanlara kadar uzanan bir zincirin son halkasında, sade görünen ama derin bir lezzet duruyor.
Edirne Beyaz Peyniri, aslında koskoca bir coğrafyanın hikâyesini anlatıyor.
Topraktan Sofraya Edirne’de beyaz bir hikâye
Edirne, bu hikâyeyi sofralarda bırakmayarak 18–20 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenen 3. Topraktan Sofraya Edirne Gastronomi Festivali ile şehrin kültürel hafızasının merkezine taşıdı. Bu yılın ana temasının Edirne Beyaz Peyniri olması, bence son derece anlamlı. Çünkü festival; üreticiyi, şefi, gastronomi öğrencisini, kadın emeğini, yöresel ürünleri ve mutfak kültürünü aynı sofrada buluşturdu.
Gastronominin örgütlü emeği “AGAFED”
Bu büyük gastronomi buluşmasının önemli paydaşlarından biri de Avrasya Gastronomi ve Aşçılar Federasyonu oldu. Türk mutfağının araştırılması, geliştirilmesi ve tanıtılmasına katkı sunan federasyon, gastronomi profesyonellerini aynı çatı altında buluşturuyor. AGAFED yine bu festival kapsamında Uluslararası Balkanlar Aşçılık Kupası gibi farklı kategorilerde yarışmalar düzenledi ve bu ilin yerel lezzetlerini profesyonel mutfak dünyasıyla ve farklı coğrafyalardan gelen şeflerle buluşturdu.
Hikayesi olan bir ürün
Edirne Söğütlük Millet Bahçesi’nde gerçekleştirilen festival boyunca peynir tadılan bir ürün olmanın ötesinde hikâyesi anlatılan bir kültür unsuru oldu. Üretici stantları, söyleşiler, atölyeler, tadımlar, fotoğraf ve belgesel çalışmaları, yöresel yemek yarışmaları ve gastronomi etkinlikleriyle Edirne’nin hikâyesi görünür hale geldi.
Festival programında dünyanın en uzun peynir sofrası gibi paylaşma kültürünü öne çıkaran etkinliklerin de yer alması, peynirin leziz bir yiyecek olmasının yansıra insanları aynı masa etrafında buluşturan bir değer olduğunu hatırlattı.
Ben de festivaldeydim
Bu özel buluşmada Edirne Beyaz Peyniri üzerine bir söyleşi gerçekleştirdim. Gerçi söyleşinin başında ülkemizin değerli peynirlerinden biri ile karıştırmış olsam da sonrasında işi Edirne’nin beyaz peyniri üreticilerinden Yardımcı Peynirlerinin 3. Kuşak temsilcisi Demir Yardımcı ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Kemal SOYTÜRK ile tatlıya bağladık diyebilirim. Söyleşide değerli şeflerim Ünal Karataş, Zeynep Yılmazok ve Enver Toprak ile peynirin mutfaktaki yerini, gastronomi kültüründeki karşılığını ve Edirne’nin bu kadim lezzetinin geleceğe nasıl taşınabileceğini konuştuk.
Bazen bir peynir üzerinden toprağı, üreticiyi, geçmişi, bugünü ve yarını konuşursunuz. Bir şehrin kimliğinin sofrada nasıl şekillendiğine tanıklık edersiniz. Edirne Beyaz Peyniri de tam olarak böyle bir lezzet.
Onu tattığınızda ilk olarak tuzunu, aromasını ya da kıvamını hissedebilirsiniz ama aslında biraz da Edirne’yi tadarsınız. Meriç’in bereketini, Trakya’nın yeşilini, mandıranın sabrını ve ustanın el emeğini…
Belki de bu yüzden bazı peynirler kahvaltıda yenir, bazıları ise hatırlanır.
Edirne’nin beyaz peyniri, işte o hatırlanan lezzetlerden
