Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Anadolu’yu anlamanın yolu bazen tarih kitaplarından geçebilir ama bana sorarsanız bir ilin sofrasının başına oturmakta aynı şey. Çünkü bu topraklarda yemek, hatırlamanın, anlatmanın, paylaşmanın ve geçmişi geleceğe taşımanın en eski anlatım biçimlerinden biri.
Yerel bir yemekte o coğrafyanın ruhu, bir lokmada annenin lezzeti ve bir tarifte ise yüzyılların sessiz tanıklığı bulunur.
Afyonkarahisar’da lezzetin hafızasına bir yolculuk
Bu hafta sonu “Lezzetin Hafızası Anadolu” temasıyla 2-4 Ekim 2026 tarihleri arasında düzenlenen 8. Uluslararası Gastro Afyon Turizm ve Lezzet Festivali için Afyonkarahisar’daydım. Üstelik bu kez hem davetli hem de gastronominin nasıl anlatıldığını konuşmak üzere…
Afyon rekorlara doymuyor
2024 yılında 114 metre 70 santimetrelik lokumla gerçekleştirilen dünya rekoru, 2025’te dünyanın en büyük sucuklu yumurtası ve bu yıl 81 ilin lezzetlerini aynı sofrada buluşturan “Dünyanın En Büyük Anadolu Sofrası” ile gastronomi alanındaki üçüncü Guinness rekoru.
Anadolu Mutfağı Afyonkarahisar’daydı
Festivalin en dikkat çekici anlarından biri, 81 ilin yöresel lezzetlerinin buluştuğu 247 metre 68 santimetrelik Anadolu Sofrası ile Guinness Dünya Rekoru’nun kırılmasıydı.
Ancak bu rekor hem uzunluğu hem de taşıdığı anlamla değerliydi.
Farklı şehirlerden gelen üreticilerin stantları, Anadolu’nun büyük bir mutfak haritasını oluştururken her ürün, bir nevi kendi toprağının sesi oluyordu. Türkiye’nin 81 ilinden gelen bu lezzetlerin aynı sofrada buluşması Anadolu’nun birlikte yaşama kültürünün adeta sofradaki yansımasıydı.
Gastronomiyi kim anlatıyor?
“Geleneksel Medyadan Sosyal Medyaya” başlıklı forum, gastronominin bugün geldiği noktayı anlama açısından çok değerliydi. Çünkü mutfağı artık herkes anlatmaya başladı. Başta şef anlatıyor, üretici anlatıyor, gazeteci anlatıyor, akademisyen anlatıyor, fotoğrafçı anlatıyor, blogger anlatıyor ve genç bir sosyal medya kullanıcısı dahi anlatıyor.
Bir tabağın hikâyesi artık gazete sayfasından telefondaki küçük bir ekrana, televizyon programından kısa bir short videoya kadar uzanan büyük bir anlatı evreninin içinde dolaşıyor.
Tüm bu değişimin ortasında değişmeyen tek bir şey var oda hikâyenin ta kendisi. Afyonkarahisar da bu hikâyenin anlatılabildiği en güçlü şehirlerden biri.
Gastronomi kenti Afyon
UNESCO tarafından 2019 yılında Gastronomi Şehri olarak kabul edilen Afyonkarahisar, sucuk, kaymak ya da lokum gibi güçlü gastronomik değerleriyle, üretim kültürü, zanaatı, gelenekleri ve sofrayı bir bütün olarak yaşatma biçimiyle dikkat çekiyor.
Bu ilde gastronomi, vitrinde sergilenen birkaç üründen ziyade tarladan mutfağa, üreticiden ustaya, ev kadınından genç şefe uzanan geniş bir kültürün adı.
Gastronomiyi lezzet hafızası üzerinden anlamak
Bir yemeğin tarifini kaybetmek, aslında o yemeği yapan kişinin elini, ölçüsünü, kokusunu, zamanlamasını ve hikâyesini de kaybetmek demek. Geleneksel tariflerin yaşaması bu yüzden çok önemli. Bir annenin kızına, bir ninenin torununa, bir ustanın çırağına aktardığı her tarif, Anadolu’nun görünmez arşivine bırakılmış bir belge niteliğinde.
Bugün gastronomi dünyasında sıkça konuştuğumuz “yerel” ve “geleneksel” gibi kavramların gerçek karşılığı da tam burada başlıyor.
Bir yemeği değerli kılan başta onun lezzetidir elbette. Ama ardından o lezzetin nereden geldiği ve hangi hikâyeyi taşıdığı da en az lezzeti kadar önemlidir.
Afyonkarahisar’ın festival boyunca ortaya koyduğu yaklaşım da tam olarak buydu. Yarışmalar, workshoplar, paneller, söyleşiler, tadımlar ve kültür etkinlikleriyle gastronominin farklı yüzleri aynı zeminde buluştu. Şefler mutfaktaki hünerlerini sahnede gösterirken üreticiler toprağın hikâyesini anlattı, ziyaretçiler ise bütün bu hikâyelerin tadına baktılar.
Gastro Afyon’un güçlü mesajı
Afyonkarahisar’ın sadece festival günlerinde hatırlanacak bir gastronomi destinasyonu olmadığıydı. Şehir; mutfağı, tarihi, kültürü, termal kaynakları ve kendine özgü şehir dokusuyla yılın 365 günü keşfedilmeyi bekleyen bir değer taşıyor. Festival üç gün sürüyor olabilir; ama geride bıraktığı hikâye üç güne sığmıyor. Tıpkı Anadolu’nun mutfak hafızası gibi…
Sonuç olarak Afyonkarahisar’dan ayrılırken aklımda ne festival alanının kalabalığı ne de stantlarda sıralanan birbirinden güzel ürünler vardı, Anadolu’nun o büyük sofrası kaldı.
