Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Özgür Özel’in son açıklaması, ana muhalefet partisinin liderinin siyaseti hangi zeminde yürütmek istediğine dair önemli sorular doğuruyor.
“Ben savaştayım. Ölümü de göze almışız, hapsi de göze almışız. Ya bu memleketi kurtaracağız ya hep birlikte kaybedeceğiz. Bunun ikinci bir seçeneği yok.”
Sözler sert, iddia büyük, kullanılan dil ise alışılmış siyasi rekabetin oldukça ötesinde.
Peki Özgür Özel neyin savaşını veriyor? Kime karşı savaşıyor? Devlete mi, yargıya mı, siyasi rakiplerine mi? Yoksa kendi partisinin içindeki sorunlarla mı mücadele ediyor?
Bir ana muhalefet liderinin bu sorulara vereceği cevap, kullandığı sloganlardan çok daha önemli.
Yolsuzlukla mücadele mi, soruşturmalarla mücadele mi?
Özgür Özel’in öncelikle cevaplaması gereken soru şu: CHP’li belediyeler hakkındaki yolsuzluk iddialarıyla da aynı kararlılıkla mücadele ediyor mu?
Cumhuriyet savcılıklarının yürüttüğü soruşturmalar elbette siyasi tartışmalardan bağımsız değerlendirilmeli. Soruşturma açılması suçun kesinleştiği anlamına gelmez. İddiaların doğruluğu yargılama sonucunda ortaya çıkar. Siyasi saikle hareket edildiği iddiası varsa bunun da somut delillerle ortaya konulması gerekir.
Ancak bütün bu süreçlerde asıl mesele, yolsuzluk iddialarına karşı nasıl bir tutum alındığıdır.
Özgür Özel, partisindeki belediyelerde ortaya atılan iddiaların üzerine gidiyor mu? Şeffaf bir inceleme ve hesap verme mekanizması işletilmesini istiyor mu? Yoksa soruşturmaları baştan itibaren siyasi operasyon olarak nitelendirerek tartışmayı başka bir zemine mi taşıyor?
“Arkadaşlarımız lekesizdir” demek, hukuki sürecin yerini tutmaz. Aynı şekilde, bir soruşturmanın varlığı da kimseyi peşinen suçlu ilan etmeye yetmez.
Ana muhalefetin görevi yalnızca iktidarı denetlemek değil, kendi yönettiği belediyelerde de hesap verebilirliği savunmaktır.
Burası film seti değilse, siyasetin gerçekleri ne olacak?
Özel’in “Burası bir film seti değil, hayatın ta kendisi” sözleri de üzerinde durulmayı hak ediyor.
Elbette siyaset bir film seti değil. Ancak siyaset aynı zamanda kuralların, kurumların, sorumlulukların ve hesap vermenin alanıdır.
Parti yönetiminde yaşanan tartışmalar, kongre süreçleri, belediyelere ilişkin iddialar ve yeni parti arayışları bu gerçekliğin bir parçası değil mi?
Bir taraftan olağanüstü bir mücadele içinde olunduğu söylenirken diğer taraftan siyasi organizasyonun en temel meselelerinde yaşanan sorunlar nasıl açıklanacak?
Yeni Parti adıyla ortaya konulan siyasi girişimde isim tartışmaları yaşandı. Parti yapılanması, üyelik sistemi ve teşkilatların işleyişi konusunda da kamuoyuna açıklanması gereken sorular gündeme geldi.
Üstelik üyelerin seçtiği il ve ilçe yöneticilerinin daha sonra değiştirildiği yönündeki iddialar da tartışılıyor. Eğer üyelerin iradesiyle belirlenen yönetimler siyasi baskıyla değiştirildiyse, bu durumun demokratik katılım iddiasıyla nasıl bağdaştığı açıklanmalı.
Doğrudan demokrasi söylemiyle yola çıkıp teşkilat yönetiminde merkezî müdahalelerle karşı karşıya kalmak, en azından ciddi bir tutarlılık tartışması doğurur.
Mücadele söylemi, yönetim sorunlarını örtebilir mi?
CHP’nin Meclis grup yönetimine ilişkin mali tartışmalar da açıklığa kavuşturulması gereken başlıklardan biri. 5 milyon TL Yeni Parti’nin kuruluşundan bir gün önce nasıl hesap değiştirdi? Burada önemli olan, ortaya atılan iddiaların belgelerle incelenmesi ve sorumluların hesap vermesidir.
Siyasi partilerde para, yönetim, üyelik ve teşkilatlanma meseleleri tali konular değildir. Bunlar doğrudan güven meselesidir.
Bir partinin adı konusunda yaşanan sorunlardan üyelik rakamlarına, teşkilat iradesinden mali tartışmalara kadar uzanan başlıklar, yalnızca sert açıklamalarla ortadan kaldırılamaz.
Özgür Özel’in “savaştayız” sözleri bu nedenle yeni sorular doğuruyor:
Bu mücadele, partinin kurumsal sorunlarını çözmek için mi veriliyor, yoksa bütün sorunları siyasi kuşatma söyleminin içine yerleştirmek için mi?
Peki, sonuç ne?
Özgür Özel’in sözleri, siyaseti normal rekabetin ötesinde bir mücadele olarak tanımladığını gösteriyor. Ancak bu yaklaşımın siyasi sonuçları ve kurumlar arasındaki ilişkilere etkisi tartışılmaya açık.
Demokratik siyasette iktidara karşı mücadele etmek meşrudur. Hukuka aykırı uygulamalara itiraz etmek de meşrudur. Fakat yargı kararlarını, soruşturmaları ve siyasi rakipleri toptan aynı kategoriye yerleştirmek, sorunların çözümünü kolaylaştırmaz.
Üstelik yeni bir siyasi hareket iddiası taşıyan bir yapının kendi içindeki yönetim, isim, üyelik ve mali meseleleri açıklığa kavuşturması gerekir.
Çünkü bir siyasi hareketi yalnızca iktidara yönelttiği eleştiriler değil, kendi sorunları karşısında gösterdiği tutum da tanımlar.
Özgür Özel, “Ya bu memleketi kurtaracağız ya hep birlikte kaybedeceğiz” diyor.
Peki, memleketi kurtarma iddiasıyla yola çıkanların önce kendi siyasi organizasyonlarındaki sorunları çözmesi gerekmiyor mu?
Siyasette mücadele etmek başka, her meseleyi savaş olarak tanımlamak başka.
Asıl soru şu: Özgür Özel’in savaşı hangi sorunları çözmeyi hedefliyor ve bu savaşın sonunda Türkiye’ye hangi somut çözümü vaat ediyor?
