Türkiye’nin büyüyen etkisi ve Türk dünyasının sınavı

GİRİŞ:
2026-11-02
saat ikonu 09:15
|
GÜNCELLEME:
2026-11-02
saat ikonu 09:15

’nın Ankara’da gerçekleştirilen 13. zirvesinde en önemli başlıklardan biri, Türk devletleri arasında kurulması hedeflenen stratejik ortaklık vizyonuydu. 

Cumhurbaşkanı , Türkiye’nin dönem başkanlığında bu hedef doğrultusunda çalışacaklarını açıkladı.

Bu vizyonun en somut ayağını ise Orta Asya’dan Hazar Denizi’ne, Güney Kafkasya üzerinden Türkiye’ye ve oradan Avrupa’ya uzanan Trans Hazar, diğer adıyla Orta Koridor oluşturuyor.

Orta Koridor yalnızca bir ticaret güzergâhı değil. Enerji kaynaklarının güvenli taşınmasını, ekonomik ilişkilerin derinleşmesini ve Türk dünyasının küresel ölçekte daha güçlü bir jeopolitik aktöre dönüşmesini sağlayabilecek stratejik bir proje.

Geleceğin bu stratejik projesi, geçici siyasi gerilimlerin gölgesinde kalmamalı.

TRUMP 2 KEZ ARADI 

ABD Başkanı ’ın bu hattın öneminin farkında olduğu görülüyor. Zirve öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı iki kez arayarak başarı dileklerini iletmesi, projenin uluslararası ölçekte taşıdığı önemin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diplomasi atağı sadece ABD Başkanı Trump görüşmesiyle sınırlı değil. 

TÜRKİYE HİÇBİR ALANI BOŞ BIRAKMIYOR 

Türkiye - Suudi Arabistan - Pakistan arasında imzalanan Mekke İttifakı Anlaşmasını bölgede dengeleri şimdiden değiştirdi bile. İttifak anlaşması henüz ulusal Meclislerden geçmeden önce Avrupa ülkeleri ardından İran’la temaslar başladı.  

Libya Meclisi Türkiye ile deniz yetki alanları anlaşmasını onayladı. Libya’dan gelen onay ‘Kuşatılmak istenen Türkiye’nin’ bu amacı taşıyan ülkelere net ve kesin bir cevabıydı. 

Ankara’daki NATO zirvesi, Rusya İsrail dengesi nedeniyle Azerbaycan Ankara’ya gelmezken Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin İstanbul ziyareti ve daha sayısını unuttuğumuz uluslararası görüşmeler. Bunlara ek olarak Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci.. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk Hariciyesi hiçbir alanı boş bırakmıyor. Olumsuz gibi görünen süreçler yapılan ataklarla boşa çıkarılıyor. Türk devlet aklı her zaman öncelikli olarak çalışıyor.  

DÜNYADA DENGELER DEĞİŞİYOR

Elbette ülkeler arasında görüş ayrılıkları olabilir. Her devletin kendi güvenlik kaygıları, dış politika öncelikleri ve farklı ilişki biçimleri vardır. Ancak Türkiye’nin tarihî tecrübesinden, diplomatik birikiminden ve bölgesel imkânlarından yararlanmak, Türk dünyasının tamamı için kazanım olacaktır.

Burada kurulan ilişki, bir abilik ilişkisi değil, eşitler arasında kardeşlik ilişkisidir. Türkiye’nin beklentisi de diğer Türk devletlerinin kendi iradeleriyle hareket etmelerinden vazgeçmeleri değil, ortak çıkarlar söz konusu olduğunda daha güçlü bir dayanışma sergilemeleridir.

ANKARA İLE BAKÜ BİRBİRİNDEN UZAKLAŞMAMALI

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, sıradan bir diplomatik ortaklığın çok ötesindedir. Tarihî bağlar, ortak kültür ve yıllar içinde oluşan stratejik dayanışma, iki ülkeyi birbirine derinden bağlamaktadır. Bu ilişkinin zayıflaması, yalnızca Ankara ve Bakü’yü değil, bütün Türk dünyasının geleceğini etkiler.

Küresel sistemin yeniden şekillendiği, ittifakların sorgulandığı ve bölgesel dengelerin hızla değiştiği bir dönemde Türkiye ile Azerbaycan’ın birbirinden uzaklaşması yerine daha yakın durması, iki ülkenin de risklerini azaltacaktır.

İSRAİL ÖRNEĞİ DOĞRU OKUNMALI

Bölgede yaşanan gelişmeler ‘güvenilir ortaklıkların’ ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. İsrail’in savaş ve çatışmalarla şekillenen bölgesel politikaları, Orta Doğu’da kalıcı istikrarın önündeki ciddi sorunlardan biri olarak öne çıkıyor.

İsrail’le kurulan ilişkiler üzerinden Türkiye’nin güvenilirliğini tartışmaya açmak, stratejik önceliklerin yeniden değerlendirilmesini gerektirir. Türkiye, Türk dünyası açısından yalnızca önemli bir ortak değil; zor zamanlarda dayanışma gösterme kapasitesine sahip bir kardeş ülkedir.

Azerbaycan’ın denge politikası, Türkiye ile İsrail arasında tercih yapmaya indirgenmemeli; fakat bu denge uğruna Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güven de riske atılmamalıdır.

Bugün ihtiyaç duyulan, Bakü’nün bağımsız dış politika iradesini sorgulamak değil; Ankara ile Bakü’nün görüş ayrılıklarını karşılıklı güven ve doğrudan diyalogla yönetmesidir.

ANTALYA ZİRVESİ BİR FIRSAT OLABİLİR

Azerbaycan’dan gelen bilgilere göre Cumhurbaşkanı ’in, 11-12 Kasım tarihlerinde Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31 zirvesine katılması bekleniyor.

Sayın Aliyev’in Antalya’ya gelmesi, Ankara ile Bakü arasındaki diyaloğun güçlendirilmesi ve mevcut gerilimlerin aşılması için önemli bir fırsat olabilir.

Umut edelim ki bu ziyaret gerçekleşsin ve iki ülke arasındaki gerilim telafisi güç sonuçlar doğurmadan çözüme kavuşturulsun.

Kardeşlik, her konuda aynı düşünmek değil; farklılıkları aşarak ortak geleceği koruyabilmektir.