Dünya beşten büyüktür, peki Türkiye kendi sınırlarından ne kadar büyük?

GİRİŞ:
2026-11-07
saat ikonu 13:12
|
GÜNCELLEME:
2026-11-07
saat ikonu 13:12

Bazı cümleler vardır, söylendiği salonun duvarları arasında kalmaz; ülkelerin dış politika vizyonuna, devletlerin gelecek tasavvuruna ve milletlerin tarihsel sorumluluğuna ışık tutar. Başbakan Yardımcısı Sayın Fikrim Damka'nın Harran Üniversitesinde gerçekleştirdiğimiz buluşmada kullandığı bir cümle de tam olarak böyleydi: “Dünya beşten büyüktür ama de, Türkiye'den büyüktür.”

Aslında bu söz, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir dış politika perspektifini ortaya koyuyor.

6 Kasım Cuma günü Harran Üniversitesi ev sahipliğinde, EkoAvrasya Vakfı ve MİSİAD iş birliğiyle düzenlenen programda Kosova Başbakan Yardımcısı ve Kosova Demokratik Türk Partisi Genel Başkanı Sayın Fikrim Damka'yı ağırladık. Benim moderatörlüğünü  üstlendiğim, “Gençlerden Ortak Geleceğe: Türkiye-Kosova İlişkilerinde Yeni Fırsatlar” başlıklı söyleşide, iki ülke arasındaki ilişkileri yalnızca geçmişin ortak hatıraları üzerinden değil, geleceğin siyasi, ekonomik, akademik ve stratejik fırsatları üzerinden değerlendirdik.

Özellikle gençlerin gözünden Türkiye-Kosova ilişkilerinin önümüzdeki yıllarda nasıl şekillenmesi gerektiğini konuştuk. Çünkü uluslararası ilişkilerde geçmiş, ülkeleri birbirine yaklaştırabilir; ancak geleceği inşa eden şey ortak hedefler, güçlü kurumlar ve kararlı yöneticilerdir.

Fikrim Damka'nın konuşmasında dikkatimi çeken en önemli husus, Türkiye'nin uluslararası sistemdeki konumuna ilişkin değerlendirmesiydi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın uluslararası siyasette güçlü bir karşılık bulan “Dünya beşten büyüktür” yaklaşımına atıfta bulunarak Türkiye'nin yalnızca kendi coğrafyasıyla sınırlı bir ülke olmadığını, Türkiye'nin Türkiye'den büyük olduğunu vurguladı.

Bu cümlenin üzerinde durmak gerekiyor.

Çünkü Türkiye'nin büyüklüğü yalnızca yüzölçümüyle, nüfusuyla, ekonomik kapasitesiyle veya askeri gücüyle ölçülemez. Türkiye'nin büyüklüğü; Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Orta Asya'dan Orta Doğu'ya, Afrika'dan Avrupa'ya uzanan tarihsel, kültürel, ekonomik ve diplomatik ilişkiler ağında saklıdır.

Türkiye, kendi sınırlarının ötesinde bir etkiye ve sorumluluğa sahip ülkedir. Ancak bu etki, geçmişin hatıralarını sürekli gündemde tutmakla değil, bugünün ihtiyaçlarına cevap veren somut iş birlikleri kurmakla anlam kazanır. İşte Türkiye'nin asıl sınavı da burada başlıyor.

Kosova bu açıdan Türkiye için son derece önemli bir ülkedir. Balkanlar'ın kalbinde yer alan Kosova ile Türkiye arasındaki ilişkiler, diplomatik temasların çok ötesinde bir anlam taşıyor. Ortak tarih, kültürel yakınlık, toplumsal bağlar ve karşılıklı güven bu ilişkinin temelini oluşturuyor.

Ancak artık bu güçlü zemini yeni bir seviyeye taşımak zorundayız.

Türkiye-Kosova ilişkileri yalnızca diplomatik ziyaretlerden, karşılıklı iyi niyet açıklamalarından ve tarihsel yakınlıktan ibaret kalmamalı. Eğitim, teknoloji, savunma sanayii, turizm, ticaret, lojistik, yatırım ve girişimcilik alanlarında çok daha güçlü bir iş birliği geliştirilmelidir.

Özellikle Kosova'nın Avrupa pazarlarına açılan konumu ile Türkiye'nin üretim, ticaret ve lojistik kapasitesi birlikte değerlendirildiğinde önemli fırsatlar ortaya çıkıyor. Türk iş dünyasının Kosova'daki yatırımları artırması, Kosovalı girişimcilerin Türkiye pazarına daha kolay erişmesi ve iki ülke arasında ortak üretim modellerinin geliştirilmesi gerekiyor.

Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: İki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek isteyen yöneticilerin, bu ilişkiyi yalnızca kendi dönemlerinin diplomatik başarısı olarak görmemesi gerekir. Gerçek başarı, kendilerinden sonra da devam edecek kurumsal ve ekonomik bağlar oluşturabilmektir.

Sayın Fikrim Damka'nın yaklaşımında benim açımdan kıymetli olan hususlardan biri de buydu. Bir ülkenin yöneticisi, başka bir ülkeyle ilişkileri geliştirmeyi gerçekten istiyorsa bunun gereğini yalnızca kendi ülkesinde değil, karşı tarafta da anlatabilmeli ve ortak hedefler doğrultusunda hareket edebilmelidir.

Türkiye'nin de dış ilişkilerinde bu anlayışı benimseyen, uluslararası iş birliğini kişisel temasların ötesine taşıyabilen, uzun vadeli düşünebilen ve karşılıklı güven oluşturabilen yöneticilere ihtiyacı var.

Çünkü dış politika yalnızca devletlerin birbirine söyledikleri güzel sözlerden ibaret değildir. Dış politika, o sözlerin arkasını doldurabilme kapasitesidir.

Harran Üniversitesindeki buluşmamızın en önemli boyutlarından biri de gençlerdi. Öğrencilerin doğrudan sürece katılması, sorular sorması ve Kosova'nın sunduğu fırsatları bir devlet yetkilisinden dinlemesi son derece kıymetliydi.

Bugünün gençleri yarının diplomatları, akademisyenleri, iş insanları, bürokratları ve siyasetçileri olacak. Türkiye ile Kosova arasındaki ilişkilerin geleceğini de bu kuşak belirleyecek.

Bu nedenle iki ülke arasında öğrenci değişim programları artırılmalı, ortak üniversite projeleri geliştirilmeli, genç girişimcilere yönelik programlar oluşturulmalı ve Türkçe ile Arnavutça başta olmak üzere dil ve kültür çalışmalarına daha fazla önem verilmelidir.

Özellikle üniversiteler, uluslararası ilişkilerin yalnızca konuşulduğu değil, uygulamaya dönüştürüldüğü merkezler olmalıdır.

Harran Üniversitesi gibi köklü kurumların Balkanlar ile Anadolu arasında akademik, kültürel ve ekonomik köprüler oluşturması bu bakımdan önem taşıyor. Üniversitelerin uluslararasılaşması, sadece yabancı öğrenci sayısını artırmak değildir. Aynı zamanda ülkeler arasında kalıcı iş birlikleri ve ortak bir gelecek inşa etmektir.

Şanlıurfa'nın tarihsel ve coğrafi konumu da bu ilişkiler açısından ayrı bir fırsat sunuyor. Balkanlar ile Anadolu arasında kurulacak yeni ticari ve akademik bağlantılarda Şanlıurfa'nın daha etkin bir merkez hâline gelmesi mümkündür.

Bunun için yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve iş dünyasının birlikte hareket etmesi gerekiyor.

Sayın Fikrim Damka'nın kullandığı “Türkiye, Türkiye'den büyüktür” ifadesini ben yalnızca Türkiye'ye yönelik bir övgü olarak okumuyorum. Bu söz aynı zamanda Türkiye'nin kendisine biçtiği uluslararası rolü doğru anlaması gerektiğine yönelik bir hatırlatmadır.

Türkiye, etrafındaki gelişmelere yalnızca tepki veren bir ülke olmamalı; gelişmeleri okuyabilen, çözüm üretebilen, ortaklıklar kurabilen ve geleceği şekillendirebilen bir aktör olmalıdır.

Ancak bunun yolu, her şeyi devletler arası siyasi temaslara bırakmaktan geçmiyor. İş dünyasının, üniversitelerin, sivil toplumun ve gençlerin de bu vizyonun parçası olması gerekiyor.

Kosova ile ilişkiler bu yaklaşımın somut örneklerinden biri olabilir. Türkiye, Kosova ile kurduğu güçlü ilişkileri Balkanlar'daki diğer dost ülkelerle geliştireceği iş birliklerine de örnek teşkil edecek bir seviyeye taşıyabilir.

Bunun için Türkiye'de de Fikrim Damka gibi ilişkileri geliştirmeyi yalnızca bir diplomatik görev olarak değil, uzun vadeli bir stratejik sorumluluk olarak gören yöneticilerin sayısının artması gerekiyor. Çünkü uluslararası ilişkilerde samimiyet kadar süreklilik, vizyon kadar uygulama, dostluk kadar karşılıklı ekonomik fayda da önemlidir.

Harran Üniversitesinde gerçekleştirdiğimiz buluşmadan geriye benim açımdan kalan en önemli düşünce şu oldu: Türkiye'nin gücü yalnızca kendi sınırları içerisinde ürettikleriyle değil, sınırlarının ötesinde kurabildiği güven, dostluk ve iş birliğiyle de ölçülmelidir.

Dünya beşten büyükse, Türkiye de kendi sınırlarından büyük bir vizyon taşımak zorundadır. Bu vizyonun adı ise geçmişin mirasını geleceğin ortak kazanımlarına dönüştürmektir.

Kosova ile Türkiye arasındaki dostluk da bu büyük vizyonun önemli halkalarından biridir.